Yolsuzluk Nedir?


Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlük’te “yolsuzluk” kelimesi “Bir görevi, bir yetkiyi kötüye kullanma”‘ya karşılık olarak almaktadır. Dünya Bankası yolsuzluğu, “Kamu gücünün özel çıkar için kullanılması” şeklinde tanımlamıştır.

4 Ocak 1999 tarihli Avrupa Konseyi Yolsuzlukla Mücadele Özel Hukuk Sözleşmesi’nin 2 nci maddesinde yolsuzluk; “…doğrudan doğruya ya da dolaylı yollardan rüşvet ve yasadışı bir menfaat temin eden kişinin yürüttüğü görevlerin veya gerekli davranışların yasalara uygun bir şekilde yerine getirilmesinde sapmalara yol açan rüşvet veya başka her türlü yasadışı menfaatin talep edilmesi, teklif edilmesi, verilmesi ya da kabul edilmesi” şeklinde tanımlanmıştır.

Birleşmiş Milletler Bölgeler Arası Suç ve Adalet Araştırmaları Enstitüsü (UNICRI)tarafından yolsuzluk; “kamu ve özel kuruluşların karar verme mekanizmalarındaki yozlaşma ve bozulma” şeklinde özel kesimi de kavrayacak şekilde tanımlanmıştır.

Uluslararası Saydamlık Örgütü ise sadece kamu değil özel kesimdeki yolsuzluğu da dikkate alan daha genel tanımlar yapmayı tercih etmiştir. Akademisyenlerce farklı yolsuzluk tanımları yapmaktadır. Pek çok tanımlama çabalarına rağmen, yolsuzluğu tüm unsurları ile kapsayan, evrensel olarak kabul görmüş tek bir tanım bulunmamaktadır. Nitekim yolsuzlukla mücadele alanında en önemli uluslararası belge olan Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi hazırlık aşamalarında da genel bir yolsuzluk tanımına ulaşılamamış; bunun için Sözleşmede yolsuzluk tanımı yerine temel yolsuzluk fiil ve tiplerinin listelenmesi yöntemi seçilmiştir. Türk hukukunda da “yolsuzluk” tanımı veya bu adda bir suç yoktur. 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununda yolsuzluk ayrı bir suç olarak değil, bir suç kategorisi olarak ele alınmıştır. Kanun, aslında bir yolsuzluk türü olan rüşveti ayrıca zikretmiştir.

Yolsuzluğun Küçüğü Büyüğü Olur mu?

Genel etik yaklaşım açısından yolsuzluğun büyüğü küçüğü olmaz. Her ikisi de kişideki ve toplumdaki yozlaşmayı, bozulmuşluğu, kokuşmuşluğu içerir. Ancak ekonomik, hukuki, siyasi ve toplumsal alanda doğurdukları sonuçlar açısından böyle bir ayrım söz konusu olmaktadır.

Büyük yolsuzluktan kasıt, hükümet dahil kamu yönetiminin üst seviyelerine sirayet etmiş devlet yönetimini, hukukun üstünlüğünü ve ekonomik istikrarı önemli derecede erozyona uğratan yolsuzluklardır(i). Bu yolsuzluklar nedeniyle ilgililerin elde ettiği menfaatler bazen inanılmaz boyutlara ulaşabilir. Aşağıda, zimmet, rüşvet ve benzeri yolsuzluk fiillerini işleyen kişilerin sadece yurt dışındaki bankalara transfer ettikleri rakamlar yolsuzluk rakamlarının hangi boyutlara ulaşabileceğini göstermesi açısından önemlidir.

Küçük yolsuzluk (petty corruption) ise, öncelikli veya özel muamele görmek isteyenlerin verdiği küçük miktarlı para veya düşük düzeydeki pozisyonlara arkadaş veya yakınının atanması gibi daha alt düzeyde ve küçük menfaatleri içeren hukuka aykırı veya etik olmayan uygulamaları içermektedir.

Büyük yolsuzluk ile küçük çaplı yolsuzluklar arasındaki temel fark, büyük yolsuzlukların kamu yönetiminin işleyişi ve kamu politikalarının oluşumu üzerinde etkide bulunmasına karşılık; küçük yolsuzlukların, oluşmuş kamu yönetiminin, sosyal yapıların bir sonucu olarak ortaya çıkmasıdır.

Yolsuzluk Yeni Bir Olgu mudur?

Yolsuzluk günümüze has bir olgu değildir. Devlet denen soyut kavramın kurumları ile tecessüm ettiği günden bu yana değişik türde yolsuzlukların da var olduğunu söylemek yanlış olmaz. Weber’e göre devlet, meşru güç kullanma tekelidir. Devletin bu tekeli elinde bulundurması nedeniyle bir takım rantlar ortaya çıkmaktadır ve rantın olduğu her yerde rüşvet ve yolsuzluk vardır(ii).

Osmanlı Devletinin en ihtişamlı dönemi olarak bilinen Kanuni Sultan Süleyman döneminde üç akçelik maaşını alamayan Fuzuli’nin “Selam verdim rüşvet değildür deyu almadılar/Sualime cevaptan gayri nesne vermediler.” şeklindeki yolsuzluğun en yaygın görünen türü olan rüşvete karşı serzenişini dile getiren dizeleri konuya ilişkin çarpıcı bir örnek teşkil etmektedir. Osmanlı Devletinin çöküş dönemine tekabül eden 19. yüzyılda ise rüşvetin yaygınlaştığını ve bu yüzden, padişah da dahil, Bab-ı Ali’deki üst düzey yöneticilerin aşağıdaki yemini ettikleri ve bu yeminin taşradaki memurlarca da halkın önünde tekrarlandığına şahit olunmuştur. Yemin metni şöyledir(iii):

“Padişahıma ve devlet-i aliyelerine sadakatten ayrılmayacağıma ve padişahımın ruhsat-ı seniyesi ile kabulü mecaz olan hedayayı resmiyeden başka memnu olan hediyeleri kabul etmeyeceğime ve emval-i miriyeyi irtikab ve telef etmeyip kimseye ettirmeyeceğime ve lüzum-u hakikisi tebeyyün etmedikçe hazine-i miriyeden masraf yaptırmayacağıma ve hazine-i miriyeye ait hiçbir nesneyi zatım için kullanmayacağıma ve mücerret hatır için memur istihdamına lüzum görmeyeceğime vallahi ..”

Yemin metninin bugünkü Türkçe ile ifadesi ise şöyledir(iv):

“Padişahıma ve Devlete sadakatten ayrılmayacağıma, hangi ad altında olursa olsun rüşvet almayacağıma, kabulü yasak olmayan hediyeler dışında kalan yasak hediyeleri kabul ve Devlet malını irtikap ve ziyan etmeyeceğime ve kimseye de ettirmeyeceğime, mutlaka icap etmedikçe Devlet hazinesinden masraf edilmesine meydan vermeyeceğime ve sadece hatır-gönül için memur kullanmayacağıma ve kullanılmasına lüzum görmeyeceğime vallahi billahi ile Kur’an-ı Kerim’e el basarak yemin ederim.”

Yolsuzluğun, çok eskiye dayanmasına karşılık, son yıllarda yolsuzluk ve bunun etkileri konusuna ilginin giderek arttığı görülmektedir. Gittikçe artan bu ilginin ardında, 1990’lardaki ekonomik ve politik gelişmelerle birlikte başta rüşvet olmak üzere yolsuzluğun yaygınlaşarak zirve noktasına ulaşması bulunmaktadır. Yoksa bu durumu medyadaki gelişmeler neticesinde çok eskilere dayanan bir olgudan daha fazla haberdar olma şeklinde açıklamak tatmin edici olmayacaktır(v). 1960′ lı yıllardan bu yana devletin ekonomideki artan rolü ve birçok ülkede yaşanan ekonomik dönüşüm, küreselleşme, bilişim teknolojilerindeki gelişmeler ve buna paralel olarak kara para aklama imkanlarının artması, organize suç örgütlerinin her geçen gün büyümesi ve sınır tanımaz bir nitelik kazanması yolsuzluğun son yirmi yılda hızlı bir ivme kazanmasına ve yaygınlaşarak küresel bir nitelik almasına neden olmuştur. Yolsuzluğun kazandığı bu yeni nitelik uluslararası alanda da bu tehdit ile mücadele için yeni girişim, sözleşme ve oluşumları gündeme getirmiştir.


Yolsuzlukla Mücadele Neden Önemlidir?

Yolsuzluğun ortaya çıkardığı sonuç, sadece kamu gücünü kötüye kullanan görevlinin elde ettiği özel çıkarla sınırlı değildir. Yolsuzluk, toplumun her alanında önemli sorunları da beraberinde getirir. Örneğin, yeterli şartları taşımadığı halde rüşvetle alınan inşaat ruhsatı sadece ruhsatı veren makamla ruhsatı talep eden kişi arasında sonuç doğurmaz. Şartları taşımadan yapılan inşaatın düşük şiddetli bir depremde veya bazen kendiliğinden çökmesi durumunda ortaya çıkan mal ve can kaybı aslında doğrudan yolsuzluğun sonucudur. Örneğin yargıya sirayet etmiş yolsuzluk, suçluların cezalandırılmaması, adalet duygusunun zedelenmesini, dolayısıyla kişilerin hukuk dışı yollara sapmasına neden olur. En temel kurumlara olan inanç zayıflar. Siyasetin ve siyasetçilerin yozlaşması sonucu ise, halkın iradesinin yerini, çeşitli güç çevreleri alır. Dolayısıyla yolsuzluk sadece rüşvete konu değer veya zimmete geçirilen kamu kaynağı gibi unsurlarla sınırlı olmayan, ekonomik, siyasi, hukuki ve toplumsal açıdan derin sonuçları olan bir olgudur. Bu nedenle yolsuzlukla mücadele, aynı zamanda yoksullukla, adaletsizlikle mücadeledir. Demokratik kurum ve kuralların işlediği, hukukun hakim olduğu müreffeh bir Türkiye için yolsuzlukla mücadele ön şarttır.

Reklamlar