Archive for Mart, 2011


Viyana’da açıklanan INCB Yıllık Raporunda yolsuzlukların uyuşturucu kaçakçılığı ile bağlantısı, hastaların gerekli ilaçlara ulaşma hakkı ve bölgesel gelişmeler inceleniyor

Ankara, 2 Mart (BM Enformasyon Merkezi) – Merkezi Viyana’da bulunan Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulu (INCB) tarafından bugün açıklanan 2010 raporunda, uyuşturucu ile mücadeleyi etkisiz kılmak için kullanılan “Tasarımcı Uyuşturucularının” hem üretiminin hem de kullanımının artışta olduğu belirtiliyor.

Yasa dışı maddelerin moleküler yapılarının değiştirilmesi sonucu üretilen söz konusu “Tasarımcı Uyuşturucuları” yasal engellere takılmamayı başarıyor. Tasarımcı uyuşturucularının nasıl yapılacağı konusundaki bilgiler ise İnternet üzerinden paylaşılıyor. Avrupa’da 16, Japonya’da 51 adet yeni tasarımcı uyuşturucusu türününün belirlendiği raporda ifade ediliyor.

INCB Başkanı Hamid Ghodse, “Tasarımcı uyuşturucularının insan sağlığı için oluşturduğu riskler nedeniyle Hükümetlerden, söz konusu maddelerin üretiminin, kaçakçılığının ve kullanımının önlenmesine yönelik önlemler almalarını” istiyor.

Yolsuzluklar uyuşturucu kaçakçılığı ile mücadelenin karşısındaki en büyük engellerden biri

Uyuşturucu kaçakçılığının engellenememesinin en önemli nedenlerinden birini yolsuzluklar teşkil ediyor. Uyuşturucu pazarında oluşan büyük kârlar bazen çeşitli kamu kurumlarının mali kaynaklarından kat ve kat fazla olabiliyor. Suç örgütleri ile uyuşturucu çeteleri bazı durumlarda yasal kurumların gücü ve yetkilerini kontrol eden siyasi güç odakları haline gelebiliyorlar. Bu durumda da uyuşturucu kaçakçılığı ile mücadele edecek kurumlar, yolsuzluklar nedeniyle etkisizleşebiliyor. INCB raporunda, yolsuzluklarla mücadeleye daha fazla öncelik verilmesi gerektiği belirtiliyor.

Hastaların belli ilaçlara ulaşmaları engellenmemeli

Yasadışı ilaçlara hemen hemen her yerde rastlanırken, yasal ilaçlara dünyanın bir çok yerinde ulaşılamadığı görülüyor. INCB raporunda belirtildiğine göre, dünya nüfusunun yüzde 80’i ağrı kesici ilaçlara ulaşamadığı için gereksiz yere ızdırap çekiyor. Ağrı kesici ilaçların yüzde 90’ı Batılı ülkelerde tüketiliyor. Afrika, Asya ve Güney Amerika’da bir çok ülkede ise insanlar bu ilaçlara tedavi amaçlı olsa dahi ulaşamıyor. Bunun nedenleri arasında ise sağlık personelinin gerekli eğitime sahip olmaması, yasal kısıtlamalar, dağıtım ağında yaşanan sorunlar ve ağrı tedavisini de kapsayacak şekilde kapsamlı sağlık politikalarının olmaması yatıyor. INCB, Hükümetlerden yasal ilaçlara olan talebin belirlenmesi, bu verilere dayanarak yeni yasal düzenlemeler getirilmesi ve sağlık eğitiminin iyileştirmesi gibi önlemler almalarını istiyor.

Bölgesel gelişmeler

ABD’deki kokain, eroin ve metamfetamin pazarını Meksika’daki uyuşturucu çeteleri kontrol ediyor. ABD’de 2009 yılında kokain haricinde tüm uyuşturucu türlerinin kullanımında artış yaşandığı görülüyor. Meksika’da uyuşturucu çeteleri, güvenlik güçlerinin kaçakçılığı önlemek üzere aldığı önlemlere benzeri görülmemiş şekilde şiddet içeren bir şekilde karşı koyuyor. Meksika’da 2006 yılından bu yana uyuşturucu bağlantılı olaylarda 28 binin üzerinde insan yaşamını yitirmiş bulunuyor.

Kolombiya’da alınan önlemler sonucu Güney Amerika’da kokain ekimi yapılan alanlarda 2009 yılında da azalma görüldü. Kuzey Amerika’da kokaine olan talep (pazarın yüzde 40’ını teşkil ediyor) azalırken Avrupa’da (pazarın yüzde 30’unu teşkil ediyor) artış gözlemleniyor.

