Archive for 02 Aralık 2010


Her yıl Filistin Halkı ile Dayanışma Uluslararası Gününde Filistinlilerin içinde bulundukları durumu yansıtıyor ve barış için daha neler yapabileceğimizi irdeliyoruz.

İki konu 2011 yılında kritik eşiğe erişecek.

Birincisi, Filistin Başkanı Abbas ve İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Eylül ayına kadar daimi statü konusunda bir çerçeve anlaşması için çabalayacakları taahhütünde bulunmuş olmaları. İkincisi Filistin Yönetiminin devlet oluşumuna hazırlık için iki yıldır sürdürdüğü programın Ağustos ayına kadar tamamlanmasına yönelik ilerlemenin devam ediyor olması.

Orta Doğu Dörtlüsünün 2010 Eylül ayında yaptığı toplantıda, liderlerin belirlediği söz konusu sürelerde bir anlaşmaya varılmasının mümkün olduğu ve Filistin Yönetiminin, kurumsallaşma ve kamu hizmetleri konusundaki performasını sürdürmesi halinde, yakın bir tarihte Devlet kurabilecek konumda olduğu belirtildi.

Ancak, çok az Filistinli gelecek yıl hatta ileride bir tarihte kesin bir sonuç elde edilebileceği konusunda iyimser bir bakışa sahip. Bölgedeki duruma baktığımda bu umutsuzluğun nedenini anlıyorum. Eylül ayında nihai statü konusundaki doğrudan görüşmelerin başlamasından kısa bir süre sonra, İsrail’in yerleşim yeri inşaatlarını durdurma konusunda aldığı övülmeye değer kararın süresini uzatmaması Filistinlilere zarar verdi. Batı Şeria’da yüzlerce yeni konut inşaatı başlatıldı ve Doğu Kudüs’te yeni yerleşim yerlerine izin verildi. Bu durum siyasi sürecin güvenilirliğine ciddi bir darbe vurdu. Uluslararası hukuk ve Yol Haritası çerçevesinde yerleşim yeri faaliyetlerini dondurma konusunda sorumluluk İsrail’e düşüyor.

Barışın yakında sağlanabileceğinden umutluymuş gibi görünen İsrailli sayısının çok az olduğu da doğru. Ancak, tüm İsraillilerden güvenilir bir güvenlik ortağının inkar edilemez bir şekilde ortaya çıkmaya başlamasına, Başkan Abbas’ın İsrail’in barış ve güvenlik içinde yaşama hakkı konusundaki taahhütünün devam ediyor olmasına ve terrörizmi ve şiddeti reddetmesine yeni bir gözle bakmalarını istiyorum. Ayrıca herkese, Arap Barış Girişiminin, iki devlet temelli çözümü ve kapsamlı Arap-İsrail barışını İsrail ile Arap ülkeleri arasında normal ilişkilerin kurulmasının takip edeceğini vaat ettiğini hatırlatıyorum.

Geçtiğimiz yıl bölgede koşulların iyileştirilmesi için atılan adımları takdirle karşılıyorum. Ancak, daha yapılması gereken çok şey var. Filistin Yönetimi devlet için gerekli olan kurumları mutlaka geliştirmeli, terör saldırıları ile mücadele etmeli ve tahrikleri engellemelidir. Aynı zamanda işgalle birlikte ortaya çıkan önlemlerin, özellikle de seyahat, erişim ve güvenlik ile ilgili olanların terse çevrilmesi İsrail’in hem çıkarınadır hem de görevidir.

Gazze’deki durum bende ciddi bir endişe yaratmaya devam ediyor. Israil’in politikilarını değiştirmesini ve önemli sayıda Birleşmiş Milletler projesini kabul etmesini takdirle karşılıyorum. Ancak bu sadece bir ilk adım olabilir. Bunları Güvenlik Konseyinin 1860 sayılı kararının eksiksiz uygulanması izlemelidir. İsrail’in sivil amaçlı yeniden yapılanma çalışmalarının genişlemesine, insanların ve malların serbest dolaşımına ve ihracata daha fazla imkan tanıması ve projelerin kolay bir şekilde yürütülmesine yardımcı olması gerekmektedir. Gazze’den roket saldırıları sona ermelidir. Mahkum değişimi, fiili sükünetin uzaması ve Filistinliler arasındaki uzlaşmada ilerleme sağlanması diğer ana konuları oluşturmaktadır.

1967 yılında başlayan işgalin sona ermesi, her iki tarafın güvenlik konusundaki temel endişelerine ve mülteci sorununa çözüm bulunması ve Kudüs’ün müzakereler sonucu iki Devletin başkenti olarak görülmesi gerektiği hususunda ezici bir uluslararası mutabakat mevcut bulunuyor. İki lideri de tarihi bir barışa ulaşmak için devlet adamlığı ve siyasi cesaret göstermeye çağırıyorum. Uluslararası topluluk da barış için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye mutlaka hazır olmalı.

Gelecek yılın, Orta Doğu’da Güvenlik Konseyinin 242, 338, 1397, 1515 ve 1850 sayılı kararları, daha önce varılan anlaşmalar, Madrid Çerçeve Anlaşması, Yol Haritası ve Arap Barış Girişimi temelinde adil ve kalıcı bir barışın sonunda temin edildiği bir yıl olmasını sağlayalım. Ben söz konusu çabaları desteklemek için yetkim dahilinde her şeyi yapacağım.
http://www.un.org.tr’den alıntı

Reklamlar

Araştırmalar, en az gelişmiş ülkelerin yoksulluk ile kalıcı ve uzun vadeli mücadelede başarılı olabilmek için ekonomilerini çeşitlendirmeleri ve modernleştirmeleri gerektiğini gösteriyor

Ankara, 26 Kasım 2010 (BM Enformasyon Merkezi) –Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) tarafından hazırlanan ve dün Cenevre’de açıklanan En Az Gelişmiş Ülkeler (*) (EAGÜ) 2010 raporunda söz konusu ülkelerin küresel ekonomik krizi beklenenden daha iyi bir şekilde göğüsledikleri, ancak, ekonomik büyümede henüz istikrar kaydedemedikleri belirtiliyor.

Raporda, Dünyanın en yoksul 49 ülkesinin katma değer yaratan mallar ve hizmet sektörü üzerinde daha fazla yoğunlaşarak üretim kapasitelerini artırmaları gerektiği, aksi takdirde süreğen yoksulluk döngüsünü kırmalarının zor olacağı belirtiliyor. Son yoksulluk verilerine göre, En Az Gelişmiş Ülkelerde aşırı yoksulluk içinde yaşayan insan sayısının 1980-2007 yılları arasında iki kat artarak 421 milyona ulaştığı görülüyor.

Raporda, tüm bu gelişmeler ışığında En Az Gelişmiş Ülkeler için yeni bir kalkınma yapısının oluşturulmasının gerektiği vurgulanıyor.

Raporda, küresel ekonomide büyümenin yaşandığı 2002-2007 döneminde EAGÜ’in ortalama büyüme oranının yüzde 7 olduğu, ancak, bunun üretim kapasitelerinin artmasından dolayı değil ham madde ihracatının yükselmesinden kaynaklandığı belirtiliyor. Ayrıca, EAGÜ ihraç ürünlerinin de bazı kalemlerle sınırlı kaldığı vurgulanıyor. Raporda, ticaretin ve kapital akışının liberalleştirilmesinin ekonomiyi çeşitlendirmeye yetmediği, yurtiçi üretim kapasitelerinin de arttırılması gerektiği ifade ediliyor.

Raporda, EAGÜ’i orta vadede zorlu bir dönemin beklediği, düşük yatırım ve mali kaynağın ciddi bir sorun olmayı sürdürdüğü ve EAGÜ ekonomilerinin iyileşmesinin diğer ekonomilerin iyileşmesine bağlı olduğu belirtiliyor.

Yeni Bir Uluslararası Kalkınma Yapılanması

Raporda, EAGÜ’in artık eski ekonomik sistem ile devam edemeyecekleri ve yeni bir kalkınma yapılanmasına gitmelerinin gerektiği ifade ediliyor ve bu yeni yapının aşağıdaki beş temel üzerine oturmasının beklendiği belirtiliyor:

· OECD taahhütleri doğrultusunda ilgili gelişmiş ülkelerin milli gelirlerinin yüzde 0,15 ila 0,20 arasındaki miktarını resmi yardım olarak EAGÜ’e transfer etmelerine hız vermeleri, yerel kalkınma stratejilerine ulusal hükümetlerce sahip çıkılması ve yardımların daha yaratıcı şekilde kullanılması,
· Ticari konularda, Doha Round toplantılarında masaya yatırılan ve EAGÜ’e gelişmiş ülke pazarlarına kota kısıtlaması veya vergi engeli ile karşılaşmadan ulaşma imkanı sağlayan imtiyazların söz konusu toplantıların sonuca bağlanmasının bir ön koşulu olarak görülmemesi ve hali hazırda ticari yapı içindeki imkanların daha etkili şekilde kullanılması,
· Ham madde fiyatlarındaki dalgalanmalar EAGÜ’in ekonomilerini olumsuz etkileyen bir diğer husus olduğundan, ham madde fiyatlarındaki dalgalanmaların azaltılması için uluslararası önlemlere önem verilmesi ve doğal kaynakların daha iyi yönetiminin sağlanması,
· Teknoloji alanında EAGÜ’de “yeni bir kalkınma bilgi mimarisinin” oluşturulması,
· EAGÜ’lere iklim değişikliğine uyum ve etkilerinin azaltılması alanında gerekli adımları atabilmeleri için mali kaynağın sağlanması ve söz konusu ülkelerin yenilenebilir enerji teknolojilerine erişimleri önündeki engelleri kaldırmak üzere BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesince öngörülen Temiz Kalkınma Mekanizmasına daha kolay katılmalarının sağlanması.

Raporda, En Az Gelişmiş Ülkelerin hali hazırda yaklaşık 860 milyon olan toplam nüfusunun 2017 yılı itibarıyla 1 milyara ulaşacağı tahmin ediliyor ve söz konusu ülkelerin küresel ekonominin tam bir parçası olması ve yoksullukla sürdürülebilir mücadele için yeni bir yol belirlemeleri gerektiği ifade ediliyor.

Raporun tamamına http://www.unctad.org internet adresinden ulaşmak mümkün.

(*) En Az Gelişmiş Ülkeler: Afghanistan, Angola, Bangladeş, Benin, Burkina Faso, Burundi, Butan, Çad, Cibuti, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Ekvator Ginesi, Eritre, Etopya, Gambiya, Gine, Guinea-Bissau, Haiti, Kamboçya, Kiribati, Komoros, Laos, Lesotho, Liberya, Madagaskar, Malawi, Maldivler, Mali, Moritanya, Mozambik, Myanmar, Nepal, Niger, Orta Afrika Cumhuriyeti, Ruanda, Samoa, Sao Tome ve Principe, Senegal, Sierra Leone, Solomon Adaları, Somali, Sudan, Tanzanya, Timor-Leste, Togo, Tuvalu, Uganda, Vanuatu, Yemen, Zambiya.
http://www.un.org.tr’den alıntı

Ankara, 25 Kasım (BM Enformasyon Merkezi) –Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü vesilesiyle bir mesaj yayınladı.

Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Gününü kutlarken, bu önemli konuya çözüm bulunması için büyüyerek yaygınlaşan çabaların gözden kaçırmamasını isteyen Ban “Artık kadın örgütleri yalnız değiller. Latin Amerika’dan ABD’ye, Asya’dan Afrika’ya yaşlısıyla genciyle erkekler, müzisyenler, tanınmış sahsiyetler ve sporcular, medya, kamu ve özel sektör kuruluşları ve sıradan vatandaşlar kadınları ve kız çocuklarını korumak ve onların toplumdaki konumlarını ve haklarını güçlü kılmak için her gün daha fazla gayret sarfediyor” dedi.

Sosyal seferberlik platformu “Hayır de – Birlik Ol” (Say NO-UNiTE) kayıtlarına göre dünya genelinde bireyler ve sivil toplum kuruluşları tarafından bir milyona yakın etkinliğin hayata geçirildiğini ifade eden Genel Sekreter, Meksika’da Ağustos ayında düzenlenen 5. Dünya Gençlik Konferansında dünyanın dört bir yanından gelen genç aktivistlerin “Artık kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddete dur demenin vakti geldi!” diyerek tüm dünyaya açık bir mesaj gönderdiğini söyledi. “Üye devletler de bu konuyu yakından ele alıyor” diyen Ban, Kasım 2010 itibarıyla kadına karşı şiddetin yaygınlığı, mahiyeti ve sonuçlarının yanı sıra söz konusu sorunla mücadele için önerilen politika ve programları da içeren BM veri tabanında hükümetlere ait rapor sayısının 100’ü geçtiğini belirti.

Bu yılki Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü etkinliklerinin, iş dünyasının, proje üretiminden kadına karşı şiddetin sona erdirilmesi için çalışan kuruluşlara doğrudan para yardımı yapılmasına ve sosyal sorumluluk ilkesinin kucaklanmasına kadar bir çok alanda oynayabileceği rolün önplana çıkarılmasına yardımcı olduğunu ifade eden Ban, “BM Küresel İlkeler Sözleşmesi ve UNIFEM tarafından oluşturulan ‘Kadınların Konumlarının Güçlendirilmesi İlkeleri’ kadına karşı şiddetin işletmelere maliyetini gözler önüne seriyor. Söz konusu ilkeler hali hazırda 120’den fazla önde gelen şirket tarafından destekleniyor” dedi. Artan sayıda medya kuruluşunun sözde “namus cinayetlerine”, kız çocuklarının ticaretine ve savaşlarda görülen cinsel şiddete dikkat çektiğini, toplumu kadınların konumlarının güçlendirilmesinin yararları hakkında bilinçlendirdiğini söyleyen Genel Sekreter, “Ancak daha yapılması gereken çok şey var. Evde, okulda ve iş yerinde, mülteci kamplarında ve çatışmalarda, kadınların ve kız çocuklarının karşı karşıya kaldığı farklı farklı şiddet türlerinin engellenmesinde iş dünyası bizlere yardımcı olabilir” dedi.

“Kadına karşı şiddetin önlenmesi için başlattığım “Birlik Ol” (UNiTE) kampanyası ve geçen yıl hayata geçirdiğim Erkek Liderler Ağı, kadına karşı şiddetin önlenmesi çalışmalarına gayet olumlu bir ivme kazandırdı ve katılımı arttırdı” diyen Ban, mesajına “Artık, herkes birbirine “Kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddete toplumda yer yoktur ve şiddet uygulayanlar artık kesinlikle hoşgörülmemelidir” diyor. Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Gününde tüm hükümetleri, sivil toplum kuruluşlarını, özel sektörü ve bireyleri kadınlara ve kız çocuklarına karşı şiddetin önlenmesinde sorumluluk almaya davet ediyorum” ifadesini kullanarak son verdi.
http://www.un.org.tr’den alıntı

23 Kasım 2010 – AIDS ile ilgili gelişmelere yer verilen son raporda, söz konusu hastalığın yayılma hızının durdurulması hatta azaltılmasına yönelik çabaların sonuç vermeye başladığı, hem yeni vakaların hem de AIDS’ten ölümlerin sayısında düşüş yaşandığı belirtiliyor.

Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Ortak Programı (UNAIDS) tarafından hazırlanan 2010 Küresel AIDS raporunda 182 ülkeden istatistiki bilgilere yer veriliyor ve ülkeler tek tek ele alınıyor. Rapordaki verilere göre 2009 yılında 2,6 milyon kişiye HIV/AIDS virüsünün bulaştığı, bu rakkamın, 1999’a göre yüzde 20’lik bir düşüşü gösterdiği aktarılıyor. 2009 yılında AIDS’ten ölenlerin sayısının ise 1,8 olduğu, böylece ölüm oranlarında da 2004 yılına göre dörtte birlik bir azalış yaşandığı ifade ediliyor.

UNAIDS İcra Direktörü Michel Sidibe, AIDS ile mücadelede atılan cesur ve akıllı adımlar sayesinde ilerleme sağlandığını, ancak elde edilen kazanımların daha da güçlendirilmesi için çaba harcanması gerektiğini belirtiyor.

Raporda, 2001-2009 yılları arasında 34’ü Alt-Sahra bölgesinde olmak üzere toplam 56 ülkede HIV yayılma oranının ya sabitlendiği ya da yüzde 25’in altına düştüğü belirtiliyor. Raporda AIDS’e bağlı nedenlerden dolayı 2008’de 2 milyon, 2009’da da 1,8 milyon kişinin öldüğü, 2009’da yeni tedavi teknikleri sonucu HIV/AIDS’li Doğan bebek sayısında da azalma yaşandığı, bir önceki yıla göre söz konusu hastalığı kapan çocuk sayısının dörtte bir düşüş göstererek 370 bin olarak belirlendiği ve Alt-Sahra bölgesinin yüzde 69 ile tüm dünyada HIV taşıyan insanların en çok yaşadığı yer olduğu ifade ediliyor.

Raporda, ülkelerin AIDS ile mücadele stratejilerine giderek artan oranda insan hakları ilkelerini ekledikleri, ancak hala bir çok ülkede ceza kanunlarındaki maddeler nedeniyle insanların AIDS tedavi ve bakım imkanlarından yararlanmalarının engellenebildiği aktarılıyor.

UNAIDS, 2009 yılında AIDS ile mücadele konusunda 15,9 milyar ABD doları harcandığını, 2010 yılında ilave 10 milyar ABD Dolarına daha ihtiyaç duyulmasına rağmen uluslararası yardımlarda düşüş yaşandığını belirtiyor. Raporda 2008 yılında uluslararası yardımların 7,7 milyar ABD dolarına ulaştığını, ancak 2009 yılında 7,6 milyar ABD dolarını geçemediği vurgulanıyor. UNAIDS raporuna göre uluslararası yardımlardaki düşüşten en fazla düşük gelir grubundaki ülkeler etkileniyor.

Raporda, Türkiye’de 2001 yılında 1,700 olan HIV/AIDS hastası sayısının 2009 yılında 4,600’a çıktığı belirtiliyor. Aynı dönemde AIDS’e bağlı nedenlerden dolayı hayatını kaybedenleri sayısının ise yaklaşık 200 olduğu raporda belirtilen konular arasında yer alıyor.
http://www.un.org.tr’den alıntı

21 Kasım, Ankara (BM Enformasyon Merkezi) – Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Ban Ki-moon, 21 Kasım Dünya Trafik Kazası Kurbanlarını Anma Günü vesilesiyle bir mesaj yayımladı.

Her yıl şehir içi ve dışı yollardaki trafik kazalarında dünya genelinde yaşamını yitiren 1,3 milyon kişi için yas tutarken bir yandan da ölümlerin azalması için azimle çalışmaya devam edeceklerini belirten Ban, söz konusu trajik olayların bir çoğunun sadece bireyler ve ailelere değil tüm topluma fayda sağlayan bazı basit önlemler sayesinde engellenebileceğini belirtti.

Trafik kazalarındaki ölümlerin ve yaralanmaların kalkınma ve halk sağlığı açısından giderek büyüyen ciddi bir tehtid olduğunun her geçen gün daha fazla anlaşılmaya başlandığını, bu yeni anlayışın hem hükümetlerin hem de onlarla birlikte çalışan ilgili tarafların söz konusu sorunla mücadele için attıkları adımları hızlandırdığını belirten Ban, “BM Genel Kurulu bu yıl başında ilk “Yol Güvenliği için Eylem Yılını” ilan etti ve böylece küresel olarak harekete geçilmesi için bir imkan sağladı” dedi.

Üye devletleri, sivil toplum kuruluşlarını, iş çevrelerini ve liderleri Yol Güvenliği için Eylem Yılı süresince gerçek sonuçlar alınması için çalışmaya davet eden Genel Sekreter bu amaca yönelik olarak hükümetleri, 11 Mayıs 2011 tarihinde resmen başlayacak olan Yol Güvenliği için Eylem Yılı ile ilgili ulusal planlarını açıklamaya çağırdı.

Ban, Birleşmiş Milletler Yol Güvenliği İşbirliği Ajansının, yolların ve araçların daha güvenli hale getirilmesi için atılması gerekli önlemleri, sürücülerin ve yayaların eğitimini ve ilk yardım hizmetlerinin iyileştirilmesi gibi konuları içerecek Yol Güvenliği için Eylem Yılı küresel planını yakın bir tarihte açıklayacağını belirtti.

Genel Sektreter “Ben de BM çalışanları için yayınladığım genelge ile BM’ye ait araçlarda emniyet kemeri takılması, hız sınırlarına uyulması ve araç seyir halindeyken cep telefonu gibi sürücünün dikkatini dağıtabilecek araçların kullanılmaması dahil olmak üzere yol güvenliği kurallarına uyulmasını istedim” dedi.

Genel Sekreter Ban mesajına “Eğer bütün bu basit önlemleri alırsak, Dünya Trafik Kazası Kurbanlarını Anma Gününe gerçek anlamını verebilir, başkalarının ölmesini önleyerek kaza kurbanlarının anısını en iyi şekilde yaşatabiliriz” diyerek son verdi.
http://www.un.org.tr’den alıntı