Cheick Sidi Diarra

Diyelimki uluslararası yatırımcılar ve uluslararası şirketlerin yöneticileri ile aynı odadasınız ve onlara hazine değerinde bir yatırım potansiyelinden bahsetme şansını yakaladınız.

Onlara, son on yılda yüzde 6 – 7 oranında kalkınma hızı yakalayan, küresel krizin en şiddetli olduğu 2009 yılında dahi yüzde 4 büyüme kaydeden 50’ye yakın ülke olduğunu söylersiniz. Bu ülkelerin çoğunun petrol, madenler, tarım ürünleri ve verimli topraklar gibi günümüzün değerli kaynaklarına sahip olduğunu belirtirsiniz. Bu ülkelerin bir çoğunda hükümetlerin yatırımı teşvik edici reformlar yaptığını, genç ve yaratıcı bir işgücüne sahip olduklarını ifade edersiniz.

Bütün bu olumlu yanlarıyla söz konusu ülkelerin bir çok iş imkanı sunduğunu, oysa bu “yeni ekonomilerin” günümüzde dünyada gerçekleşen yıllık yatırımın sadece yüzde birini çekebildiğini, toplam nüfusu 900 milyona ulaşan bu ülkelerdeki tüketicilere henüz ulaşılamadığını belirtirsiniz.

Bu ülkelerdeki gelişme potansiyelinin büyük olduğunu söylersiniz.

Şimdi de diyelimki mali ve insani yardım sağlayan kurum ve kuruluşlara hitap ediyorsunuz. Her halde onlara, kişi başına düşen gelirin, aylık ya da haftalık değil, yıllık 500 ABD Doları olduğu, ekonomik açıdan korunmaya en muhtaç ülkelerden bahsedersiniz. Nüfusun yarısından fazlasının günde 1 ABD Doları veya daha az gelirle geçinmek zorunda kaldığı, okuma yazma oranının çok düşük olduğu, salgın hastalıkların kol gezdiği ve resmi makamların doğal afetlere göğüs gerecek kaynaklara sahip olmadığı ülkelere büyük ihtimal ile değinirsiniz. Bu ülkelerdeki hükümetlerin iç çatışmalardan yorgun düştüğünü ifade edersiniz.

İşte madalyonun bu iki yüzünü anlatmak Mayıs ayında İstanbul’da düzenlenecek Birleşmiş Milletler Konferansında bana düşecek. Muhtemelen tahmin ettiğiniz üzere yukarıda her iki durumda da aynı ülkelerden söz ediyorum. BM dilinde biz onları 48 “en az gelişmiş ülke”, kısaca da EGÜ olarak adlandırıyoruz. Bu ülkelerin 33’ü alt-Sahra bölgesinde, 14’ü Asya ve Okyanusya’da ve biri de (Haiti) batı yarım kürede yer alıyor.

Acı ile umudu ayıran bıçağın sırtındaki bu ülkeler benim için küreselleşmenin karşısındaki en zorlu sınavı teşkil ediyor.

Son 20 yıl içinde, Brezilya, Çin, Endonezya, Hindistan ve Türkiye gibi gelişen ekonomilerin hızla yaygınlaştığına şahit olduk. Binyıl Kalkınma Hedefleri çerçevesinde aşırı yoksullukların sayısının yarı yarıya azaltılması hedefine öngörülen tarihten önce ulaştık. Böylece yoksulluk döngüsünden kurtulamayan ülkeler için de şimdiye kadarki en büyük umut ışığı doğdu.

Küreselleşen dünyamız, yoksulluk, hastalıklar ve cehaletle mücadele ve çevrenin korunması için atılan adımların farkında ve bunları destekliyor. Yatırımcılar artık dünya geneline yayılmaktan korkmuyor. Hızla yükselen gelişmekte olan ülkeler EGÜ’lerle ticaret ortaklıkları kuruyor, bu ülkelerde yatırımlar yapıyor.

EGÜ’lerin ekonomik durağanlıktan kurtulmalarını sağlamak hepimizin yararına sonuçlar doğuracak bir insanlık görevi. Sağlanacak böylesine bir ilerleme, ayrıca bölgesel istikrarsızlık, aşırı uç taraftarlarının eylemleri, sınır aşan suçlar ve salgın hastalıklar gibi riskleri de azaltacak. Seul’de düzenlenen G20 zirvesinde, küresel ekonominin dengelerinin yeniden sağlanması ve yeni küresel pazarlar açılması için yoksul ülkelerin ekonomik kapasitelerinin güçlendirilmesi ve büyümenin söz konusu ülkeler arasında eşit dağıtılması kararı alındı.

Mali eski Devlet Başkanı Alpha Konare ve Dünya Bankası eski Başkanı James Wolfensohn’un eş başkanlığını yaptığı En Az Gelişmiş Ülkeler Destek Grubunun kaleme aldığı raporda dünyanın gelişmiş ve gelişen pazar ekonomileri ile nüfusu 2020 yılında bir milyarı aşacak yoksul ülkeler olarak ikiye ayrılma tehlikesi ile karşı karşıya olduğu belirtiliyor.

Bu sondan kaçınmak için iki koldan ortak ve uyumlu çalışmaların sürdürülmesi gerekiyor. Hem insanların ihtiyacı olan yardımların sürdürülmesi hem de iç ve yabancı yatırımların yeşereceği bir ortamın sağlanması şart. İnsani gelişmişlik göstergelerinde yukarıya tırmanmanın en kesin yolunun sürdürülebilir ekonomik kalkınma olduğuna inanıyorum. Yardımın tek başına bu ilerlemeyi sağlamaya yetmeyeceğini düşünüyorum.

Söz konusu çabaların başarıya ulaşması, EGÜ ülkelerinin liderlerinin, entegre kalkınma planları, hem kentsel hem de kırsal kesimi göz önüne alan, sosyal ihtiyaçları karşılayabilecek, ekonomik kapasiteyi arttırıcı, dış yatırımı teşvik edici, iç büyümeyi sağlayan reformları hayata geçirmelerine bağlıdır.

On yıl önce Brüksel’de kabul edilenin yerini alacak yeni eylem planının belirlenmesi için BM’de yürütülen çalışmalara önümüzdeki ay (İstanbul’da) devam edilecek. 2010’lu yılları yaşadığımız bu dönemde en az gelişmiş ülkeler için yeni bir başlangıç yapmanın zamanı gelmiş bulunuyor.

Cheick Sidi Diarra BM Genel Sekreter Yardımcısı ve En Az Gelişmiş Ülkelerden Sorumlu BM Yüksek Temsilcisidir.

KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

Reklamlar