Kokain kullanımı Batı Avrupa’dan kıtanın diğer bölgelerine de yayılıyor. Danimarka, İngiltere ve İspanya gibi bazı ülkelerde kokainin, amfetamin ve ekstazi türü uyuşturucuların yerini aldığı görülüyor.

Dünyanın en büyük eroin pazarını ise Batı Avrupa oluşturuyor. Bu bölgede de eroinin yaklaşık yüzde 60’ı Almanya, Fransa, İngiltere ve İtalya’da tüketiliyor. Avrupa dünyadaki eroinin yüzde 50’sini tüketiyor. Rusya Federasyonu ise yüzde 1,6 ile en fazla afyon türevi uyuşturucu tüketicisi konumunda bulunuyor. Avrupa’da piyasaya sürülen eroinin hemen hemen tamamı Afganistan’da üretiliyor.

Eroin Çin, Malezya, Myanmar, Singapur ve Vietnam’da en yaygın kullanılan uyuşturucu olmayı sürdürüyor. Ancak, bölgedeki tüm ülkelerde eroin kullanımında azalma olduğu belirtiliyor. Raporda,Güney Asya’nın, uyuşturucu kaçakçılarının sentetik uyuşturucu üretimi için kimyasal madde temin ettikleri ana bölge haline geldiği ifade ediliyor.

INCB, afyon üretiminin 2009 yılına kıyasla Afganistan ve komşu ülkelerde hemen hemen yarı yarıya azaldığını, 3,600 tona ulaşan bu keskin düşüşün ana nedeninin ise afyon bitkisini etkileyen bir mantar türü olduğunu belirtiyor. Raporda, afyon üretiminin azalmış olmasının eroin üretiminin de azalacağı anlamına gelmediği, çünkü yasa dışı pazarlarda eroin üretimini sürdürmeye yetecek miktarda afyon bulunduğu aktarılıyor.

Raporda, 2010 yılında ele geçirilen büyük miktarlardaki uyuşturucu ışığında Afrika’dan Avrupa’ya kokain kaçakçılığında iki yıl üst üste görülen azalmadan sonra yeniden artış yaşandığı belirtiliyor.

INCB, kokainden elde edilen kârların bazı bölge ülkelerinin ekonomilerine oranla son derece yüksek olmasının, kaçakçıların yerel makamlara rüşvet vererek sevkiyatlarını sürdürmelerine imkan tanıdığını, bu durumunda ciddi bir tehlike oluşturduğu uyarısında bulunuyor.

Türkiye

Raporda, Türkiye Batı Asya bölgesi içinde inceleniyor ve Türkiye’nin hem yurt içindeki çalışmaları hem de bölge ülkeleriyle yaptığı işbirliği sayesinde uyuşturucu ile etkin bir mücadele yürüttüğü ve ele geçen uyuşturucu miktarında da daha önceki yıllara oranla artış olduğu belirtiliyor.

Raporun İngilizce nüshasına http://www.unicankara.org.tr/incb2010.pdf adresinden ulaşılabiliniyor.

Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulunun Rolü

Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulu (INCB), Birleşmiş Milletler’in uluslararası uyuşturucu kontrol sözleşmelerinin uygulanmasındaki bağımsız ve yargı benzeri gözetim organıdır. Kurul, 1961 tarihli Uyuşturucu Maddelere Dair Birleşmiş Milletler Tekli Sözleşmesi’ne istinaden 1968 yılında kurulmuş olmakla birlikte, INCB benzeri kuruluşların geçmişinin Milletler Cemiyeti dönemine uzandığı biliniyor.
KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

24 Şubat 2011 – Birleşmiş Milletler Genel Merkezinde siyaset, iş, meyda, müzik ve film sektöründen tanınmış şahsiyetlerin katılımıyla bugün düzenlenen toplantıda, Birleşmiş Milletler’in kadınların ve kız çocuklarının hakları konusunda çalışacak yeni ve güçlü ajansının faaliyetlerine başlaması kutlandı.

Birleşmiş Milletler Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kadınların Konumlarının Güçlendirilmesi Birimi, kısa adıyla BM Kadın Ajansının kurulma süreci, 2010 yılında Genel Kurulun, kadın hakları konusunda çalışan dört birimin birleştirilmesine yönelik olarak aldığı kararla başlamıştı.

Genel Sekreter Ban Ki-moon, BM Kadın Ajansının oluşumu ile kadın hakları ve kadınların konumlarının güçlendirilmesi için faaliyetlerde bulunacak güçlü bir birimin teşkilatta yerini aldığını belirtti.

Ban, “Sorunlar çok büyük, ancak, BM Kadın Ajansının getireceği yeni enerji ve ivme ile sorunları aşabileceğiz. 21. yüzyıldaki ortak hedefimiz topumsal cinsiyet eşitliğinin gerçek anlamda tesis edilmesini sağlamak olmalı” dedi.

Yeni yapılanma çerçevesinde Birleşmiş Milletler Kadınların Kalkınma Fonu (UNIFEM), Kadınlara Destek Dairesi (DAW), Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Özel Temsilciliği ve BM Kadınların Kalkındırılması Araştırma ve Eğitim Enstitüsü (UN-ISTRAW) tek bir çatı altıda toplandı. BM Kadın Ajansının bütçesi, söz konusu dört kuruluşun toplam bütçesini aşarak 500 milyon ABD doları seviyesine erişiyor.

Kadınların konumlarının güçlendirilmesinin, toplumun dönüşmesinde son derece etkili olduğunu belirten BM Kadın Ajansının İcra Direktörü Michelle Bachelet, bu konuda yakalanan tarihi fırsatın mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Bachelet öncelikli olarak kadına karşı şiddetin önlenmesi, çatışmaların sonlandırılmasına yönelik faaliyetlere kadınların tam katılımı ve kadınların ekonomik yönden güçlendirilmesi konularına ağırlık verileceğini belirtti.
KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

23 Şubat , Ankara (BM Enformasyon Merkezi) – Birleşmiş Milletler barış gücünün başarısı, üye devletler ve Birleşmiş Milletler arasındaki güçlü ortaklığa dayanıyor.

Barış Gücü Harekatlarından sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Alain Le Roy, barış gücü operasyonları sırasında karşılaşılan zorluklar konusunda NewYork’taki BM Genel Merkezinde düzenlenen seminerde yaptığı konuşmada, “Barışgücünün aslında bir ortaklık” olduğunu söyledi.

Alain Le Roy, barışgücünün başarısı için sadece barışgücü operasyonu dairesi ve barışgücü personelinin çalışmasının yeterli olmayacağı, tüm BM kuruluşlarının, özellikle de Üye Devletlerin katkılarını esirgememeleri gerektiğini belirtti.

Birleşmiş Milletler Barışgücü Dairesince hali hazırda 14 barışgücü harekatı yürütülüyor. Söz konusu harekatlarda asker, polis ve sivil 121 bin personel görev yapıyor.

Alain Le Roy, güçlü ve sistematik bir koordinasyon, işbirliği ve gerçek anlamda bir ortaklık olmadan barış gücü harekatlarının etkili ve verimli olamayacağını söyledi.

Genel Sekreter Yardımcısı Susanna Malcorra, barış gücünün aslında ortaklık prensibine dayandığını, barışgücü harekatlarının uygun maliyetli ve etkili olması için gayret sarf edildiğini belirtti. Malcorra söz konusu gayretlerin başarıya ulaşabilmesi için çok farklı gruplar arasında işbirliği ve koordinasyonun sağlanması gibi önemli bir konuya çözüm bulunması gerektiğini de hatırlattı.
Barışgücü harekatlarının daha başarılı olabilmesi ve ileride ortaya çıkabilecek ihtiyaçların karşılanabilmesi için Küresel Saha Destek Stratejisi (KSDS) adı altında yeni bir uygulamayı geçen yıl hayata geçirdiklerini belirten Malcorra, beş yıl süre ile uygulanacak KSDS sayesinde harekatlara ve saha personeline daha iyi destek sağlanabileceğini, hesap verebilirlik ve şeffaflığın artırılabileceğini belirtti.

Malcorra KSDS’nin dört ana ilkeye dayandığını, bunların üye devletler ile kapsamlı istişare, eldeki mali imkanlar çerçevesinde hizmetlerin optimize edilmesi, daha fazla şeffaflık ve hesap verebilirlik ve stratejinin oluşturulmasına sivil, askeri ve polis unsurlarının etkin katılımının sağlanması olduğunu söyledi.

Malcorra, söz konusu ilkelerin başarıya ulaşabilmesi için sadece BM Genel Sekreterliğinin ve saha personelinin çaba harcamasının yeterli olmayacağını, barışgücü harekatlarına asker ve mali destek sağlayan ülkeler ile güçlü bir ortaklık kurulmasının şart olduğunu ifade etti.
KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE