Archive for Mart, 2012



21 Mart, Ankara (BM Enformasyon Merkezi) – Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon, ırkçılığın toplumların yapısını tahrip ettiğini, bireylerin hayatlarını kararttığını, ilerlemenin ve adaletin önüne bir engel olarak çıktığını söyledi.

Ban, 21 Mart Uluslararası Irk Ayrımı ile Mücadele Günü vesilesiyle yayınladığı mesajında bugünün ırkçılığın korkunç sonuçlarını hatırlatması açısından çok önemli bir fırsat teşkil ettiğini söyledi.

Ban, ırkçılığın barışı, güvenliği, adaleti ve toplumsal ilerlemeyi temellerinden sarstığını, bireylerin hayatlarını kararttığını, toplumların dokusunu tahrip ettiğini, insan haklarını hiçe saydığını vurguladı.

Ban, bu yılki teması “ırkçılık ve ihtilaf” olarak belirlenen Uluslararası Irk Ayrımı ile Mücadele Gününde ırk ayrımı kurbanlarını unutmadıklarını ve unutmayacaklarını söyledi.

Ban, “Irkçılık ve ırk ayrımcılığı korku ve nefret yaratmak için kullanılıyor. Acımasız liderlerin, ırkçılığın en uç durumlarında, soykırım, savaş suçları ve insanlığa karşı suç işlenmesine yol açacak önyargıları kışkırtığı görülüyor” dedi.

Irkçılık, ırk ayrımcılığı, yabancı düşmanlığı ve bunlardan kaynaklanan müsamahasızlığın engellenmesini ve ortadan kaldırılmasını sağlayacak bir çok değerli sözleşme ve anlaşmanın var olduğunu, ayrıca, kapsamlı bir küresel çerçevenin de mevcut olduğunu vurgulayan Genel Sekreter, “Ne varki, ırkçılık dünya genelinde milyonlarca insanın hala acı çekmesine yol açmaya devam ediyor. Irkçılık cehalet, önyargı ve klişelerden besleniyor” dedi.

Ban, “Birleşmiş Milletler bu duruma karşılık herkesin kucaklanacağı bir toplumsal yapıyı, diyaloğu ve insan haklarına saygıyı teşvik ediyor. Toplumların ihtilaf nedeniyle parçalandığı yerlerde Birleşmiş Milletler, diyaloğu, uzlaşmayı ve insan haklarını önplana çıkaran barış süreçlerini ve barışın inşası çalışmalarını destekliyor. Savaşların harap ettiği toplumların yaralarının sarılması için ırkçılığın ve önyargıların mutlaka ortadan kaldırılması gerekiyor” diye konuştu.

Herkesi ırkçılığın ortadan kaldırılması çabalarında Birleşmiş Milletlerin yanında yer almaya çağıran Ban, “Hem birey olarak hem de toplumsal olarak ırkçılığı, damgalamayı ve önyargıyı yok edelim” dedi.

“Bu yıl sesimizi sosyal medya aracılığıyla da duyuruyoruz” diyen Genel Sekreter Ban, herkesi http://www.un.org/en/letsfightracism adresindeki internet sayfasını ziyaret etmeye, Tweet’lerine “#FightRacism” ibaresini koyarak BM’ye destek vermeye çağırdı.

Ban, mesajına “Irkçılığın sona erdirilmesine yönelik farkındalık yaratılması amacıyla gelin siz de bizimle birlikte sesinizi duyurun” diyerek son verdi.
KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE


21 Mart, Ankara (BM Enformasyon Merkezi) – Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon, Dünya üzerinde üç bin yıldır, günümüzde ise üçyüz milyon kişi tarafından kutlanan Nevruz’un, yaşamın yeniden canlandığı Baharın ilk günü olarak ulusları, dinleri ve dilleri birleştirdiğini söyledi.

Ban, 21 Mart Uluslararası Nevruz Günü vesilesiye yayınladığı mesajında, Nevruz’un ailelerin ve dostların yemekler, dans ve şarkılar eşliğinde bayram olarak kutladığı bir gün olduğunu ifade etti. Ban, “Nevruz, toplumların karşılıklı saygı ve uyumu kutlayacağı bir gün. Nevruz arınma ve yeniden doğuş ve barış ve iyi niyet çağrılarının yenilenmesi için de bir fırsat” dedi.

“Her yıl Nevruz bizlere dünyanın sahip olduğu çok kültürlülüğü ortaya koyuyor ve bizleri bir arada tutan bağları güçlendiriyor” diyen Genel Sekreter, bu nedenle Nevruz’un geçenlerde UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Miras Listesine eklendiğini hatırlattı. Ban, “Bu adımın arkasındaki ortak amaç Birleşmiş Milletler Genel Kurulunu da 21 Mart’ı Uluslararası Nevruz Günü olarak ilan etmeye teşvik etti” dedi.

Küresel değişimin ve belirsizliklerin, Nevruz’un kutlandığı bölgeleri de kapsayacak şekilde yaşandığı bir dönemde, kutlamaların merkezinde barışın yer almasının özellikle önem taşıdığını belirten Ban “Bu bayram bize kaderimizin ortak olduğunu ve daha iyi bir gelecek için çalışmamız gerektiğini gösteriyor” dedi.

Ban, “Gelin yaşamın yeniden doğuşunu kutlamak ve daha güvenli, barışçıl ve adil bir küresel topluluk yaratma sözü vermek için güç birliği yapalım” çağrısında bulundu. Ban, mesajına, “Nevruz’da verilmesi gereken söz ve tüm yıl boyunca yerine getirilmesi gereken görevimiz budur” diyerek son verdi.
KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE


Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon Afganistan’da helikopter kazasında şehit düşen Türk askerler için başsağlığı mesajı yayınladı.

Genel Sekreter Sözcüsü Martin Nesirky tarafından Cuma günü yapılan günlük basın bilgilendirme toplantısında Kabil’de meydana gelen trajik olaydan dolayı Genel Sekreterin derin üzüntü duyduğu belirtildi. Ban Ki-moon, olayda hayatını kaybedenlerin ailelerine, sevdiklerine Türk ve Afgan hükümetlerine başsağlığı diledi.
KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE


16 Mart 2012 – Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon dün yaptığı açıklamada Suriye’de Arap Baharı hareketiyle başlayan olayların yıldönümünde 8 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini belirterek, barışçil bir çözümle akan kanın durması için çağrı yaptı.

Genel Sekreterin sözcüsü tarafından yayınlanan açıklamada “Suriye’de şiddet sarmalını, sivillere karşı askeri operasyonları durdurmak ve ihtilafın daha da askeri bir hal almasını önlemek aciliyet teşkil ediyor. Suriye’deki statüko savunulamaz bir halde” denildi.

Açıklamada, Suriye Hükümeti barışçıl siyasi diyalog ve gerçek değişim yerine şiddetle bastırmayı tercih ettiği için 8 binin üzerine insanın öldüğü belirtildi.

Açıklamada bir yıl önce bölgelerindeki değişim rüzgarlarından etkilenen Suriyelilerin Şam sokaklarında evrensel hakları ve özgürlükleri için protestolara başladıkları, daha sonra gösterilerin tüm ülkeye yayıldığı ancak Suriyeli yetkililerin acımasız bastırma yöntemleriyle karşılık verdiği ifade edildi.

Genel Sekreterin, özgürlük ve adalet isteyen Suriye halkıyla dayanışma içinde olduğu belirtilen açıklamada, ”Genel Sekreter tüm şiddetin sona ermesini ve krizin barışçıl şekilde çözümünü istiyor. Bu amaçla Suriye yönetimini ve muhalefeti akan kanı durdurmak için özel temsilci Kofi Annan ile işbirliğine davet ediyor ve uluslararası toplumdan da akan kanın durması ve Suriye halkının taleplerine yanıt verecek siyasi bir çözüm bulunabilmesi için destek vermesini istiyor” denildi.

Kofi Annan geçen hafta Suriye’ye ve Türkiye’ye yaptığı ziyaretlerle ilgili olarak “Durum üzerinde yerinde gerçek etkisi olacak ve krizin sona ermesi sürecini başlatacak somut teklifler sundum” demişti. Annan, esas görevinin Suriye halkının refahı için çalışmak olduğunu ve yaptıkları herşeyin merkezine halkın çıkarlarının koyulması gerektiğini söylemişti.

Orta Doğu ve Kuzey Afrika’yı etkileyen Arap Bahar’ı hareketiyle bir yıl önce Suriye’de başlayan olaylarda on binlerce kişi şiddet olaylarına maruz kaldı.

BM İnsani Yardım Çalışmalarından Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Valerie Amos da konuyla ilgili yayınladığı bildiride Suriye’de yoğun çatışmalar sürerken ve insanlar şiddet olaylarının içinde sıkışmış haldeyken, insani yardım kuruluşlarının acil ihtiyaçları belirlemek, acil tıbbi bakım sağlamak ve temel ihtiyaçları karşılamak için bölgeye erişiminin engellenmemesinin yaşamsal önemi olduğunun belirtti.

Geçen hafta Suriye’yi ziyaret eden ve ardından Türkiye’ye de kısa bir ziyarette bulunan Amos yaptığı açıklamada Suriyeli yetkililerin kendisine Humus gibi çatışmaların olduğu kentlere Hükümet liderlliğinde bir ziyaret yapılacağını söylediğini belirtti. Ziyarete BM kuruluşları ve İslam İşbirliği Teşkilatı teknik personelinin de eşlik edeceğini ve insani durum hakkında bilgi toplayacaklarını söyledi.
KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE


Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) 14 mart tarihli oturumunda Kongolu savaş ağası Thomas Lubanga Dyilo’yu çocuk asker toplamaktan suçlu buldu.

Dyilo hakkındaki karar, soykırım, insanlığa karşı işlenen suçlar ve savaş suçları gibi suçların görüldüğü ilk sürekli uluslararası mahkeme olan ve yaklaşık 10 yıl önce kurulan ICC’nin ilk hükmü olmasından dolayı büyük önem taşıyor.

Mahkeme Lubanga Dyilo’yu 15 yaşın altındaki çocukları Kongo’nun Kurtuluşu için Milliyetçi Kuvvetler isimli askeri birlikte silah altına almaktan, onları Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin Ituri bölgesinde Eylül 2002 ve Ağustos 2003 tarihleri arasında faal olarak şiddet olaylarında kullanmaktan suçlu buldu.

Daha sonra ilan edilecek bir tarihte Dyilo’nun cezasının görüşüleceği bir mahkeme oturumu yapılacak.

Karar Birleşmiş Milletler yetkilileri tarafından memnunlukla karşılandı ve suçların cezasız kalmasına karşı büyük bir dönüm noktası olarak nitelendirildi.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Çocuklar ve Silahlı Çatışma konusundaki özel temsilcisi Radhika Coomaraswamy konuyla ilgili yaptığı açıklamada artık Thomas Lubanga’nın ve çocukları askere alıp onları silahlı çatışmalarda kullananların suçlarının cezasız kalmayacağını söyledi.

Genel Sekreter Ban Ki-moon, sözcüsü aracılığıyla yaptığı açıklamada suçların cezasız kalmaması için uluslararası toplumun çalışmalarına devam etmesinin önemini vurguladı.

UNICEF Genel Direktörü Anthony Lake, bu kararın slahlı çatışmaların içinde kalan çocukların korunması açısından dönüm noktası niteliğinde bir zafer olduğunu ve çocukları esir alıp vahşileştirmeye çalışan tüm silahlı gruplara net bir mesaj gönderildiğini belirtti.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Navi Pillay da kararın uluslararası adalet için büyük bir adım olduğunu söyledi.
KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE


14 Mart 2012 – Birleşmiş Milletler ve Arap Birliği’nin Suriye Özel Temsilcisi Kofi Annan, Suriye ziyaretinin ardından Ankara’ya da kısa bir ziyarette bulundu. Annan ziyareti sırasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile görüştü. Kofi Annan ayrıca Suriye Ulusal Konseyi Başkanı Burhan Galyun başkanlığındaki Suriyeli muhalifler ile de bir araya geldi.

Görüşmenin ardından gazetecilerle konuşan Annan Suriye hükümetinden bir yanıt beklediğini söyledi. Annan, “Suriye halkı çok çekti, daha iyisini hakediyorlar. Bu göreve başlarken de net olarak belirtmiştim benim esas görevim Suriye halkı ve ulusunun refahıdır” diye konuştu.

“Yaptığımız herşeyin merkezine halkın çıkarlarını koymalıyız. Uluslararası toplumun güçlü desteğini, bütün dünyanın bir araya geldiğini ve Suriye’deki durumu çözmek için bizimle çalıştığını biliyorum.” diye konuşan Annan “İyi niyet ve kararlılıkla ilerleme kaydedeceğimizi umuyorum” ifadelerini kullandı.

Annan Burhan Galyun ile görüşmesiyle ilgili olarak yapıcı bir görüşme olduğunu ve işbirliği sözü verdiklerini belirtti.

Bu arada Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) yaptığı açıklamada Ürdün, Lübnan ve Türkiye’ye kaçan Suriyeli’lerin sayısının 30 bin olduğunu ve ülke içindede yerlerinden edilen çok sayıda Suriyeli olduğunu açıkladı.

BM ve Arap Birliği’nin Suriye Özel Temsilcisi Kofi Annan, 13 Mart tarihinde temaslarını tamamlayarak Türkiye’den ayrıldı.
KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

Dünya genelinde şiddet nedeniyle hayatını kaybeden kadınların sayısı kanser, sıtma, trafik kazası ve savaşlar nedeniyle ölen ve sakat kalan kadınlardan daha fazla

Ankara, 8 Mart 2012 (BM Türkiye) – Geçtiğimiz dönemde küresel ölçekte kadın erkek eşitliği açısından önemli ilerlemeler sağlandı. Kadınların yaşam süresi uzadı. Daha fazla sayıda kız çocuğu okullara kaydoldu.Ekonomik ilerlemelerden yararlanan kadın sayısı arttı.

Ancak, tüm bu ilerlemelere rağmen, şiddet, ayrımcılık, yoksulluk ve açlık gibi bir çok küresel bela kadınları hedef almayı sürdürüyor.

Kadınların ekonomik olarak kendi kendilerine yetmeye başlamaları, onlara toplumsal kısıtlamalardan, aile içi istismardan ve boyun eğme zorunluluğundan kaçma imkanı tanıyabilir.Ancak, kadınların ekonomik özgürlüklerini kazandıkları ve toplumda üst seviyelere geldikleri ülkelerde dahi kadına karşı şiddette artış görülüyor. Bu durum, dünyanın dört bir yanında bazı işkadınlarının, bazı kadın parlamenterlerin, bazı bilim kadınlarının ve meslek sahibi kadınların iki farklı hayat sürmelerine yol açıyor. Onlar, toplumsal yaşamlarında en üst basamakta bulunan örnek birer kişi olarak kabul ediliyor. Özel hayatlarında ise aşağılanıp, saldırıya maruz kalabiliyor.

8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutladığımız bir dönemde karşımıza çıkan küresel istatistiki bilgiler, kadına karşı şiddetin ve ayrımcılığın sona erdirilebilmesi için STK’lar, üniversiteler ve kanaat önderlerinin de aralarında bulunduğu Uluslararası, ulusal ve toplumsal liderlerin ortak herekete geçmesi gerektiğini gösteriyor.

Küresel istatistikler kadın erkek eşitliğinin sağlanması için daha fazla çaba harcanması gerektiğini gösteriyor

Dünya genelinde şiddet nedeniyle hayatını kaybeden 15-44 yaş grubundaki kadınların sayısı kanser, sıtma, trafik kazası ve savaşlar nedeniyle ölen kadından daha fazla (Dünya Bankası).
Çalışma saatlerinin üçte ikisi kadınlar tarafından dolduruluyor, ancak dünya gelir ortalamasının ancak onda birini ücret olarak alıyorlar. Dünyadaki menkul ve gayri menkullerin sadece yüzde birine sahipler.
Kadınlar düşük ücretli, düşük statülü, yarı zamanlı veya kısa dönemli işlerde çalışıyor, yeterli sosyal güvenlik imkanlarına ulaşamıyor. Aynı işi yapsalar dahi erkeklerden yüzde 20 ile 30 daha düşük ücret alıyorlar.
Gelişmekte olan ülkelerde tarımsal üretimin yüzde 50’sini gerçekleştirseler de kadınlar tarlaların sadece yüzde 10 ile 20’sine sahipler.
Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre, eğitim düzeylerine ve kentsel ya da kırsal alanda yaşıyor olup olmadıklarına bakılmadan, gıda fiyatlarında yaşanan krizden aile reisinin kadın olduğu evler erkeklerin aile reisi olduğu evlere göre daha çok etkilendi.
Kadınlar gelişmekte olan ülkelerde tarımsal işgücünün yüzde 43’ünü oluşturmalarına karşın, üretim kaynak ve fırsatlara erişimleri erkeklere göre daha az.
Dünya genelinde okula gitmeyen her 100 erkek çocuğa karşılık 122 kız çocuğu okula devam etmiyor. Hatta bazı ülkelerde aradaki fark daha da büyüyor.
Her yıl çoğunluğunu kadınların ve çocukların oluşturduğu 500 yüz bin ila 2 milyon arasında kişi insan tacirlerinin eline düşerek fuhuşa, köle olarak veya özgürlükleri kısıtlanarak çalışmaya zorlanıyor.
Cinsel ayrımcılık, insan tacirlerinin eline düşme, uyum, siyasette yeterli derecede temsil edilememe, kaynaklara ulaşmada karşılaşılan eşitsizlikler, temel hizmetlere ulaşılmasında yaşanan sıkıntılar göçmen kadınların karşı karşıya kaldığı sorunların başında geliyor.
İkamet izni bedeli, temel sosyal hizmetlere kısıtlı ulaşım, cinsel şiddet ve güvenli ikamet imkanına sahip olamamak mülteci kadınların karşı karşıya bulunduğu eşitlikten yoksun statülerinin ana unsurlarını teşkil ediyor.

Türkiye’de bir çok alanda ilerleme sağlanmış olmasına rağmen dikkat edilmesi gereken hususlar da bulunuyor

Türkiye’de her 10 kadından dördü eşinden ya da partnerinden fiziksel/cinsel şiddet görüyor.
Töre ve namus cinayetleri kadınlara yönelik şiddetin önemli bir yönünü teşkil ediyor.
Türkiye’de kadınlar parlamentoda yüzde 14,1 oranında (550 üyeli mecliste sadece 78 üye) temsil ediliyorlar. Daha önceki dönemlere oranla artış yaşanmış olsada bu hala düşük bir oran. Yerel yönetimler seviyesinde ise bu oran yüzde 2’lerin altına iniyor.
UNDP’nin 2010 Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi (GII), Türkiye’yi, 146 ülke arasında, üreme sağlığı, siyasi temsil ve işgücü piyasasına katılımda 77. sıraya koyuyor.
2011 yılında erkeklerin işgücüne katılım oranı yüzde 71,7 iken, bu oran kadınlar için yüzde 28,8. Bu oran %52 olan dünya ortalamasının çok gerisinde kalıyor.
Kadınlara yönelik sosyal ve ekonomik engellerden kaynaklanan olumsuz önyargılarının yaygınlığı nedeniyle, kadınlar işgücü piyasasına girerken ve bu piyasada tutunurken ciddi zorluklarla karşılaşıyor. Bu da, 2011 yılında yüzde 17,7 olan tarım dışı kadın işsizlik oranında açıkça gözleniyor.
2011 verilerinde kadınların istihdam oranı yüzde 25,6’dır. Bu oran her dört kadından sadece birinin istihdam edildiğine işaret ediyor.
Türkiye’de kayıtdışı istihdam kadınlar arasında daha yaygın. 2011 yılı verilerine göre, çalışan kadınların yüzde 55’i sosyal güvenceden yoksun. Dünyada ise güvencesiz işlerde çalışan kadınların oranı yüzde 51,2.
2010 Binyıl Kalkınma Hedefleri (BKH) Türkiye İlerleme Raporu’na göre, ilköğretimdeki cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırma hedefine hemen hemen ulaşıyor, ancak orta öğretime devam etmeyen kızların sayısı dikkat çekici seviyeye ulaşıyor.

Türkiye’de faaliyet gösteren Birleşmiş Milletler Kuruluşları kadın erkek eşitliğinin sağlanmasında ve belirlenen hedeflere ulaşılması için resmi makamlar, STK’lar ve medya kuruluşları ile birlikte çalışıyor

Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarımsal ve kırsal sektörler için cinsel ayrımcı verileri toplama ve analiz etmede teknik destek sağlıyor. Cinsiyet eşitliğinin önemi, kaynaklara, hizmetlere, mallara ve karar alma süreçlerine eşit erişim olması ve aynı zamanda gıda güvenliği ve tarımsal kalkınma için kırsalda insana yakışır istihdam sağlanması konularında çalışıyor.
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tüm kadın ve erkeklere insana yakışır iş sağlanması için çalışıyor ve tüm faaliyetlerinde cinsiyet eşitliğini ön plana çıkarıyor. İŞKUR ile işbirliği yaparak kadınlar için insana yakışır istihdamı arttırmaya yönelik projeleri hayata geçiriyor. Daha önceki projelerden elde edilen başarılı sonuçlar ışığında İŞKUR tarafından uygulamaya konulan mesleki eğitim programlarına kadınların insan haklarıyla ilgili bölümler eklenmesi için çalışmalar yapıyor. Ayrıca, istihdam piyasasında toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için çeşitli çalıştaylar ve seminerler düzenliyor.
Uluslararası Göç Örgütü (IOM), Türkiye’de 22. yılını doldururken göçmen kadın ve çocukların insan hakları ve onurlarını savunmaya devam ediyor. IOM’in çalıştığı başlıca alanlar içinde cinsiyete duyarlı göç politikalarının savunuculuğu yapmak, insan kaçakçılığı ile savaşmak ve göçün cinsiyet üzerindeki etkilerine yönelik politika oluşturma amaçlı araştırmalar yapmak bulunuyor.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve BM Kadın Ajansı (UN Women) Türkiye’deki cinsiyet eşitliği mekanizmasının ortaklığındaki Türkiye’de Cinsiyet Eşitliği için Ortam Sağlanmasının Teşviki Hakkında Ortak Program ile yetki ve hak sahiplerinin kapasite geliştirmesine yardım amacıyla oluşturulan kurumsal ortamı güçlendirmeyi hedefliyor.
GAP Bölgesi’nde yürütülen Kadının Güçlendirilmesi için Yenilikler Projesi kapsamında ise kadınların yalnızca yüzde üçünün ücretli bir işe sahip olduğu Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde UNDP ve İsveç Uluslararası Kalkınma Ajansı (SIDA), kendi kooperatiflerini oluşturup yöneterek moda girişimcisi olmaları konusunda yaklaşık 150 kadını destekliyor.
Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) kadına karşı şiddetin önlenmesi için daha iyi politikalar ve koruma sistemi oluşturulması için çalışıyor. Son on yıldır ilgili makamlara yönelik kapasite artırıcı etkinlikler ve eğitimler düzenliyor. UNFPA ayrıca kadın erkek eşitliğinin sağlanması ve kadına karşı şiddetin önlenmesi için gençlerle çalışıyor.
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) mülteciler ile temas halinde olan sivil toplum kuruluşları, emniyet mensupları, askeri birimler ve diğer ilgili kuruluşlara eğitim imkanı sağlıyor. UNHCR İçişleri Bakanlığı, diğer devlet kurumları ve STK’larla birlikte çalışarak ulusal mülteci kabul kapasitesini artırmaya ve bir Mülteci Statüsü Belirleme sistemi kurmaya çalışıyor.
Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Haydi Kızlar Okula Kampanyası ile aileleri, okul personelini ve yetkilileri harekete geçirerek ilkokul eğitiminde cinsel eşitliğin sağlanması için çalışıyor. Kampanya okul dışı olan kız çocuk sayısının düşürülmesine ve ilköğretimde cinsiyet farkının kapanmasına yardımcı oluyor.
Haydi Kızlar Okula Kampanyasının devamı olarak nitelendirilebilecek Telafi Eğitimi, okula hiç gitmemiş veya yarıda bırakmış 10-14 yaş grubu çocuklara eğitimde ikinci bir şans tanınmasını öngörüyor.
900 yetişkin eğitim merkezinde başlatılan ebeveyn eğitim programı ile 2007 yılından bu yana yarım milyon aileye ulaşılıyor.
UNICEF’in 81 ilde aktif olan Çocuk Hakları Komiteleri, erkek çocuklarının yanında kız çocuklarının da kendi illerinde karar alma süreçlerinde yeralmalarını sağlıyor. Bu komitelerde yaklaşık 5 bin genç kız çocuğu aktif olarak görev yapıyor. Bu kız çocukları diğer gençleri çocuk hakları ve çocukların katılımı ile ilgili bilgilendirmek üzere yaşıtlarına eğitimler veriyor.
FAO, ILO, IOM ve UNDP tarafından Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) ile işbirliği içerisinde yürütülen Birleşmiş Milletler Ortak Programı “Herkes için İnsana Yakışır İş: Ulusal Gençlik İstihdam Programı ve Antalya Pilot Bölge Uygulaması” (BM Ortak Programı) gençler arasında işsizliğin azaltılmasını ve özellikle genç kadınların işgücüne katılımının artırılmasını amaçlıyor. 2009 yılında başlayan BM Ortak Programı 2012 yılı sonunda bitecek. Bu program çerçevesinde, İŞKUR tarafından ILO’nun teknik desteği ve ilgili kamu kurumları ve sosyal ortakların işbirliğiyle, cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve kadınların istihdamının artması için yapılacakları da sıralayan Türkiye’nin ilk Ulusal Gençlik İstihdamı Faaliyet Planı hazırlandı.
Türkiye’de KOBİ’lerin uluslararası rekabetini artırmak ve tekstil ve konfeksiyon sektöründe insana yakışır iş olanaklarını teşvik etmek, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasını desteklemek amacıyla, ILO, UNDP, Birleşmiş Milletler Sanayi Kalkınma Teşkilatı (UNIDO) ve İTKİB (İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçı Birlikleri) tarafından “Türkiye’nin Tekstil Sektöründe KOBİ’ler için Sürdürülebilir Ağlar ve İlişkiler Zinciri Oluşturulması” başlıklı BM Ortak Programı yürütülüyor.
Kadın Dostu Kentler Ortak Programının ikinci aşaması UNDP, UNFPA, İsveç Uluslararası Kalkınma İşbirliği Ajansı (SIDA) ve İçişleri Bakanlığınca hayata geçiriliyor. Bu aşamada, yerel yetkililerin kadın STK’ları ve ulusal ve yerel düzeyde hükümet kurumları ile diyaloğa girmesi ve planlama süreçlerine cinsiyet eşitiliğini de sokmaları sayesinde kadın dostu topluluklar için uygun bir ortam oluşturulmaya çalışılıyor.
BM Gönülleri (UNV), kadınların bilişim alanındaki katılımlarını arttırmak amacıyla Kadınlar için Kıvılcım (Kadın Bilişim Hareketi) çalışmalarına yardımcı oluyor, yasal konularda eğitim sağlıyor.

Hedefimiz kadın erkek eşitliği
Türkiye’de kadınların konumlarının güçlendirilmesi için bir çok ilerleme kat edildi.Türkiye’de faaliyette bulunan Birleşmiş Milletler kuruluşları da Türkiye’ye hedeflerine ulaşmasında katkıda bulunmak için devlet kurumları, özel sektör, STK’lar ve medya ile birlikte çalışmalarını sürdürdü, sürdürüyor.
Birleşmiş Milletler’in bu alandaki küresel ölçekli çalışmaları da devam ediyor. Kadınların konumlarının güçlendirilmesi ve kadın erkek eşitliğinin sağlanmasının küresel bir hedef olduğunun bilincindeyiz. Daha sağlıklı, iyi eğitimli, huzurlu ve refah toplumlar oluşması için de kadın erkek eşitliğinin gerekli olduğunu biliyoruz. Kadınların toplumdaki yerleri tam olarak güçlendirildiğinde ve sosyal yaşama katılmaları sağlandığında bundan tüm toplum olumlu etkileniyor. Dünyamızın karşı karşıya olduğu zorlukları başarılı bir şekilde aşmanın tek yolu kadın erkek eşitliğinden geçiyor.
Birlikte, geleceğimizi herkes için daha iyi bir dünyaya dönüştürmek elimizde.
KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLERLER TÜRKİYE


8 Mart, Ankara (BM Enformasyon Merkezi) – Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon, kadın hakları konusunda son dönemlerde küresel ölçekte ilerleme kaydedilmiş olmasına rağmen, henüz arzu edilen noktaya ulaşılamadığını söyledi.

Ban, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle yayınladığı mesajında, kadın erkek eşitliği ve kadınların toplumsal konumlarının güçlendirilmesinin dünya genelinde artık daha fazla destek bulduğunu, Devlet ve hükümet başkanı kadın sayısının her geçen gün arttığını, daha fazla oranda kadının bakan olarak hükümetlerde görev aldığını, kadınların işdünyasında daha da etkili olduğunu, okula devam eden kızların sayısının arttığını söyledi.

Ancak Ban, “Bu hareketlenmeye rağmen kadınların ve kız çocuklarının, doğuştan edindikleri ve refahlarını garanti altına alacak temel haklardan tam olarak yararlanabilmeleri için daha aşılması gereken çok mesafe var” dedi. Bu durumun kırsal kesimde diğer kesimlere oranla çok daha belirgin olduğunu belirten Ban, bu yıl ki Dünya Kadınlar Gününün adandığı kırsal kesimde yaşayan kadınlar ve kız çocuklarının küresel nüfusun dörtte birini teşkil ettiğini, ancak onların, gelirden eğitime, sağlıktan karar alma mekanizmalarına katılıma kadar birçok alanla bağlantılı ekonomik, sosyal ve siyasi göstergelerin hepsinin en altında yer aldığını söyledi.

Genel Sekreter yarım milyar küçük çiftçi ve topraksız tarım işçisi kadının tarım işgücünün ana unsurlarından birini teşkil ettiğini vurguladı. Ban “Ücretsiz olarak bakım işlerini onlar yapıyor. Ayrıca, kırsal kesimde yaşayan kadınlar potansiyellerini ortaya koyma fırsatı bulamıyor. Kırsal kesimde yaşayan kadınlar üretim kaynaklarına eşit erişim fırsatı bulsalar, tarım üretimi yüzde 4 artacak, gıda güvenliği desteklenmiş olacak ve 150 milyon insan açlık kapanından kurtulacak. Kırsal kesimde yaşayan kadınlar, imkan tanınsa, gizli bir trajedi olan ve kalkınmakta olan ülkelerde rastlanan çocuklardaki gelişim bozukluklarının sonlandırılmasına da katkı sağlayacak” dedi.

Ayrımcı yasalar ve uygulamaların sadece kadınları değil, toplumun ve ulusların tüm fertlerini etkilediğini vurgulayan Ban, “Kadınların toprak sahibi olamadığı veya kredi imkanlarına ulaşamadığı ülkelerde yetersiz beslenme sorunu yaşayan çocuk sayısında önemli bir artış görülüyor. Kırsal kesimde yaşayan kadınlara yönelik yatırımlar kalkınma alanında atılmış akıllı adımları teşkil ediyor” dedi.

Ban, kırsal kesimde yaşayan kadınların çektiği sıkıntıların toplumun diğer katmanlarındaki kadınlar ve kız çocuklarının karşı karşıya kaldığı sorunların bir yansıması olduğunu söyledi. Kadınların, iş hayatında önlerine görünmez engeller çıktığını, aile içi şiddete maruz kaldığını, okula kız çocukları yerine erkek çocukların gönderilmesinin tercih edildiğini, binlerce kadının her yıl doğum sırasında en basit tıbbi desteği dahi alamadığı için hayatını kaybettiğini söyleyen Ban, kadın haklarının daha gelişmiş olduğu ülkelerde dahi kadınların eşit işe eşit ücret alamadığını belirtti. Genel Sekreter “Kadınlar siyasette ve iş dünyasında karar alma mekanizmalarında yeterli oranda temsil edilmiyor” dedi.

Dünya Kadınlar Gününde Hükümetleri, sivil toplumu ve özel sektörü, bir temel insan hakkı olan ve herkesin yararına sonuçlar doğuran toplumsal cinsiyet eşitliğine ve kadınların toplumdaki konumlarının güçlendirilmesine kararlılıkla sahip çıkmaya çağıran Ban, “Kadınların ve kız çocuklarının enerjisi, yeteneği ve gücü insanlığın henüz işlenmemiş bir cevheridir” diyerek mesajına son verdi.
KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLERLER TÜRKİYE


Kadınların konumlarının küresel ölçekte güçlendirilmesi Birleşmiş Milletler ve bağlı kuruluşlarının ana çalışma alanlarında birini oluşturuyor. Birleşmiş Milletler bu alandaki faaliyetlerini sivil toplum kuruluşları, bakanlıklar ve medya ile işbirliği halinde yürütüyor.

Birleşmiş Milletler’in bu alandaki önemli ortaklarından biri de Avrupa Birliği. Söz konusu ortaklığın bir uzantısı olarak Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu ve Birleşmiş Milletler Türkiye, Dünya Kadınlar Günü kapsamında 6 Mart 2012 tarihinde Ankara Üniversitesi Avrupa Toplulukları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde (ATAUM) “Kadınlar için Birlikte” konulu bir panel düzenledi.

Kolaylaştırıcılığını Today’s Zaman gazetesi köşe yazarı Nicole Pope’un yaptığı panele Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Ekonomik Statü Daire Başkan Vekili Yeliz Filiz, KA-DER Başkanı Çiğdem Aydın ve Uçan Süpürge Derneği Başkanı Halime Güner, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Başkanı Jean-Maurice Ripert ve Birleşmiş Milletler Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Başkanı ve UNFPA Türkiye Temsilcisi Zahidul Huque katıldı.

Panelde ilk sözü alan Büyükelçi Ripert, kadınlarının konumlarının güçlendirilmesinin tüm toplumları kapsayan bir çaba olduğunu, Avrupa Birliğine üye ülkelerde de, başta kadına karşı şiddetin önlenmesi ve kadınların karar mekanizmalarında eşit oranda temsil edilmeleri gibi alanlarda çalışmaların sürdüğünü söyledi. Kadın haklarının güçlendirilmesinin Türkiye’nin Avrupa Birliği müzakere sürecinin de bir parçası olduğunu, bu nedenle resmi makamlarla kadın hakları alanında çalıştıklarını belirtti.

UNFPA Türkiye Temsilcisi Huque, dünya genelinde kadınlara yönelik ayrımcılığın önlenmesi için gerekli yasal altyapının bir çok ülkede bulunmadığını belirtti. Huque, BM kuruluşlarının Türkiye’de din adamları ve Silahlı Kuvvetlerle işbirliği yaparak kadına karşı şiddetin önlenmesinde erkeklerin de bilinçlendirilmesine katkıda bulunduğunu belirtti.

KA-DER Başkanı Aydın, kadınların siyasette ve karar alma mekanizmalarında yer alamamalarının önündeki en büyük engelin erkek bakış açısı olduğunu, Avrupa’da da benzer sorunlar görüldüğünü, ancak söz konusu ülkelerde kadınların bu sorunları aşmak için belli mekanizmalara sahip olduklarını söyledi.

Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Ekonomik Statü Daire Başkan Vekili Filiz ise yeni oluşturulan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının çalışma alanları hakkında bilgi verdi ve yeni bakanlığın politikaları belirleyici ve uygulayıcı bir yapıya büründüğünü belirtti.

Uçan Süpürge Derneği Başkanı Güner ise çocuk gelinlerin çok önemli bir sorun olduğunu söyledi. Güner, bunun önüne geçilmesi için, reşit olmayanların evliliğine izin verilmemesi başta olmak üzere yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini ifade etti. Güner, herkesi kadın hakları konusunda çalışan STK’lara desteğe çağırdı.
KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLERLER TÜRKİYE


Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon, yeni Genel Sekreter Baş Yardımcısı olarak İsveçli kıdemli diplomat Jan Eliasson’u atadı.

1 Temmuz tarihinde görevi Tanzanya’lı Asha-Rose Migiro’dan devralacak olan Eliasson daha önce Genel Sekreter’in Darfur Özel Temsilcisi, 60. Genel Kurul’un Başkanı ve İnsani Yardım İşlerinden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı görevlerinde bulunmuştu. Eliasson halen Genel Sekreterin Binyıl Kalkınma Hedefleri Savunma Grubunun bir üyesi olarak görev yapıyor.

Ülkesi İsveç’te Dışişleri Bakanı görevi de yapan Eliasson, ülkesini New York ve Washington’da önemli pozisyonlarda temsil etmiş bir diplomat.

Ban Ki-moon ayrıca Arjantin vatandaşı Susana Malcorra’yı da 1 Nisan tarihinden itibaren Özel Kalem Müdürü olarak atadığını bildirdi. Malcorra 2008 yılından bu yana Saha Desteğinden Sorumlu Genel Sekreter yardımcısı olarak görev yapıyordu.

Ban atamalarla ilgili gazetecilere yaptığı açıklamada 10 adet Genel Sekreter Yardımcılığı pozisyonu için “şeffaf ve rekabete dayalı” bir seçim sürecinin başladığını söyledi.

Ocak ayında ikinci beş yıllık görev süresine başlamadan önce BM Genel Sekreteri Ban, tüm ekibini baştan başa incelemeye aldığını söylemişti.
KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLERLER TÜRKİYE


NEW YORK, 28 Şubat 2012 – UNICEF Dünya Çocuklarının Durumu 2012: Kentsel bir Dünyada Çocuklar başlığını taşıyan raporunda kentleşmenin kentlerde ve kasabalarda yaşayan yüz milyonlarca çocuğu yaşamsal önem taşıyan hizmetlerden yoksun bıraktığı uyarısında bulundu.

Kentleşmenin daha da ileri gitmesi kaçınılmazdır. Raporda belirtildiği üzere, önümüzdeki birkaç yıl içinde çocukların çoğunluğu artık kırsal alanlarda değil kasaba ve kentlerde yaşayacaktır. Kentlerde doğan çocuklar daha şimdiden kentsel nüfus artışında yüzde 60 paya sahiptir.

UNICEF Genel Direktörü Anthony Lake konuya ilişkin şu görüşü dile getirmiştir: “Yoksulluk olgusunu düşündüğümüzde geleneksel olarak aklımıza gelen köyde yaşayan bir çocuktur. Oysa günümüzde kentlerin yoksul mahallelerinde, gecekondularda yaşayan ve sayıca giderek artan çocuklar, dünyadaki en dezavantajlı, en fazla güçlük içinde yaşayan nüfus kesimini oluşturmaktadır. Bu çocuklar en temel hizmetlerden bile yoksundur; büyüyüp gelişme hakları görmezlikten gelinmektedir.

“Yoksul mahallelerde yaşayan bu çocukların dışlanması, yalnızca onları potansiyellerini gerçekleştirme şansından yoksun bırakmamakta, aynı zamanda toplumlarının iyi eğitilmiş ve sağlıklı bir kentsel nüfusa sahip olmanın sağlayacağı ekonomik getirilerden yoksun kalmasına da yol açmaktadır.”

Kentler çok sayıda çocuğa okul, klinik ve oyun alanı gibi olanaklar sunmaktadır. Ne var ki, dünyaya baktığımızda aynı kentlerin çocuk sağlığı, eğitim ve fırsatlar açısından en büyük eşitsizliklerin ortaya çıktığı mekanlar olduklarını da görüyoruz.

Altyapı ve hizmetler dünyanın birçok bölgesinde kentsel büyümenin gerisinde kalmakta ve çocukların temel gereksinimleri karşılanmamaktadır. Yoksulluk içindeki aileler çoğu durumda standardı düşük hizmetler için fazla para ödemek zorunda kalmaktadır. Örneğin, hanelerin genel su şebekesine bağlı olduğu daha varlıklı semtlerle karşılaştırıldığında, yoksul mahallelerde yaşayanlar özel satıcılardan su almak zorunda kalmakta, bu da su için yer yer 50 kat daha fazla para ödeme gibi durumlara yol açmaktadır.

Kentlerin yoksul mahallelerinde yaşayan çocukların içinde bulundukları yoksunluk durumu, zengini ve yoksulu tüm kent sakinlerini aynı yere koyan istatistik ortalamalarıyla örtülmektedir. Dolayısıyla, kentsel politikalar belirlenip kaynak tahsisi yapılırken bu tür istatistiklerin kullanılması, en yoksul kesimlerin ihtiyaçlarının gözden kaçırılmasına yol açabilmektedir.

Kentleri çocuklara uygun hale getirmek

Eşitliğe odaklanmak büyük önem taşımaktadır. Bundan kastedilen, nerede yaşıyor olurlarsa olsunlar önceliğin en dezavantajlı konumda olanlara tanınmasıdır.

UNICEF hükümetlere çocukları kent planlamasının merkezine yerleştirmeleri, hizmetleri herkese ulaşacak şekilde geliştirip yaygınlaştırmaları çağrısında bulunmaktadır. Başlangıç için, kentsel yerleşimlerdeki çocuklar arasındaki eşitsizlikleri belirleme ve bunların nasıl giderilebileceğini ortaya koyma açısından daha odaklanmış, sağlıklı verilere ihtiyaç duyulmaktadır.

Hangi kademede olursa olsun resmi yönetimlerin yapabileceği daha çok şey olmakla birlikte, başarı açısından toplum düzeyindeki girişimler de büyük önem taşımaktadır.

Rapor, kent yoksulluğu sorununun çözümü için toplum temelli çabalara daha fazla önem verilmesi çağrısında bulunmakta ve çocuklarla ergenler dahil olmak üzere kent yoksulları ile yapılabilecek etkili ortaklıklara örnekler vermektedir.

Bu ortaklıklar gerçekten elle tutulur sonuçlar vermektedir. Örnekler arasında şunlar da yer almaktadır: Brezilya’nın Rio de Janeiro ve Sao Paulo kentlerinde altyapıda gerçekleştirilen iyileştirmeler; Ekvador’un Cotacachi yöresinde okuryazar oranlarının artması ve Filipinler’in Manila kentinde afetlere daha hazırlıklı olma. Kenya’nın Nairobi kentinde ise ergenler kent planlamacılarına bilgi sağlamak üzere kendi yoksul mahallelerinin haritalamasını yapmışlardır.

Meksika’da başlatılan Oportunidades girişimi, en yoksul ailelerin çocuklarını okula gönderebilmeleri ve sağlık hizmetlerinden yararlanabilmeleri için nakit transferi sistemine öncülük etmiştir ve bu öncü girişim daha sonra gerek kentsel gerekse kırsal alanlarda yaygınlaştırılmış, böylece Meksika örneğini izleyen ülkelere değerli bir deneyim sunulmuştur.

Küresel ölçekte ise UNICEF ile Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı (UN-Habitat) Çocuk Dostu Kentler Girişimi çerçevesinde 15 yıl birlikte çalışmıştır. Bu girişim kapsamında çocukların kent gündeminin merkezine yerleştirmek üzere ortaklıklar oluşturulmuş, çocukların bu dönemlerini hak ettikleri daha güvenli ve sağlıklı ortamlarda geçirebilmeleri için çeşitli hizmetler sunulmuş, korumalı alanlar yaratılmıştır.

Anthony Lake’in sözleriyle, “kentleşme yaşamın bir gerçeğidir; kentlere daha fazla yatırım yapmalıyız, en muhtaç durumdaki çocuklara sunulacak hizmetlere daha fazla odaklanmalıyız.”

UNICEF hakkında
UNICEF, erken dönem çocukluktan ergenliğe kadar uzanan dönemde çocukların yaşayıp gelişmelerine yardımcı olmak amacıyla 190’dan fazla ülkede ve bölgede çalışmalarını sürdürmektedir. Gelişmekte olan ülkelere aşı sağlanması açısından dünyanın en önde gelen kuruluşu olan UNICEF çocuk sağlığı ve beslenmesi, temiz su ve sanitasyon, tüm erkek ve kız çocuklara kaliteli eğitim sağlanması; çocukların şiddet, sömürü ve AİDS’ten korunmaları gibi alanlardaki çalışmaları desteklemektedir. UNICEF kaynaklarını tamamen kişilerin, iş çevrelerinin, vakıfların ve hükümetlerin gönüllü katkılarından sağlamaktadır. UNICEF ve çalışmaları hakkında daha fazla bilgi için: http://www.unicef.org

Bizi Twitter ve Facebook’tan izleyin

UN-Habitat hakkında
Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı (UN Habitat) insan yerleşimleriyle ilgili Birleşmiş Milletler kuruluşudur. Genel Kurul tarafından, herkese yeterli barınma imkânları sağlamak amacıyla toplumsal ve çevresel açıdan sürdürülebilir kentler ve kasabalar oluşturma görevi verilmiştir.Habitat ve çalışmaları hakkında daha fazla bilgi için: http://www.unhabitat.org/

Daha fazla bilgi için:

Sarah Crowe, Medya Baş Danışmanı, UNICEF New York, Cep: +1 646 209 1590, scrowe@unicef.org

Maurizio Giuliano, İletişim Bölümü Başkanı, UNICEF Mexico, Cep: 52 155 385 82559, mgiuliano@unicef.org

Peter Smerdon, UNICEF New York, Cep: +1 917 213 5188, psmerdon@unicef.org

Sema Hosta, UNICEF Türkiye İletişim Sorumlusu, 0312 454 1028, shosta@unicef.org
KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

INCB: SOSYAL MEDYA ÜZERİNDEN ÇOCUKLARA UYUŞTURUCU SATIŞININ ÖNÜNE GEÇİLMELİ

Ankara, 28 Şubat (BM Enformasyon Merkezi) – Yasadışı internet eczaneleri yasadışı uyuşturucuları ve reçete ile satılması gereken ilaçları, hedef olarak seçtikleri gençlere satmak için her yolu deniyor. Merkezi Viyana'da bulunan Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulu (INCB) tarafından bugün yayınlanan 2011 raporunda yasadışı internet eczanelerinin sosyal medya üzerinden gençleri hedef almayı sürdürdüğü belirtildi. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre yasadışı internet eczanelerinde satışa sunulan ilaçların yarıdan fazlasının sahte olduğu göz önüne alındığında insanların büyük bir risk ile karşı karşıya kaldığı görülüyor. INCB, hükümetlerden yasadışı internet eczanelerini kapatmalarını, sattıkları yasadışı uyuşturuculara da el koymalarını istiyor.

INCB, gençlerin toplumdan dışlanmalarının ana nedenlerinden olan uyuşturucu sorununa karşı etkin önlemler alınmasını istiyor.

INCB Başkanı Hamid Ghodse tarafından bugün Viyana'da açıklanan raporda öncelikli olarak uyuşturucu sorunuyla karşı karşıya kalan marjinalleştirilmiş toplumsal kesimlere yardım edilmesi gerektiği belirtiliyor. Dünyanın dört bir yanında, şiddet, organize suç örgütleri, yolsuzluk, işsizlik, sağlıksız yaşam koşulları ve yetersiz eğitim sarmalına düşmüş kesimlerde uyuşturucu kullanımı ve kaçakçılığının yerleşik hale geldiğinin görüldüğü belirtilen raporda, bu durumdan da en çok gençlerin olumsuz yönde etkilendiği ifade ediliyor. Ghodse, dünyanın dört bir yanında uyuşturucu nedeniyle yaşanan sorunların sosyal düzeni tehtid ettiğini ve şiddet olaylarında artışa neden olduğunu söylüyor.

Bölgesel gelişmeler

Orta Amerika ve Karayipler, Güney Amerika'dan Kuzey Amerika'ya uyuşturucu geçişinin sağlandığı transit bölgeler olarak kullanılmaya devam ediliyor. Amerika Birleşik Devletleri'ndeki (ABD) kokainin yaklaşık yüzde 90'ı ülkeye Meksika yoluyla kaçırılıyor. Meksikalı güvenlik birimlerinin baskısı sonrası bazı Meksikalı uyuşturucu kartelleri operasyonlarını Orta Amerika'ya taşıdılar ve artan şiddet olaylarına neden oldular. 2010 yılında, Honduras, Kosta Rika ve Nikaragua ilk kez ABD'ye gitmesi hedeflenen uyuşturucular için başlıca geçiş ülkeleri olarak gösterildi. Uyuşturucu kaçakcılığı Orta Amerika'da cinayet vakalarının en önemli ve Orta Amerika'nın alt bölgesinde artan şiddet olaylarının ise ana nedeni haline geldi.

Kuzey Amerika bölgesindeki üç ülke, yüksek düzeyde yasadışı uyuşturucu üretimi, ticareti ve tüketimiyle 2010 yılında dünyanın en büyük yasadışı uyuşturucu pazarı olmaya devam etti. Hint keneviri (esrar) her üç ülkede üretilen büyük miktarlarıyla en çok kullanılan uyuşturucu olmaya devam ediyor.

Hint kenevirinin Batı ve Orta Avrupa'da yasadışı yetiştirilmesi de ciddi oranda arttı. Hint keneviri bitkileri sanayi ölçeğinde, genellikle kapalı alanlarda ve organize suç örgütlerinin katkısıyla yetiştiriliyor. Avrupa dünyanın ikinci büyük kokain pazarı olmaya devam ediyor. Avrupa'ya yapılan uyuşturucu kaçakcılığının kullandığı yollarda, Kuzey Afrika’dan gelen uyuşturucu kaçakcılığının artması da dahil olmak üzere çeşitlenme oldu. Doğu Avrupa'da gümrük görevlileri tarafından ele geçirilen kokain miktarında 2010 yılında büyük oranda artış oldu. INCB'nin Avrupa'da tüketilen uyuşturucu maddelerin çeşitliliği konusundaki endişeleri devam ediyor. Avrupa'da 15 ila 24 yaş arası gençlerle 2011 yılında yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre, araştırmaya katılanların yüzde 5'inin kontrol altında olmayan uyuşturucu maddeler kullandığı görülüyor. 2010 yılında, uluslararası kontrol altında olmayan rekor seviyede yeni uyuşturu madde belirlendi.

Avrupa küresel afyon pazarının en büyük payına sahip bulunuyor ve hastalık ve ölüm oranları açısından eroin en büyük uyuşturucu problemini oluşturuyor.
Batı Asya yasadışı haşhaş yetiştiriciliğinin merkezi olmaya devam ediyor. 2011 yılında, afyon üretiminde dikkate değer artış oldu. Afganistan'ın çeşitli bölgelerinde haşhaş yetiştiriciliğinin yayılması, afyonun fiyatının artması ve Uluslararası Güvenlik Yardım Gücü (ISAF) birliklerinde azaltmaya gidilmesi gibi nedenlerin bir araya gelmesi sonucu afyon üretiminde geçtiğimiz yıllara oranla daha da fazla artış olabileceği düşünülüyor. INCB, afyon üretiminin artmasının, bölgede zaten yüksek seviyelerde olan afyon türevi uyuşturucuların istismarını daha da artıracağından endişe duyuyor.

Güney Amerika'dan Afrika yoluyla Avrupa'ya kokain kaçakçılığı son yıllarda ortaya çıkan başlıca tehditlerden birini oluşturuyor. Batı Afrika kokain kaçakçılığında kullanılmaya devam ediliyor. Uyuşturucu kaçakcıları artan şekilde gemi konteynerleri ve ticari uçakları bölgeye kokain sokmak için kullanıyor. Eroin Afrika Kıtası'na Doğu Afrika'dan giriyor ve Avrupa veya diğer bölgelere ya doğrudan ya da Batı Afrika yoluyla kaçırılıyor. 2011 yılında rekor seviyede eroin Kenya ve Tanzanya'da ele geçirildi. INCB, Afrika'ya giren eroinin artmasıyla bölgede özellikle Doğu Afrika ve Güney Afrika'da uyuşturucu kullanımının yükselişe geçmesinden endişe duyuyor.

Türkiye

Raporda, Türkiye Batı Asya bölgesi içinde inceleniyor ve Türkiye'nin hem yurt içindeki çalışmaları hem de bölge ülkeleriyle yaptığı işbirliği sayesinde uyuşturucu ile etkin bir mücadele yürüttüğü ve ele geçen uyuşturucu miktarında da daha önceki yıllara oranla artış olduğu belirtiliyor.

Raporda, yasadışı uyuşturucu yapımında da kullanılabilen psikotrop maddelerin ithalat ve ihracatına daha etkin denetleme getiren ülkeler arasında Türkiye'den de övgüyle bahsediliyor.

Kurul ayrıca, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu haşhaş ana üreticisi ülkelere, haşhaş ekimini sertifika vererek gerçekleştirdikleri ve ilgili uluslararası kuruluşları konu hakkında detaylı şekilde bilgilendirdikleri için teşekürlerini sunuyor. Sertifikalı üretim, haşhaşın yasadışı uyuşturucu üretiminde kullanılmasını önlemek açısından büyük önem taşıyor.

Raporda, Suudi Arabistan ve Türk emniyet güçlerinin işbirliği sayesinde 2009 yılında Türkiye'de yasadışı bir Captagon üretim fabrikasının ele geçirildiği, fabrikanın yıllık üretim kapasitesinin 200 milyon Captagon tableti seviyesinde olduğu belirtiliyor.

Raporda, Arnavutluk ve Kosova'da yasadışı olarak yetiştirilen esrarın suç şebekeleri tarafından aralarında Türkiye'nin de bulunduğu Doğu ve Güneydoğu Avrupa ülkelerine kaçak olarak sokulduğuna dikkat çekiliyor.

INCB raporunda, Dünya Gümrük Örgütü (WCO) 2010 verilerine göre, Kuzey Balkan hattı olarak tanımlanan güzergah (Türkiye, Bulgaristan, Romanya, Macaristan ve Avusturya) üzerinde yakalanan eroin miktarında, Güney Balkan hattı olarak adlandırılan (İtalya, Yunanistan, Arnavutluk veya Makedonya) güzergahında ele geçirilen eroine oranla azalma yaşandığı belirtiliyor.

Raporun tamamına (İngilizce) http://www.unicankara.org.tr/incb2011.pdf adresinden ulaşılınıyor.

Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulunun Rolü

Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulu (INCB), Birleşmiş Milletler'in uluslararası uyuşturucu kontrol sözleşmelerinin uygulanmasındaki bağımsız ve yargı benzeri gözetim organıdır. Kurul, 1961 tarihli Uyuşturucu Maddelere Dair Birleşmiş Milletler Tekli Sözleşmesi'ne istinaden 1968 yılında kurulmuş olmakla birlikte, INCB benzeri kuruluşların geçmişinin Milletler Cemiyeti dönemine uzandığı biliniyor.

Oluşumu

INCB Hükümetlerden ve Birleşmiş Milletler'den bağımsız bir kuruluştur. Ekonomik ve Sosyal Konsey tarafından seçilen 13 kurul üyesi hükümetleri adına değil kendi adlarına faaliyet gösterir. Dünya Sağlık Örgütü tarafından aday gösterilen uzmanlar listesinden tıbbi, ilaç ve eczacılık deneyimine sahip üç üye ve hükümetler tarafından aday gösterilen uzmanlar listesinden de on üye seçimle belirlenir.

INCB Birleşmiş Milletlerin Uyuşturucu ve Suç ile Mücadele Ofisi (UNODC) ve Uyuşturucu İlaçlar Komisyonu, Dünya Sağlık Örgütü, Uluslararası Kriminal Polis Teşkilatı (Interpol) ve Dünya Gümrük Örgütü de dahil olmak üzere, uyuşturucu denetimi ile ilgilenen diğer uluslararası organlar ile işbirliği yapar.
KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE