Latest Entries »

Birleşmiş Milletler tarafından yayınlanan bir raporda Avrupa’daki borç krizinin şu anda dünya ekonomisi için en büyük tehditi oluşturduğu bildirildi. Birleşmiş Milletler Dünya Ekonomik Durumu ve Tahminleri 2012 yıl ortası raporunda, tasarruf önlemlerinin Avrupa ülkelerini duraklamaya iteceği belirtildi ve büyümenin teşvik edilmesi için mali politikaların değiştirilmesi çağrısı yapıldı.

Raporda, “Krizin artması finans piyasalarında çok ciddi boyutlarda çalkantıya ve küresel olarak risk alınmamasında artışa ve küresel büyümenin daha da zayfılamasına neden olabilir” denildi.

BM Sosyal ve Ekonomik İşler Dairesi (UN DESA), BM Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) ve BM’nin beş bölge komisyonu tarafından hazırlanan raporda en kalkınmış ülkelerin de halen 2008-2009 mali krizinin etkilerinden kurtulmaya çalıştıkları belirtiliyor ve borç krizi için alınan tasarruf önlemlerinin geri teptiği ifade ediliyor.

Raporda, “Pek çok Avrupa ülkesinde uygulanan mali tasarruf programları ve Almanya ve Fransa gibi ülkerde uygulanan daha hafif daraltıcı politikiların bir araya gelmesi, çok büyük boyutta ekonomik ve toplumsal maliyetlere neden olacak aşağı doğru inen şiddetli bir spiral yaratma riski taşıyor” ifadeleri kullanıldı.

Rapor, mali politikaların gidişatının değiştirilmesinin gerekliliğini vurgularken, kısa süreli çözümler yerine orta ve uzun süreli çözümlere odaklanılması gerektiğini belirtiyor. Rapor ayrıca mali politikaların uluslararası olarak kordine edilmesi gerektiğini ve doğrudan iş yaratma ve yeşil büyümeyi desteklemesi gerektiğinin altını çiziyor.

Rapora http://www.un.org/en/development/desa/policy/wesp/wesp_archive/2012wespupdate.pdf adresinden ulaşılabiliniyor.

KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

Reklamlar

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin isteği üzerine Genel Sekreter Ban Ki-moon’un kısa süre içinde Suriye’deki krizi çözümleyecek bir dizi seçeneği Güvenlik Konseyi’ne sunacağı bildirildi.

Birleşmiş Milletler’in New York’taki Genel Merkezi’nde bir basın toplantısı düzenleyen Ban, “Suriye’deki durumun nasıl gelişeceğini hiçkimse tahmin edemiyor. Olabilecek her sonuç için hazrılıklı olmalıyız; ihtimal dahilindeki çok sayıda senaryoya karşılık vermeye hazır olmalıyız. Güvenlik Konseyi’nin isteği üzerine, nasıl ilerleyeceğimiz konusunda bir dizi seçeneği yakın zamanda sunacağım” diye konuştu.

Ban, “Ortak bir neden bulmak Konsey’in üyelerinin görevi. Ancak şunu belirtmeliyim burada daha cesur davranmaya ihtiyacımız var. Tek bir ses olarak konuşmalıyız. Açık ve hatasız bir mesaj yollamalıyız: Şiddet her iki tarafta da sona ermeli. Suriye halkının isteklerini karşılayacak barışçıl bir geçişe ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.

Genel Sekreter’e basın toplantısında Arap Birliği ve Birleşmiş Milletler’in Suriye Ortak Temsilcisi Kofi Annan ve Arab Birliği Genel Sekreteri Nebil Elarabi eşlik ettiler. Genel Sekreter, Kofi Annan’ın Güvenlik Konseyi tarafından da onaylanan 6 maddelik barış planının hala krizi çözmede çok önemli olduğunu vurguladı ancak, gerileyen durumun uluslararası ortamda görüşülmesi gerektiğini söyledi. Ban Suriye Hükümeti’nin barış planına uyduğuna dair pek kanıt görmediklerini ve muhalefetin de giderek daha da fazla silahlara başvurduğunu belirtti.

Mayıs ayının sonunda 100’den fazla kişi Hula’da katledilmişti. Dün ise Hama yakınındaki Mazrat El-Kebir köyünde çok sayıda ölü olduğu haberleri geldi. Suriye’deki BM Gözlem Misyonu UNSMIS gözlemcileri bu haberleri doğrulamaya çalışmalarına rağmen, engellendikleri için henüz doğrulayamadılar.

KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

Birleşmiş Milletler’in Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı Rio+20’ye 2 hafta kala Genel Sekreter Ban Ki-moon yoksulluğu azaltırken insan onuruna yakışan iş, temiz enerji ve kaynakların daha adil ve sürdürülebilir kullanılması için çağrı yaptı.

New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında Ban, “Rio+20 geleceğin sürdürülebilir ekonomisi için gerçek ilerlemenin sağlanabileceği ancak bir kuşakta ortaya çıkabilecek bir fırsattır” diye konuştu. Rio+20 konferansı 20-22 Haziran tarihlerinde Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde yapılacak.

Refahın sağlanması, yoksulluğun azaltılması, sosyal eşitliğin sağlanması ve çevrenin korunması konularında yeni politikalar şekillendirmek üzere konferansa yüzden fazla devlet ve hükümet başkanı, binlerce parlemanter, belediye başkanı, CEO, BM yetkilileri ve sivil toplum liderlerinin katılması bekleniyor.

Rio+20 konferansı 1992 yılında yine Rio’da toplanan Dünya Zirvesi’nin devamı niteliğinde. 20 yıl önceki zirveye katılan ülkeler ekonomik gelişme, sosyal eşitlik ve çevrenin korunması ile ilgili Gündem 21 olarak adlandırılan bir bildirgeyi benimsemişlerdi.

Ban, hala yapılması gereken çok iş olduğunu ancak Rio+20 Konferansı sonucunda 20 yıl önce benimsenen metnin devamı konusunda anlaşma sağlanması için temellerin yerinde olduğunu belirtti.

Genel Sekreter, “Müzakerecilerin bakan ve dünya liderleri Rio’ya varmadan önce metin üzerinde anlaşmalarını bekliyorum. Devamında liderler öne çıkan konuların çözümü için harekete geçeceklerdir. Onların görevi sürdürülebilir kalkınma için yenilenmiş siyasi sözü alabilmek. Kuşak değişikliği için küresel hareket arzuluyoruz” dedi.

Müzakereciler Rio+20 hazırlık görüşmelerinin son oturumlarını geçen Cumartesi günü New York’ta tamamlamışlar ve metnin yüzde 20’sinden fazlasında anlaşmışlardı.
Genel Sekreter basın toplantısında Rio+20’den beklediği ve tüm dünyadaki insanların hayatlarını iyileştirecek ‘somut’ çıktılardan bahsetti.

Bunlardan birincisi insanları yoksulluktan kurtaracak ve küresel çevreyi koruyacak yeşil ekonomi yol haritasının tarif edilmesi. Ban böyle bir yol haritasının uluslararası işbirliği ve yatırım ve ülkeler arasında deneyim ve teknoloji için alışveriş olmasını gerektirdiğini ifade etti.

İkinci olarak dünya liderlerinin sürdürülebilir kalkınma hedeflerini net ve ölçülebilir hedef ve göstergelerle tarif etmeleri gerekiyor. Ban sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin 2012 sonrası küresel kalkınma çerçevesinin en önemli parçası olacağını vurguladı.

Bunlarla birlikte sürdürülebilir kalkınmanın kurumsal çerçevesinin başlıca unsurları konusunda da kararların alınması gerekiyor. Gıda güvenliği, sürdürülebilir tarım, okyanuslar, cinsiyet eşitliği, kadınların konumlarının güçlendirilmesi, eğitim ve enerji gibi birbirleriye kesişen konularda da güçlü ve faaliyete yönelik kararların konferanstan çıkması bekleniyor.

Ban, “Sonunda, Rio+20 harekete geçmede yaratacağı dönüşüm ile – daha iyiye değiştirdiği hayatlar ile ölçülecektir. Sürdürülebilir kalkınma fikrinin artık zamanı gelmiştir. Arzuladığımız gelecek budur” ifadelerini kullandı.

Rio+20’nin en son hazırlık görüşmeleri 13-15 Haziran tarihlerinde Rio de Janeiro’da yapılacak.

KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

5 Haziran, Ankara (BM Enformasyon Merkezi) – Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon, Rio’da 20-22 Haziran’da düzenlenecek tarihi zirvenin, refahın herkes tarafından paylaşıldığı, sürdürülebilir kalkınmanın hakim olduğu bir geleceğin yaratılması için büyük bir fırsat teşkil ettiğini söyledi.

Ban, 5 Haziran Dünya Çevre Günü vesilesiyle yayımladığı mesajında sürdürülebilir dünya yaratılabilmesi için paradigma değişikliğine ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

Ban, mesajında “Dünya’nın Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı (Rio+20) hazırlıklarının son aşamasına geldiği bir dönemde kutladığımız Dünya Çevre Günü, daha sürdürülebilir bir dünya yaratabilmek için paradigma değişikliğine ihtiyacımız olduğunu vurgulamak üzere iyi bir fırsat teşkil ediyor. Bu yıl ki temayı “Yeşil ekonomi sizi de kapsıyor mu?” teşkil ediyor. Bu tema ile, insanlığın ekolojik ayak izlerinin dünyamızın fiziksel kapasitesini aşmasını önlemek için herkesin oynayabileceği bir rolün olduğuna dikkat çekilmek isteniyor” dedi.

Ban 7 milyara ulaşan Dünya nüfusunun 2050 yılında ise 9 milyarı geçeceğinin tahmin edildiğini belirtti. “Bu da dünya nüfusunun yarısının yaşadığı halihazırda kalabalık nüfusa sahip şehirlerin daha da kalabalıklaşacağı ve doğal kaynakların daha da fazla tüketileceği ve gıda, su ve enerjiye daha fazla ihtiyaç duyulacağı anlamına geliyor” diyen Genel Sekreter, ayrıca, insan onuruna yakışır iş arayan birey sayısının da artacağının öngörüldüğünü belirtti. Ban, “Günümüzde küresel ölçekte 1,3 milyar insan ya işsiz ya da çalışıyor olsa bile geçinecek ücreti kazanamıyor. Önümüzdeki on yıl içinde yarım milyar insanın daha iş arayanlar arasında katılacağı tahmin ediliyor” dedi.

Sürdürülebilirliğin, kalkınmanın sosyal, ekonomik ve çevresel boyutlarını dengeleyerek herkese fırsat eşitliği sağlamayı gerektirdiğini, ekonomik gelişme ve çevre konularının birbirinin zıttı olduğu yönündeki efsanenin ise yıkılmasının şart olduğunu vurgulayan Ban, “Akıllı politikalar ve doğru yatırımlarla ülkeler çevreyi koruyabilir, ekonomilerini büyütebilir, insan onuruna yakışır iş imkanları yaratabilir ve toplumsal ilerlemeyi hızlandırabilir” dedi.

Rio+20 zirvesinin Dünya’nın, sürdürülebilir kalkınmaya olan bağlılığın daha da derinleştirmesi için bir fırsat teşkil ettiğini, büyümenin ve refahın sadece Kişi Başına Düşen Gayri Safi Milli hasıla ile ölçülemeyeceğinin Rio’da karara bağlanmasının bir zorunluluk olduğunu belirten Ban, “Binyıl Kalkınma Hedeflerinin yerini alacak Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin oluşturulması gerektiği konusunda anlaşmaya varmamız gerekiyor. Enerji, su, gıda, şehirler, okyanuslar, iş ve kadınlarının konumlarının güçlendirilmesi gibi sürdürülebilirliğin temel taşlarını teşkil eden hususlarda ilerleme sağlamalıyız” dedi.

“Sürdürülebilirlik hem kalkınmış hem de kalkınmakta olan ülkelerde komu politikalarında öne çıkmaya başlıyor. Birleşmiş Milletler de ofislerinin iklim dostu ve sürdürülebilir yönetime sahip olması için çalışmalarına devam ediyor” diyen Ban, Rio’da mutlaka dünyayı daha sürdürülebilir büyüme ve kalkınma güzergahına çekecek bir karar üzerinde anlaşılması geketiğini vurguladı.

Ban mesajına, “Dünya Çevre Gününde tarihi Rio konferansının öncesinde hükümetleri, iş dünyasını ve toplumları, sürdürülebilir ve arzuladığımız geleceğin kurulmasını sağlamak üzere, herkesi kapsayacak tercihler yapmaya çağırıyorum” diyerek son verdi.

KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

22 Mayıs – Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon Birleşmiş Milletler’in Afganistan ile ilişkilerinin süreceğini yinelerken, Afganistan’ın uluslararası ortaklarından ülkeden birliklerini çekerken, ülkeyi desteklemeye devam etmeleri çağrısında bulundu.

ABD’nin Chicago kentinde toplanan NATO Zirvesi’nde dün konuşan Ban, “Afganistan net ve zorlu güvenlik ve kalkınma sorunlarıyla karşı karşıya, ancak bizim kaynaklarımız sınırlı. Birleşmiş Milletler bütün boşlukları doluramaz. Bugün burada olan her liderin desteğinin sürmesi kritik önem taşıyor” diye konuştu.

Ban, “Afganistan’ın uluslararası ortakları askeri mevcudiyetlerini ülkeden çekerken, desteklerini de çekmeyeceklerdir şeklinde açık bir mesaj gönderelim. Bölgedeki komşu ve diğer ülkelerin bağlılığı büyük önem taşıyor” diye ekledi.

Chicago’daki Zirve’ye katılan Dünya liderleri NATO’nun Afganistan’daki Uluslararası Güvenlik Yardımı Kuvveti (ISAF) misyonunun 2014 yılı sonuna kadar sonlanması ve o tarihten sonra Afganistan’a desteklerini nasıl sürdüreceklerini görüşüyorlar.

Günvelik Konseyi tarafından Afganistan’da görev yapmak üzere görevlendirilen ISAF ve Birleşmiş Milletler’in Afganistan’daki Yardım Misyonu UNAMA, aynı zamanda Afganistan Hükümeti’nin isteği üzerine ülkede bulunuyorlar. 2001 yılının sonundan bu yana Afganistan’da bulunan ISAF’ın misyonu barışı sağlamak amaçlıyken, UNAMA, Birleşmiş Milletler’in Barş Gücü Operasyonları tarafından desteklenen ve yönetlien siyasi bir misyon olma özelliği taşıyor, kalkınma ve insani yardım işleri ile siyasi ilişkiler konularında çalışıyor.

Genel Sekreter Ban Zirvedeki konuşmasında Afganistan Ulusal Güvenlik Kuvvetleri’nin sorumluluklarını yerine getirme hızıyla bağlantılı olarak uluslararası birliklerin geri çekilmesi gerektiğinin Zirve’de vurgulanması gerektiğini belirtti ve Zirve’nin geri çekilmeden sonra maddi katkının nasıl sağlanacağı konusunda somut kararlar alması gerektiğini vurguladı.

Ban, Afganistan güvenlik kuvvetlerinin önceliği sivillerin korunmasına vermesi gerektiğini söylerken tüm Afgan vatandaşlarının ve özellikle ihtilaflardan etkilenen kadın ve kız çocuklarının insan haklarının korunması için gerekli önlemlerin alınması gerektiğini belirtti.

KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

18 Mayıs – Gelecek ay Brezilya’da düzenlenecek Rio+20 zirvesinde, iklim değişikliği ve etkileri ile küresel ölçekte mücadele edilmesini ve sürdürülebilir kalkınmanın tesisini sağlayacak kararların alınması bekleniyor. Ancak, Genel Sekreter Ban Ki-moon zirve öncesi yürütülen müzakerelerin yeterince hızlı ilerlememesinden dolayı hayal kırıklığı yaşadığını belirtiyor.

Ban, Birleşmiş Milletler Genel Kurul salonunda düzenlenen 13. Uluslararası Liselerarası Model Birleşmiş Milletler konferansında yaptığı konuşmada gençlerden “seslerini yükseltmelerini” istedi.

Ban, “Sesinizi yükselmeniz demek, gerçek anlamda ilerleme sağlanmasını istemeniz anlamına geliyor” dedi. Genel Sekreter, gençlerden iklim değişikliği ile mücadele konusunda yeterli adımları atmayan ülkeleri zorlamalarını istedi.

Ban, gençlerin Rio+20 zirvesi öncesinde BM etkinliklerine destek vererek, hükümetlerine Rio zirvesinden ne gibi bir sonuç beklediklerini aktararak, Rio+20 ile ilgili mesajları sosyal ağlarında paylaşarak ve okullarında zirveye yönelik etkinler düzenleyerek “seslerini yükseltebileceklerini” söyledi.GENEL SEKRETER BAN KI-MOON GENÇLERDEN DESTEK BEKLİYOR

KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

17 Mayıs – Bosnalı Sırp Lider Ratko Mladiç’in soykırım ve diğer savaş suçlarından yargılanmasına Birleşmiş Milletler’in Eski Yugoslayva Uluslarararası Savaş Suçları Mahkemesi’nde dün başlandı.

Lahey’de bulunan mahkemenin sözcüsü Nerma Jelacic yaptığı açıklamada, duruşmanın iddia makamı tarafından soykırım yapmak ve insanlığa karşı suç işlemekle suçlanan Mladiç ile ilgili topladıkları ve mahkemeye sunacakları delilleri anlattıkları açılış konuşmasıyla başladığını belirtti.

Mladiç, soykırım yapmak, insanlığa karşı suç işlemek, savaş hukukunu ihlal etmekle suçlanıyor. Mladiç söz künusu suçları 1992-1995 yılları arasında Bosna-Hersek’teki savaş sırasında işlemişti.

Nerma Jelacic Birleşmiş Milletler Radyosu’nda yaptığı açıklamada mahkeme sırasında yargıçın hem suçlananları hem de mahmemeyi izleyenleri birbirlerine el kol hareketleriyle işaret yapmamaları konusunda uyardığını söyledi.

Savcılık makamı Şubat ayında mahkemeye yaptıkları açıklamada 400’den fazla tanığı mahkemeye çağıracaklarını ve yaklaşık 28 bin delil sunacaklarını ve bunun için de yaklaşık 200 saate ihtiyaçları olduğunu belirtmişlerdi.

Mladiç iddianamesinde 68 yaşındaki generalin Temmuz 1995 tarihinde Srebrenica’da 7 bin müslüman erkek ve oğlan çocuğunu katlettiği söyleniyor. Mladiç ayrıca Saraybosna’yı bombalamak ve keskin nişancıların ateşine tutmakla suçlanıyor.

İddianamede Bosna-Hersek’te 20 farklı belediyede işlenen 70’den fazla cinayet yer alırken, Mladiç komutasındaki askerlerin esir kamplarında tutulan sivillere işkence yaptığı, kötü davrandığı, fiziksel, psikolojik ve cinsel tacizde bulunduğu belirtiliyor.

KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

17 Mayıs – Birleşmiş Milletler yüksek tansiyon ve şeker hastası olan kişilerin sayısının hem gelişmiş hem de kalkınmakta olan ülkelerde cidde bir biçimde arttığını bildirdi.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Genel Direktörü Margaret Chan, WHO tarafından yayınlanan Dünya Sağlık İstatistikleri 2012 raporu ile ilgili olarak yaptığı açıklamada “Bu rapor özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerde kalp hastalıkları ve diğer kronik hastalıkların oluşmasını tetikleyen koşullarda önemli ölçüde artış olduğuna dair kanıtlardan birini oluşturuyor. Bazı Afrika ülkelerinde, erişkin nüfusun neredeyse yarısında yüksek tansiyon var” diye konuştu.

WHO tarafından yayınlanan Dünya Sağlık İstatistikleri 2012 raporunda 194 ülkeden veriler bulunuyor, rapor dünya genelinde her üç yetişkinden birinin yüksek tansiyonu olduğunu ve her 10 kişiden birinin şeker hastalığından müzdarip olduğunu belirtiyor.

Yüksek gelir seviyesine sahip ülkelerde, düşük maliyetli ilaçlar ve yaygın olarak teşhis ve tedavi imkanı sayesinde yüksek tansiyonlu kişi sayısı düşüyor ve bunun sonucunda da kalp rahatsızlığından ölümler azalıyor. Ancak Afrika’daki pek çok ülkede yetişkinlerin yüzde 40’ının yüksek tansiyonu var ve vakaların çoğunluğu düşük maliyetli ilaçlar ile tedavi edilebilecek ve böylelikle ölüm riski büyük ölçüde azaltılabilecekken çoğu teşhis bile edilmiyor.

Şeker hastalığının ise küresel olarak ortalama görülme sıklığı yüzde 10. Pasifik Okyanusu’ndaki ada ülkelerde nüfusun üçte biri şeker hastası. Şeker hastalığı tedavi edilmezse kardiyovasküler hastalıklara, körlüğe ve karaciğer yetmezliğine neden oluyor.

Raporda ayrıca obesitede artışa da dikkat çekiliyor ve büyük bir sağlık riski oluşturduğu belirtiliyor.

WHO Sağlık İstatistikleri ve Enformasyon Sistemleri Bölümü Başkanı Ties Boerma konuyla ilgili olarak “Dünyanın her bölgesinde, 1980 ile 2008 yılları arasında obesite iki katına çıkmıştır. Bugün yarım milyar insan yani dünya nüfusunu yüzde 12’si obez olarak kabul ediliyor” diye konuştu.

En yüksek obezite yüzde 26 oranıyla Amerika kıtasında görülürken, en düşük obezite yüzde 3 oranıyla Güney-Asya’da görülüyor. Dünyanın heryerinde, erkeklere oranla kadınların obez olması daha muhtemel, bu nedenle de kadınların şeker, kardiyovasküler hastalıklar ve bazı kanser türlerinden hasta olmaları daha muhtemel.

WHO’ya göre, Dünyadaki ölümlerin yaklaşık üçte ikisi bulaşıcı olmayan hastalıklar nedeniyle gerçekleşiyor. Kalp ve akciğer hastalıkları ile şeker ve kanser nedeniyle ölümlerin artması üzerine Birleşmiş Milletler geçen yıl Eylül ayında New York’ta bulaşıcı olmayan hastalıklar hakkında üst düzey bir toplantı düzenlemişti. Gelecek hafta da Dünya Sağlık Örgütü’nün karar verici organı olan Dünya Sağlık Mecilisi Cenevre’de toplanacak. Bu toplantıda Eylül ayındaki toplantıdan bu yana kaydedilen ilerlemelerin gözden geçirilmesi ve bundan sonra yapılacaklara karar verilmesi bekleniyor.

KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

18 Mayıs – Gelecek ay Brezilya’da düzenlenecek Rio+20 zirvesinde, iklim değişikliği ve etkileri ile küresel ölçekte mücadele edilmesini ve sürdürülebilir kalkınmanın tesisini sağlayacak kararların alınması bekleniyor. Ancak, Genel Sekreter Ban Ki-moon zirve öncesi yürütülen müzakerelerin yeterince hızlı ilerlememesinden dolayı hayal kırıklığı yaşadığını belirtiyor.

Ban, Birleşmiş Milletler Genel Kurul salonunda düzenlenen 13. Uluslararası Liselerarası Model Birleşmiş Milletler konferansında yaptığı konuşmada gençlerden “seslerini yükseltmelerini” istedi.

Ban, “Sesinizi yükselmeniz demek, gerçek anlamda ilerleme sağlanmasını istemeniz anlamına geliyor” dedi. Genel Sekreter, gençlerden iklim değişikliği ile mücadele konusunda yeterli adımları atmayan ülkeleri zorlamalarını istedi.

Ban, gençlerin Rio+20 zirvesi öncesinde BM etkinliklerine destek vererek, hükümetlerine Rio zirvesinden ne gibi bir sonuç beklediklerini aktararak, Rio+20 ile ilgili mesajları sosyal ağlarında paylaşarak ve okullarında zirveye yönelik etkinler düzenleyerek “seslerini yükseltebileceklerini” söyledi.

KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

17 Mayıs – Bosnalı Sırp Lider Ratko Mladiç’in soykırım ve diğer savaş suçlarından yargılanmasına Birleşmiş Milletler’in Eski Yugoslayva Uluslarararası Savaş Suçları Mahkemesi’nde dün başlandı.

Lahey’de bulunan mahkemenin sözcüsü Nerma Jelacic yaptığı açıklamada, duruşmanın iddia makamı tarafından soykırım yapmak ve insanlığa karşı suç işlemekle suçlanan Mladiç ile ilgili topladıkları ve mahkemeye sunacakları delilleri anlattıkları açılış konuşmasıyla başladığını belirtti.

Mladiç, soykırım yapmak, insanlığa karşı suç işlemek, savaş hukukunu ihlal etmekle suçlanıyor. Mladiç söz künusu suçları 1992-1995 yılları arasında Bosna-Hersek’teki savaş sırasında işlemişti.

Nerma Jelacic Birleşmiş Milletler Radyosu’nda yaptığı açıklamada mahkeme sırasında yargıçın hem suçlananları hem de mahmemeyi izleyenleri birbirlerine el kol hareketleriyle işaret yapmamaları konusunda uyardığını söyledi.

Savcılık makamı Şubat ayında mahkemeye yaptıkları açıklamada 400’den fazla tanığı mahkemeye çağıracaklarını ve yaklaşık 28 bin delil sunacaklarını ve bunun için de yaklaşık 200 saate ihtiyaçları olduğunu belirtmişlerdi.

Mladiç iddianamesinde 68 yaşındaki generalin Temmuz 1995 tarihinde Srebrenica’da 7 bin müslüman erkek ve oğlan çocuğunu katlettiği söyleniyor. Mladiç ayrıca Saraybosna’yı bombalamak ve keskin nişancıların ateşine tutmakla suçlanıyor.

İddianamede Bosna-Hersek’te 20 farklı belediyede işlenen 70’den fazla cinayet yer alırken, Mladiç komutasındaki askerlerin esir kamplarında tutulan sivillere işkence yaptığı, kötü davrandığı, fiziksel, psikolojik ve cinsel tacizde bulunduğu belirtiliyor.

KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

17 Mayıs – Birleşmiş Milletler yüksek tansiyon ve şeker hastası olan kişilerin sayısının hem gelişmiş hem de kalkınmakta olan ülkelerde cidde bir biçimde arttığını bildirdi.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Genel Direktörü Margaret Chan, WHO tarafından yayınlanan Dünya Sağlık İstatistikleri 2012 raporu ile ilgili olarak yaptığı açıklamada “Bu rapor özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerde kalp hastalıkları ve diğer kronik hastalıkların oluşmasını tetikleyen koşullarda önemli ölçüde artış olduğuna dair kanıtlardan birini oluşturuyor. Bazı Afrika ülkelerinde, erişkin nüfusun neredeyse yarısında yüksek tansiyon var” diye konuştu.

WHO tarafından yayınlanan Dünya Sağlık İstatistikleri 2012 raporunda 194 ülkeden veriler bulunuyor, rapor dünya genelinde her üç yetişkinden birinin yüksek tansiyonu olduğunu ve her 10 kişiden birinin şeker hastalığından müzdarip olduğunu belirtiyor.

Yüksek gelir seviyesine sahip ülkelerde, düşük maliyetli ilaçlar ve yaygın olarak teşhis ve tedavi imkanı sayesinde yüksek tansiyonlu kişi sayısı düşüyor ve bunun sonucunda da kalp rahatsızlığından ölümler azalıyor. Ancak Afrika’daki pek çok ülkede yetişkinlerin yüzde 40’ının yüksek tansiyonu var ve vakaların çoğunluğu düşük maliyetli ilaçlar ile tedavi edilebilecek ve böylelikle ölüm riski büyük ölçüde azaltılabilecekken çoğu teşhis bile edilmiyor.

Şeker hastalığının ise küresel olarak ortalama görülme sıklığı yüzde 10. Pasifik Okyanusu’ndaki ada ülkelerde nüfusun üçte biri şeker hastası. Şeker hastalığı tedavi edilmezse kardiyovasküler hastalıklara, körlüğe ve karaciğer yetmezliğine neden oluyor.

Raporda ayrıca obesitede artışa da dikkat çekiliyor ve büyük bir sağlık riski oluşturduğu belirtiliyor.

WHO Sağlık İstatistikleri ve Enformasyon Sistemleri Bölümü Başkanı Ties Boerma konuyla ilgili olarak “Dünyanın her bölgesinde, 1980 ile 2008 yılları arasında obesite iki katına çıkmıştır. Bugün yarım milyar insan yani dünya nüfusunu yüzde 12’si obez olarak kabul ediliyor” diye konuştu.

En yüksek obezite yüzde 26 oranıyla Amerika kıtasında görülürken, en düşük obezite yüzde 3 oranıyla Güney-Asya’da görülüyor. Dünyanın heryerinde, erkeklere oranla kadınların obez olması daha muhtemel, bu nedenle de kadınların şeker, kardiyovasküler hastalıklar ve bazı kanser türlerinden hasta olmaları daha muhtemel.

WHO’ya göre, Dünyadaki ölümlerin yaklaşık üçte ikisi bulaşıcı olmayan hastalıklar nedeniyle gerçekleşiyor. Kalp ve akciğer hastalıkları ile şeker ve kanser nedeniyle ölümlerin artması üzerine Birleşmiş Milletler geçen yıl Eylül ayında New York’ta bulaşıcı olmayan hastalıklar hakkında üst düzey bir toplantı düzenlemişti. Gelecek hafta da Dünya Sağlık Örgütü’nün karar verici organı olan Dünya Sağlık Mecilisi Cenevre’de toplanacak. Bu toplantıda Eylül ayındaki toplantıdan bu yana kaydedilen ilerlemelerin gözden geçirilmesi ve bundan sonra yapılacaklara karar verilmesi bekleniyor.

KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

16 Mayıs – Genel Sekreter Ban Ki-moon, toplumların daha sağlıklı olabilmeleri için bireylerin iş ve ailelerine olan sorumluluklarının çok iyi dengelemesi gerektiğini söyledi.

Esnek çalışma koşullarının gelişmekte olduğunu vurgulayan Genel Sekreter, hızla değişen çalışma dünyası yapısı ile bireylerin ailelerine karşı olan sorumlulukları arasındaki dengenin kurulması için yeni uygulamalara geçilmesi gerektiğini söyledi. Ban, her yıl 15 Mayıs’ta kutlanan Uluslararası Aile Günü mesajında “Asıl amaç, dünyanın neresinde olursa olsun çalışanların hem ailelerine bakabilecek kazancı elde etmeleri hem de toplulumlarının sosyo-ekonomik kalkınmalarına katkı sağlamaları” dedi.

Genel Sekreter, çalışma hayatı ile aile hayatının dengelendiği bir sistemi geliştirmeye yönelik politikalara önem verilmesi gerektiğini vurguladı. Ban, söz konusu yeni politikaların kadınların işgücü içinde daha fazla yer almalarını sağlaması ve artan şehirleşmeye ve işgücünün hareketliliğine duyarlı olması gerektiğini vurguladı.

Ban çekirdek aile yapısının yaygınlaştığını, bunun sonucu olarak yaşlılara bakımın çözüm bekleyen önemli bir husus olarak toplumun karşısına çıktığını söyledi.

Genel Sekreter, doğum izni, ebeveyin izni, esnek çalışma saatleri, kreş gibi aile dostu işyeri uygulamalarının oluşturulmasından memnuniyet duyduğunu, bu yönde geliştirilen politikaların ve programların aile-iş dengesinin kurulmasında çok büyük öneme sahip olduğunu söyledi.

KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

14 Mayıs – Afganistan’daki Birleşmiş Milletler misyonu, Taliban ile barış görüşmelerini yütüren Maulvi Arsala Rahmani’nin ölümüyle sonuçlanan suikasti şiddetle kınadı. BM Misyonundan yapılan açıklamada yerel barış ve uzlaşma çabalarına verilen desteğin kesintisiz olarak devam edeceği vurgulandı.

BM Afganistan Misyonu (UNAMA) Rahmani’nin ailesi ve yakınlarına da en içten başsağlığı mesajını iletti. Mesajda, Rahmani’nin 2005 yılında Senato’ya seçildiği tarihten bu yana Afganistan’da barış ve uzlaşma için çaba harcadığı vurgulandı.

UNAMA tarafından yapılan açıklamada, suikastin Yüksel Barış Konseyinin cesur ve kararlı çalışmalarını ve görüşmelerinin gerçek bir barışla sonuçlanmasını engelleyemeyeceği belirtildi.
Bildirildiğine göre, Rahmani, başkent Kabil’in batısındaki ofisine doğru aracı ile hareket halindeyke kimliği belirlenemeyen kişi ya da kişilerin silahlı saldırısı sonucu yaşamını yitirdi.

Geçtiğimiz yıl da, Afganistan Yüksek Barış Konseyi başkanı Burhanuddin Rabbani, Taliban temsilcileri ile barış görüşmeleri kapsamında evinde bir araya geldiği sırada uğradığı bombalı saldırı sonucu yaşamını yitirmişti.

KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

11 Mayıs, Ankara (BM Enformasyon Merkezi) – Birleşmiş Milletler, Batı Afrika’nın Sahel ve Afrika Boynuzu bölgelerinde yaşanan insanlık dramına çare bulmak için başlatılan çabaların ciddi mali sıkıntılarla karşı karşıya kaldığını bildirdi.

Somali ve Cibuti gibi ülkeleri kapsayan Afrika Boynuzu bölgesinde 13 milyon, Atlantik Okyanusundan Kızıl Denize kadar uzanan bir kuşağı içeren ve Nijer ve Mali gibi ülkelerin içinde yer aldığı Sahel bölgesinde ise 15 milyon insan Uluslararası topluluğun yardımları olmadan karşı karşıya kaldıkları açlıkla başa çıkamıyor.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Başkanı Jose Graziano, konuyla ilgili olarak dün Madrid’de düzenlenen Foro Nueva Economía Uluslararası ekonomik forumunda yaptığı yaptığı açıklamada, geçtiğimiz yıl, başta Somali olmak üzere Afrika Boynuzu bölgesinde kuraklık nedeniyle ilan edilen kıtlıkla mücadelede elde edilen başarıların devamının sağlananbilmesi için acil adımlar atılması gerektiğini söyledi.

Birleşmiş Milletler yetkilileri donörlerden yardım katkılarının gelmeye başladığını, ancak, bölgede açlığın artış gösterdiği döneme bu yıl daha erken girildiğini ve kuraklıktan etkilenenlere etkin bir şekilde yardım eli uzatılabilmesi için gerekli olan kaynakların henüz ciddi oranda eksik olduğunu belirttiler ve Uluslararası Topluluğu acil adımlar atmaya çağırdılar.

KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

10 Mayıs, Ankara (BM Enformasyon Merkezi) – Birleşmiş Milletler tahminlerine göre, gelişmiş ülkelere olan ihracatın azalması ve sermaye maliyetlerindeki artış nedeniyle Asya-Pasifik bölgesindeki büyümede bu yıl da bir yavaşlama yaşanacağı, ancak buna rağmen Asya-Pasifik bölgesinin küresel ekonomik istikrarın sağlanması için güvenli bir liman olmayı sürdüreceği belirtiliyor.

Resmi kuruluş, büyükelçilik, üniversite temsilcilerinin ve basın mensuplarının katılımıyla gerçekleşen raporun Ankara tanıtım toplantısı bugün BM Binasında BM Mukim Koordinatörü Shahid Najam, TEPAV İcra Direktörü Prof. Güven Sak ve ESCAP Ekonomi Uzmanı Dr. Hussain Malik’in katılımıyla yapıldı.

Najam, toplantının açılış konuşmasında küresel ekonomik krizin bir çok ülkede ciddi sonuçları beraberinde getirdiğini, ancak, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu Asya-Pasifik ülkelerinin dünya ekonomisinin lokomotifi olmaya devam ettiklerini belirtti.

Emtia fiyatlarının sadece dalgalanmakla kalmadığını, aynı zamanda yükseliş de gösterdiğini belirten Dr. Malik, bölgenin yüksek emtia fiyatları ile yaşamayı öğrenmesi gerektiğini, bu durumun gelişmekte olan ülkeler açısından önemli bir sorun teşkil edebileceğini belirtti. Dr. Malik, işsizliğe çözüm bulunmasının, kalkınmanın tüm kesimleri kapsayıcı olmasının ve bölge ülkeleri arasındaki ticaretin artırılmasının gerektiğini belirtti.

Prof. Sak, Türkiye’nin ekonomik kalkınmayı hızlandırmak ve şoklara karşı daha dayanıklı hale gelebilmek için Asya Pasifik ülkeleri ile ticari ve ekonomik ilişkilerini geliştirmesi gerektiğini vurguladı. Türkiye ile bölgenin birbirleri ile bağlantılarının sadece deniz yolu üzerinden olmasının bir sorun teşkil ettiğini belirten Prof. Sak, Türkiye’nin, Asya’ya mevcut kara ve demir yolu ulaşım ağlarını geliştirerek ulaşma çabasında olduğunu belirtti.

Birleşmiş Milletler Asya Pasifik Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (ESCAP) tarafından hazırlanan 2012 Asya – Pasifik Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Raporunda emtia fiyatlarındaki dalgalanmanın bölge için önemli bir risk olduğu ifade ediliyor. Raporda Türk ekonomisi ile ilgili değelendirmelere de yer veriliyor.
Raporda, bölge ülkelerinin büyüme oranı 2011 yılında yüzde 7 olarak tespit edilmiş iken 2012 yılında bu oranın yüzde 6,5’e gerileyeceği tahmin ediliyor. Bu gerilemenin bölgede enflasyon ile mücadeleye destek olacağı ve geçtiğimiz yıl yüzde 6,1 olarak kayıtlara geçen enflasyon oranının 2012 yılında 4,8’e düşeceği öngörülüyor.

Asya-Pasifik küresel büyümenin lokomotifi olmayı sürdürecek
Söz konusu yavaşlamaya ragmen, Asya-Pasifik bölgesindeki büyüme oranı diğer bölgelerin önünde yer alıyor. Bölge dünya ekonomisinin güvenli istikrar limanı ve yeni büyüme merkezi olmayı sürdürüyor.

Asya-Pasifik bölgesinde 2012 yılında Güney-Güney ticareti, Afrika ve Latin Amerika gibi diğer kalkınmakta olan bölgelere katkı sağlıyor, kalkınma oranları düşük kalan gelişmiş ekonomilere olan bağımlılıklarını daha da azaltıyor.

Siyasi kararlar önemli olacak
Raporda atılması gereken siyasi adımlara da yer verilyor. Bunlar kalkınma ve enflasyon arasındaki dengeyi sağlamak, para politikalarından başka enflasyonla mücadele önlemlerini uygulamak; Sermaye akışı ile başa çıkabilmek ve ciddi oranlara ulaşabilecek döviz kuru dalgalanmalarına karşı hazır olmak; Kalkınma ve verimliliğin daha da artırılması için iç tüketimi teşvik ederek artan işsizliğe çare bulunması ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve gelir dağılımının sağlanması olarak özetleniyor.

Yüksek emtia fiyatları ile yaşamayı öğrenmek
Emtia piyasaları, geçmişten bu yana devam eden düşüş eğilimine son vererek, 2000 yılından beri hızlı bir büyüme göstermektedir. Fiyat artışına katkıda bulunan belirleyici faktörlerden biri gelişmekte olan ekonomilerin hızlı ekonomik büyümeleridir. Bu büyüme büyük ölçüde Asya’da gerçekleştirilen üretimden kaynaklanmaktadır. Asya’daki söz konusu bu durum, üretim, ticaret ve ulaşım alanlarında geniş bir ana ve ara ürün grubuna olan talebi arttırmıştır.

Kalkınmadan herkes yararlanmalı
2012 yılında Asya-Pasifik Bölgesi, mevcut ekonomik ortama bağlı olarak yeni bir belirsizlik safhasında bulunmaktadır. Neyse ki çoğu ülke, vatandaşlarına destek sağlamak üzere önlem niteliğinde faaliyetler gerçekleştirmeye, dolayısıyla da kapsayıcı ve sürdürülebilir bir kalkınma yönteminin devamlılığını sağlamaya elverişli bir konumdadır. Bu faaliyetler yapılırken daha büyük bir bölgesel işbirliğinin yapılması önceye göre çok daha önemlidir. Bölgesel işbirliğinin geliştirilmesi bölgeyi bir arada tutmakla birlikte, ulusal politikaların bölgesel düzeyde desteklenmesini sağlayacaktır. Bu sayede; Asya ve Pasifik’in küresel ekonomik düzelmedeki merkezî rolüne uygun olarak, bölgesel işbirliğinin arttırılması bölgenin uluslararası düzeyde daha büyük etkiye sahip olmasını sağlayacaktır.

Raporda Türkiye ile ilgili bölümde ortaya çıkan hususlar ise şöyle özetleniyor:
Emtia piyasaları, geçmişten bu yana devam eden düşüş eğilimine son vererek, 2000 yılından bu yana hızlı bir artış gösteriyor. Fiyat artışına katkıda bulunan belirleyici faktörlerden birisi gelişmekte olan ekonomilerin hızlı ekonomik büyümeleridir. Bu büyümenin lokomotif gücü büyük ölçüde Asya’da gerçekleştirilen üretimdir. Asya’da artan üretim, imalat, ticaret ve ulaşım alanlarında geniş bir yelpazeyi kapsayan ana ve ara ürünlere olan talebi arttırıyor.

Emtia fiyatlarındaki artış, mal ticaret haddinde uzunca bir süredir devam eden düşüşü sona erdiriyor. Son on yılda önde gelen enerji ya da mineral ihracatçıları, ticaret hadlerinde çok büyük artışlar kaydediyor. Öte yandan, emtia fiyatlarının yükselmesi ve mamül fiyatlarının düşmesi sonucu, ihracatı temel olarak üretim mallarına dayalı ülkelerin ticaret hadlerinin kötüye gittiği görülüyor. Türkiye’nin ticaret haddinin son on yıl içerisinde düştüğü görülüyor (yılda yüzde 1,1 oranında).

Mevcut durumda, mal ticaret hadlerinde meydana gelen hızlı büyüme ilk defa görülen bir durum değil. Batı Avrupa’nın ve Batı Avrupa ülkelerine bağlı olan ülkelerin on dokuzuncu yüzyılda birinci küreselleşme döneminde gelişim göstermeleri emtia fiyatlarında hızlı bir artış için ortam hazırlamıştır.

Günümüzde, dinamikler daha karmaşık bir durumdadır. Çünkü artık iki yerine dört grup bulunmaktadır. Bu gruplar, (a) yüksek gelire sahip “öncü” ekonomiler; (b) sanayileşme ve yapısal değişim aracılığıyla büyüyen “gelişmiş ekonomilerin seviyesine gelmeye çalışan” ülkeler; (c) yüksek emtia fiyatlarından istifade eden “emtia artışına sahip” ülkeler ve (d) yüksek emtia fiyatlarından istifade edememiş ve üretim kapasitelerini çeşitlendirme yoluyla artırması gereken “büyümeye aday” ülkelerdir.

Türkiye, gelişmiş ekonomilerin seviyesine gelmeye çalışan ülkelerden biridir. Öncü ekonomilerle kıyaslandığında, Türkiye son on yıl içerisinde gelir dağılımı farklılıklarını azaltmış olup, ESCAP (BM Asya ve Pasifik Ekonomik ve Sosyal Komisyonu) üretim kapasitesi endeksinin göstergelerine göre, üretim kapasitesinde de bir artış gerçekleştirmiştir. ESCAP üretim endeksi, ülke ekonomisindeki çeşitlilik ve rekabete dayalı ihracat gücü göz önünde bulundurularak belirlenir.

Emtia fiyatlarındaki artışın ülkelerin kalkınma çizelgelerine olan etkisi, mamül ve emtia fiyatlarındaki değişikliklerin ekonomiyi ne kadar çeşitlendirdiği ve modernize ettiğine bakılarak anlaşılır. Türkiye gibi gelişmiş ekonomi seviyesine ulaşmak üzere olan ülkelerde ticaret hadlerinde azalma, yüksek değerdeki ithal ürünlerin karşılanabilmesi için mevcut üretimin ve ticaretin arttırılmasına yol açmaktadır. Ancak bu durum, gelişmiş ekonomileri yakalamalarını sağlayacak ekonominin çeşitlendirilmesi hedefinden uzaklaşılmasına yol açabilmektedir. Ortaya çıkan bu durum, gelişmiş ekonomiler seviyesine gelmek üzere olan ülke ekonomilerinin dönüşmesi için yapısal değişikliklerin teşvikine devam edilmesi ve fiyatların düşmesine rağmen verimli üretim imkanları yaratılması gerektiğine dikkat çekmektedir.

Söz konusu uygulamalar esnasında, üretim sürecinin ekolojik sürdürülebilirliği de göz önüne alınmalıdır. Bir ülkenin üretiminde artış olması, daha fazla enerji tüketimi ve yüksek düzeyde karbondiyoksit salınımı anlamına gelmektedir. Bu nedenle, aynı ürünlerden daha fazla üretmek yerine, gelişmiş ekonomilerin seviyesine ulaşmaya çalışan ülkeler, daha düşük karbon ayakizi olan sanayilerde üretimi çeşitlendirerek, daha yeşil teknoloji ve ürünlerin geliştirilmesi için yenilikçi çalışmaları desteklemelidir.

Uzun vadede gıda fiyatlarını azaltmanın en iyi yolu zirai verimliliğin arttırılmasıdır. Bunu sağlamak için Türkiye, gübre gibi girdi tedariklerine sübvansiyon sağlayarak ve çiftçilere kredi imkânları sunarak, kırsal kalkınmayı ve modern teknoloji ile yeni tohum çeşitlerine dayalı yeni bir bilgi yoğun “yeşil devrimi” desteklemelidir. Türkiye ayrıca, tarım ürünlerine yönelik iç talebi genişletmek ve zirai üretimi artırmayı teşvik etmek amacıyla tarım dışı istihdamı artırma yoluna gitmelidir. Bunun için de işleme, ulaştırma ve dağıtım gibi zirai değer zincirinin kapsamında olan ancak tarım üretimi içinde yer almayan tarım dışı istihdam alanları üzerinde yoğunlaşmalıdır.

KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

3 Mayıs, Ankara (BM Enformasyon Merkezi) – Birleşmiş Milletler Akademik Güç birimi ve merkezi ABD’nin başkentinde bulunan Brookings Enstitüsünün ortaklaşa düzenlediği yarışmaya katılan öğrencilerden Genel Sekreter Ban Ki-moon için bir konuşma yazmaları isteniyor.

Bir taraftan günümüzde küreselleşmenin sonucu olarak karşılıklı bağımlılık artmış bulunuyor. Diğer taraftan ise, İnsan Hakları Evrensel Bildirisinin 28. Maddesinde de herkesin, Bildiride belirtilen hak ve hürriyetlerin tam tatbikini sağlayacak bir sosyal ve Uluslararası düzene hakkı olduğu belirtiliyor. Ancak, bu artan karşılıklı bağımlılığı sürdürebilmemiz için ne tür küresel sivil ve medeni haklara sahip olmamız gerektiği ise tam olarak berraklık kazanmış değil.

Böyle bir güncel konuda gençlerin katkılarını almayı amaçlayan Birleşmiş Milletler Akademik Güç birimi ve Brookings Enstitüsü, üniversite öğrencileri için 1500 kelimelik bir konuşma yazma yarışması düzenliyor. Yarışmaya katılanların Genel Sekreterin bir konuşmasını yazdığı öngörülecek ve metin buna göre değelendirilecek. Konuşma metinlerinin İngilizce olarak kaleme alınması gerekiyor. Konuşma metninin, entellektüel sosyal sorumluluk kültürü çerçevesinde başka milliyetten kişilere karşı ne gibi sorumluluklarımız olduğu, hangi haklara sahip olunması gerektiği gibi konuları içermesi ve küresel sorunlara bu bağlamda çözüm önerileri getirmesi bekleniyor.

Yarışmaya katılmak isteyenlerin, hali hazırda bir üniversitede okuyor olmaları gerekiyor. Yarışmaya katılacakların hazırlayacakları metinleri, hem BM Akademik Güç birimine (academicimpact@un.org), hem de Brookings Enstitüsüne (haltinay@brookings.edu) 15 Haziran 2012 tarihine kadar e-posta yoluyla yollamaları ve e-posta mesajının konu bölümüne SPEECH COMPETITION ibaresini yazmaları gerekiyor.

İlk üçe giren öğrenciler New York ve Washington’a davet edilerek BM Genel Sekreteri ve Brookings Enstitüsü üst yönetimiyle görüşme imkanı bulacak.
Yarışma ile ilgili daha fazla bilgi Birleşmiş Milletler Akademik Güç biriminin http://outreach.un.org/unai/ internet adresinden temin edilebiliniyor.

KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

27 Nisan – Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon, Suriye’den şiddet eylemlerinin ve ölümlerin kesilmediğine, bombalama ve patlamaların yaşandığına ve çatışmaların çıktığına dair raporların alındığını, ülkenin içinde olduğu bu durumun kabul edilemez olduğunu söyledi.

Ban’ın açıklaması, Hama’da 70 kişinin yaşamını yitirdiğine dair haberlerin basına yansımasını takiben yapıldı. Suriyeli muhalifler Hama’da bir eve yapılan saldırı sonucu 70 kişinin yaşamını yitirdiğini belirtiyor. Hükümete bağlı medya kuruluşları ise, “silahlı terör gruplarının” bomba imalatı için kullandıkları evde meydana gelen patlamada 16 kişinin yaşamını yitirdiğini ifade ediyor.

Genel Sekreter, sözcüsü aracılığıyla yaptığı açıklamada, Suriyeli sivillerin baskı altında tutulmasını ve hangi taraftan gelirse gelsin her türlü şiddet eylemini şiddetle kınadı.

Suriye’de, daha önce Kuzey Afrika ve Orta Doğu’da yaşanan benzer protesto eylemlerinin başladı 2011 Mart ayından bu yana devam eden şiddet olaylarında 9 binin üzerinde insan yaşamını yitirdi ve onbinlercesi de yerlerinden edildi.

KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

Birleşmiş Milletler yetkililieri Liberya’nın eski devlet başkanı Charles Taylor’ı yargılayan Sierra Leone Özel Mahkemesinin aldığı kararı olumlu karşıladıklarını belirttiler.

Genel Sekreter Ban Ki-moon, sözcüsü aracılığıyla yaptığı açıklamada, “Bugün, Sierra Leone, bölge ve ötesi için tarihi bir gün” dedi. Ban, Taylor’ın işlediği suçların kurbanlarının unutulmadığını söyledi.

Genel Sekreter, kararın Uluslararası ceza hukuku açısından bir mihenk taşı olduğunu, ilk kez bir devlet başkanının, planlayarak, yardım ederek ve yataklık yaparak savaş suçu ve insanlığa karşı suç işlemekten hüküm giydiğini hatırlattı. Ban bunun tüm liderlere güçlü bir mesaj içerdiğini, artık kimsenin yaptıklarının cezasız kalmayacağını gösterdiğini belirtti.

Birleşmiş Milletler çerçevesinde oluşturulan ve savaş suçlarını inceleyen Sierra Leone Özel Mahkemesi, 26 Nisan tarihinde görülen celsede, eski Liberya Devlet Başkanı Charles Taylor’ın, Sierra Leone’de 1991-2002 yıllları arasında yaşanan iç savaşta, on binlerce kişiyi öldüren isyancılarla işbirliği yaparak insanlığa karşı suç işlediği kararına vardı.

Taylor, Liberya’da konuşlandırılan Birleşmiş Milletler Barışgücü tarafından yakalanarak adalet önüne çıkarılmıştı. Sierra Leone’deki iç savaş sırasında binlerce çocuk ailelerinden kaçırılarak silah altına alınmıştı. Birleşmiş Milletler, söz konusu ülkede 75 bin militanı silahsızlandırmış, 7 bin çocuk askeri de kurtararak ailelerine teslim etmişti.
Mahkemenin aldığı bu karar ile 1946 yılındaki Nürnberg duruşmalarından bu yana ilk kez bir devlet başkanı Uluslararası bir ceza mahkemesi tarafından suçlu bulunmuş oldu. Taylor ise hakkındaki suçlamaları reddetti.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Navi Pillay da kararı memnuniyetle karşıladığını belirtti. Davanın henüz temyiz aşamasının tamamlanmamış olması nedeniyle Taylor’ın suçlarının tam olarak tescil edilmediğini hatırlatan Pillay, “Nihai mahkeme kararı ne olursa olsun, şüphesiz ki uluslararası adaletin tesisi açısından çok önemli bir gün” dedi.

KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon tarihteki en korkuç nükleer tesis kazalarından Çernobil felaketinin 26. Yıldönümünde uluslararası toplumdan Çernobil’den etkilenen bölgelerin iyileştirilip normale dönmelerini sağlamak üzere yardımlarını cömertçe devam ettirmesini istedi.

Ban Ki-moon yıldönümü vesilesiyle sözcüsü aracılığıyla yayınladığı bildiride 1986 yılında Ukrayna’da gerçekleşen olayda, kazaya müdahale eden işçileri, çevre bölgelerden tahliye edilen 330 bin kişiyi, felaket sonrasında tiroid kanseri olan binlerce çocuğu ve halen Belarus, Rusya Federasyonu ve Ukrayna’da etkilenen bölgelerde yaşayan 6 milyon insanı hatırladıklarını ifade etti.

Genel Sekreter bildiride geçmişi saygıyla hatırlarken, olayın muhasebesini yapıp ileriye bakmak gerektiğini de ifade etti.

Bildiride “Bilim Çernobil’den etkilenen bölgelerde yaşayan insanların büyük çoğunluğu için normal hayatın mümkün olduğunugöstermiştir. Bu bölgelerin ihtiyacı olan iyileşme ve kalkınmadır yani yeni iş olanakları, yeni yatırımlar ve toplum bilincinin yeniden oluşmasıdır” denildi.

Bir yıl önce felaketin 25. Yıldönümünde Ban Ki-moon Çernobil’i ziyaret eden ilk Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri olmuştu.

KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

25 Nisan, Ankara (BM Enformasyon Merkezi) – Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon, elde edilen başarıya rağmen sıtma nedeniyle hala dakikada bir çocuğun yaşamını yitirdiğini söyledi.

Ban, 25 Nisan Dünya Sıtma ile Mücadele Günü vesilesiyle yayınladığı mesajında, “Geçtiğimiz yıl Dünya Sıtma ile Mücadele Gününde yaptığımız açıklamada, her 45 saniyede bir çocuğun sıtma hastalığı nedeniyle yaşamını yitirdiğini belirtmiştik. Bu yıl baktığımızda ölümlerin bir nebze de olsa azaldığını görüyoruz. Ancak, rakamlar, hala dev boyutlarda. Hala dakikada bir çocuğun sıtma nedeniyle öldüğü görülüyor. Ancak, uluslararası katkılar sayesinde kurtarılan yaşamlar da bize umut veriyor” dedi.

Ban, “Artık daha fazla çocuk cibinlikler sayesinde güvende uykuya dalabiliyor, daha fazla aile sivri sineklerden korunabildikleri odalarda oturabiliyor, daha fazla aile tıbbi testlere ulaşabiliyor ve daha fazla hasta iyileşmeleri için ihtiyaç duyulan ilaçları alabiliyor” dedi.

Genel Sekreter Ban, hükümetleri, uluslararası kuruluşları, donörleri, araştırmacıları, şirketleri, yardımseverleri, sivil toplum kuruluşlarını ve bireyleri biraraya getiren küresel koalisyon sayesinde böcek ilacına bandırılmış cibinlikler, ev içi ilaçlama, hastalığın hızlı teşhisi ve risk altındaki nüfus için sıtma önleyici ilaçlar gibi etkili olduğu kanıtlanmış stratejilerin daha da yaygınlık kazandığını vurguladı.

Ban, “Onların çabaları sonucu milyonlarca insanın yaşamı kurtarıldı. 2000 yılından bu yana sıtmadan ölüm oranı küresel ölçekte dörtte bir oranında azaldı. Bu düşüşün üçte birinden fazlası da Afrika’da sağlandı” dedi.

Artık başarıyı çok daha ilerilere götürme zamanının geldiğini vurgulayan Ban, sıtmadan ölümleri sıfırlamanın, beş yıllık faaliyet planının ana maddelerinden birini teşkil ettiğini belirtti.

Refah seviyesinin yükselmekte olduğu günümüzde sıtma ile mücadelede akıllı ve düşük maliyetli yatırımlar yapılmasının önünde engel bulunmadığını ifade eden Ban, “Teşhiş için kullanılan testler 50 cent, sıtma önleyici ilaçlar ise sadece 1 ABD Doları tutuyor. Üç yıl kullanılabilen bir cibinlik ise 5 ABD Doları” dedi.

“Bunlar oldukça makul rakamlar, üstelik eğer araştırmaya daha fazla kaynak ayırırsak, daha iyi çözümler bulma şansımız doğar” diyen Genel Sekreter, bir yandan sıtmanın yol açtığı ölümleri önlemeye çabalarken, diğer yandan da yeni kuşak ilaçlar ve aşı geliştirilmesi için çaba harcanması gerektiğini vurguladı. Ban, “Hastalığın teşhisi, tedavisi ve takibi için yürütülen çabaları daha iyi koordine etmeliyiz” dedi.

Ban mesajına, “Dünya Sıtma ile Mücadele Gününde, Afrika’da herkesin 2015 yılına kadar sıtmadan korunması için gerekli olan hizmetlerin götürülebilmesi için ihtiyaç duyulan 3,2 milyar ABD Dolarını sağlayacağımıza ve sıtmayı yenme hedefimize ulaşacağımıza dair hep birlikte taahhütte bulunalım” diyerek son verdi.

KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

25 Nisan, Ankara – Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu (UNRWA) Başkanı Filippo Grandi iki günlük bir ziyaret için dün Ankara’ya geldi. Grandi Birleşmiş Milletler Türkiye Mukim Koordinatörü Shahid Najam ile bugün Ankara’daki Birleşmiş Milletler Binası’nda bir araya geldi ve yarım saatlik bir toplantı yaptı. Ankara’daki ziyareti kapsamında Grandi ayrıca parlamenterler, Dışişleri Bakanlığı, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) ve Kızılay’dan üst düzey yetkililer ile görüşmelerde bulunuyor.

Grandi, Ankara ziyareti öncesinde yaptığı açıklamada, “Bölgede değişimin yaşandığı bir dönemde Filistinli mülteciler konusunun unutulmaması gerekiyor. Bu konu tali bir konu haline dönüştürülmemeli. Türkiye Filistin halkına verdiği güçlü desteği sürdürüyor. Ziyaretimin amacı, Türkiye ile UNRWA arasındaki mevcut işbirliğinin, yardımcı olduğumuz beş milyon mültecinin yararına olacak şekilde daha da geliştirilmesini sağlamak. Böylece, birlikte çalışarak Filistinlilerin sorunlarını hafifletmeyi, öncelikli olarak da Gazze’de yürüttüğümüz gıda, okul ve sağlık hizmetlerini sürdürdürülebilir kılmayı hedefliyoruz” demişti.

Türkiye UNRWA’nın 2012 faaliyetleri için 1,25 milyon ABD Doları katkı yapmayı taahhüt etmiş bulunuyor. UNRWA ayrıca, Filisitinli mültecilere yardım amacıyla Kızılay ve Türk sivil toplum kuruluşları ile birlikte çalışmalarını sürdürüyor.

UNRWA, Ürdün, Lübnan, Suriye ve işgal altındaki Filistin topraklarında yaşayan kayıtlı yaklaşık beş milyon Filistinli mülteciye yardım ve koruma sağlıyor, onların içinde bulunduğu durum hakkında farkındalığı artırmak için çalışmalarda bulunuyor. UNRWA, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ağları, kampların altyapısının oluşturulması, yenilenmesi ve iyileştirilmesi, mikro finans ve acil durum yardımı gibi hizmetleri sunuyor. UNRWA’nın faaliyetlerinin hemen hemen tamamı Birleşmiş Milletler’e üye ülkelerin katkıları ile karşılanıyor.

KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) hollywood yıldızı Angelina Jolie’nin Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri António Guterres’in özel temsilcisi olarak BM’de yeni ve daha geniş bir rol aldığını açıkladı.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği sözcüsü Adrian Edwards Cenevre’de gazetecilere yaptığı açıklamada, Angelina Jolie’nin yeni görevinde BM Mülteciler Yüksek Komiserliği ve Guterres’i diplomatik olarak temsil edeceğini ve toplu yer değiştirmelere neden olan büyük çaplı krizler üzerine yoğunlaşacağını belirtti.

2001 yılından bu yana BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin iyi niyet elçisi olarak görev yapan Jolie’nin insani yardım işlerine ilgisi 2000 yılında Kamboçya’da film çekerken artmış ve kısa süre içinde BM’nin görev aldığı çeşitli yerleri ziyaret etmeye başlamıştı.

Angelina Jolie BM Mülteciler Yüksek Komiserliği iyi niyet elçişi olduğundan bu yana yaşadıkları yerlerden çıkarılan milyonlarca kişinin sesini duyurmak, onların korunması için çalışmak üzere dünyanın en ücra köşeleri de dahil olmak üzere çeşitli yerlere 40’ın üzerinde ziyaret gerçekleştirdi ve zorla yerinden edilme konusunda bir uzman ve mültecilerin hiç yılmayan bir savunucusu oldu.

UNHCR Jolie’nin özel temsilci statüsünün başladığını ve aciliyet gerektiren karmaşık durumlar üzerine yoğunlaşacağını söyledi.

UNHCR sözcüsü Yüksek Komiser Guterres’in böylesine kritik bir zamanda Angelina Jolie’nin bu görevi kabul etmesinden müteşekkir oluğunu da sözlerine ekledi.

KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

17 Nisan 2012 – Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından Suriye’de ateşkesi denetlemekle görevlendirilen silahsız BM gözlemcilerinden ilk altısı dün Suriye’nin başkenti Şam’a vardı ve çalışmalarına başladı.

Birleşmiş Milletler sözcü yardımcısı Eduardo del Buey New York’ta gazetecilere yaptığı açıklamada gözlemcilerin ilk görevinin Suriye Hükümet yetkilileri ve güvenlik kuvvetleri ile muhaliflere BM ekibinin rolü ve görevinin ne olduğunu açıklamak olduğunu belirtti.

Birleşmiş Milletler Güvenlik konseyi haftasonunda aldığı kararla ateşkesi denetlemek üzere 30 silahsız askeri gözlemcinin Suriye’ye gönderilmesini onaylamıştı.

Buey 30 kişilik ekibin geri kalanının gelecek günlerde Suriye’ye varacağını söyledi. Sözcü yardımcısı İtalyan Hükümeti’nin önemli bir destek sağlayarak BM’nin Brindisi’deki lojistik merkezinden BM araçlarını hava yoluyla gönderdiğini, böylelikle gözlemcilerin Suriye’deki çeşitli yerlere hızlı bir şekilde gidebileceklerini belirtti.

Suriye’de Mart 2011 tarihinde başlayan olaylarda çoğunluğu sivil olmak üzere 9 bin kişininöldüğü ve onbinlerce kişinin yerlerinden olduğu bildiriliyor.

Resmi bir ziyaret için Avrupa’da bulunan BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon gözlemcilerin Suriye’ye varmasından duyduğu memnuniyeti belirtti. Ban Suriye’deki durumun çok değişken olduğunu söyledi ve Humus kentinin hafta sonunda yeniden bombalanmasından duyduğu endişeyi ifade etti.

Ban ayrıca ateşkesten sonraki adımın Suriye halkının isteklerine saygı duyan siyasi bir çözümün Suriyeli yetkililer tarafından yönetilecek bir siyasi diyalog sonrası bulunması olduğunu belirtti.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, BM ve Arap Birliği’nin ortak Suriye temsilcisi Kofi Annan’ın altı maddelik çözüm planına uyması için Suriye Hükümeti’ne defalarca çağrı yapmıştı.

Annan’ın altı maddelik planı şiddetin durması, insani yardım kuruluşlarına yardıma muhtaç olanlara ulaşabilmeleri için erişim verilmesi, tutukluların bırakılması ve Suriye halkının isteklerini göz önünde bulunduran siyasi bir diyaloğun başlaması çağrılarında bulunuyor.

Bununla birlikte BM tarafından görevlendirilen Uluslararası Suriye İnceleme Komisyonu da BM gözlemcilerinin Suriye’ye varışını memnunlukla karşıladı. Komisyon yayınladığı basın açıklamasında ateşkesin son altı aydır bildirilen büyük insan hakları ihlallerine bir son vermeye de yardımcı olacağını umduklarını belirtti.

BM İnsan Hakları Konseyi’ne geçen ay raporunu sunan BM’nin eski kadın hakları rapörtörlerinden Prof. Dr. Yakın Ertürk’ün de üyesi olduğu üç üyeli komisyon, Suriye güvenlik kuvvetlerinin keyfi tutuklama, zorla yer değiştirtme, işkence, cinsel şiddet ve çocuk haklarının ihlal edilmesi gibi çeşitili insan hakları ihlallerinden sorumlu olduklarını açıklamıştı.

Birleşmiş Milletler 20 Nisan Cuma günü de İsviçre’nin Cenevre kentinde Suriye’deki krizden etkilenen yüzbinlerce kişiye insani yardım sağlayacak kaynakları seferber etmek üzere Suriye İnsani Forumunu toplayacak.

KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

10 Nisan 2012 – Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon Suriye-Türkiye ve Suriye-Lübnan sınırındaki silahlı saldırıları şiddetle kınadı.

Ban Suriye Hükümeti’ne tekrar çağrıda bulunarak sivillere saldırmaya son vermesini istedi.

Dün Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile konuşan Ban son gelişmelerden duyduğu büyük endişeyi belirtti.

Suriye kuvvetlerinin dün Türkiye sınırında açtığı ateş nedeniyle 2 kişi ölmüş, pek çok kişi de yaralanmıştı. Diğer bir olayda ise Suriye Lübnan sınırında Lübnanlı bir kameraman vurularak öldürülmüştü.

Yayınlanan bildiride Genel Sekreterin Suriye’de devam eden şiddet ve insan hakları ihlallerinden dolayı çok endişeli olduğu belirtildi.

Suriye geçen hafta, Arap Birliği ve Birleşmiş Milletler’in ortak temsilcisi Kofi Annan’a 10 Nisan tarihine kadar birliklerini çekeceğini söylemişti.

KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

6 Nisan, Ankara (BM Enformasyon Merkezi) – 1948 yılında faaliyete geçen Dünya Sağlık Örgütünün kuruluş günü olan 7 Nisan’ı her yıl Dünya Sağlık Günü olarak kutluyoruz. Dünya Sağlık Gününün bu yılki temasını da “Sağlıklı yaşam ömre ömür katar” oluşturuyor. Böylece, sağlıklı bir yaşam tarzının insanın ileri yaşlarda da dinç ve üretken olmasını sağladığı mesajı verilmek isteniyor.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon, Dünya Sağlık Günü vesilesiyle yayınladığı mesajında, “Geçtiğimiz yüzyılın ortalarında dünyada yaşı 80 ve üzerinde olan insan sayısı 14 milyondu. 2050 yılına geldiğimizde ise bu sayının, 100 milyonu sadece Çin’de olmak üzere, 400 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor. Yakında, tarihte ilk kez yaşı 65 ve üzerinde olan insanların sayısı beş yaş ve altındaki çocuklardan daha fazla olacak” dedi.

Dünya nüfusunun yaşındaki bu çok büyük değişikliğin ekonomik ve sosyal gelişme ile yakından ilişkili olduğunu belirten Ban, halk sağlığı alanında yaşanan başarılar sonucu çocuk ölümlerinin azaltıldığını, yetişkinlerin sağlıklı yaşam koşullarına ulaşmaları sonucu artık insanların dünyanın bir çok yerinde daha uzun yaşadığını söyledi. Ban, “Yüksek gelir seviyesine sahip bir çok ülke hızla yaşanan bir nüfus ile karşı karşıya kalmaya başladı bile. Önümüzdeki yıllarda bir çok alt ve orta gelir seviyesindeki ülke de yaşlı nüfuslarında ciddi artışlarla karşılaşacak” dedi.

“İnsanların yaşam sürelerinin uzamış olması hepimizi mutlu eden bir gelişme” diyen Ban, yaşlı insanların, ailenin bir bireyi, çalışma hayatının aktif bir üyesi ve gönüllü faaliyetlere katılan kişiler olarak topluma bir çok değerli katkılarda bulunduğunu belirtti. Ban, “Yıllar içinde edindikleri tecrübe onları toplumda özel bir konuma getiriyor” dedi.

Bunun yanında, yaşlı nüfusun artmasının sağlık hizmetlerine ve sosyal güvenlik sistemine daha fazla ihtiyaç duyulmasını ortaya çıkardığına dikkat çeken Genel Sekreter, Dünya genelinde yaşlıların karşı karşıya kaldığı sağlık sorunlarının en başında bulaşıcı olmayan hastalıkların geldiğini belirtti. Ban, ölümlerin en çok kalp hastalıkları ve inme nedeniyle yaşandığını, görme kaybı ve bunamanın ise engellik hali yaratan unsurların başında geldiğini söyledi. Ban, “Düşük gelir seviyesine sahip ülkelerde söz konusu hastalıklara yakalanma riski üst düzey gelir seviyesine sahip ülkelerden iki ila üç kat daha fazla. Bu hastalıklar yaşlıların değil, ailelerinin ve toplumun tamamının karşı karşıya olduğu bir sorun” dedi.

Birçok alt ve orta gelir seviyesindeki ülkenin bırakın ileride ortaya çıkacak büyük ihtiyaçları, günümüzde karşı karşıya kalınanlarla dahi başa çıkabilecek alt yapıya sahip olmadığını belirten Ban, herşeye ragmen, hükümetlerin, yaşlı vatandaşlarının sağlıklı ve aktif bir yaşam sürmelerini sağlayabilmek için uygulayabileceği kolay ve ekonomik çözümlerin mevcut olduğunun unutulmaması gerektiğini ifade etti. Ban, sağlıklı yaşlanma sürecine yatırım yapan ülkelerin, bunun karşılığında tüm toplum için sosyal ve ekonomik kazanç sağladığını söyledi.

Ban, Dünya Sağlık Gününde, hükümetleri, sivil toplumu ve özel sektörü, nerede olursa olsun herkesin sağlıklı bir şekilde yaşlanma imkanına sahip olması için çaba harcamaya davet ederek mesajına son verdi.

KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

4 Nisan, Ankara (BM Enformasyon Merkezi) – Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon, Birleşmiş Milletler mayınlarla mücadele programının dünyanın dört bir yanında ihtilaf sonrası yeniden yapılanma, insani yardım çalışmaları, barış harekatları ve kalkınma teşviklerinin hayata geçirilmesine çok değerli katkılar sağladığını söyledi.

Genel Sekreter Ban, 4 Nisan Dünya Mayın Tehlikelerine Karşı Korunma Günü vesilesiyle yayınladığı mesajında, Birleşmiş Milletler’in çalışmaları sayesinde mayınların ve diğer patlamamış mühimmatın çatışmaların bitmesini takiben hedef gözetmeksizin insanlara zarar vermesinin önüne geçildiğini, bir zamanların tehlikeli arazilerinin verimli topraklara dönüştürüldüğünü belirtti. Ban, “Mayın programı toplumların kalıcı istikrarı yakalamalarına yardımcı oluyor” dedi.

Birleşmiş Milletler mayın programı personelinin Libya’da kara mayınlarının ve patlamamış mühümmatın yol açtığı tehlikelere karşı mücadele ettiğini, binlerce savaş kalıntısı patlamamış mühimmatı okullardan, yollardan ve sokaklardan temizlediğini söyleyen Ban, ayrıca onbinlerce insana mayınlara karşı korunma eğitimi verildiğini belirtti.

Son bir yıldır mayın programı personelinin Arnavutluk, Fildişi Sahili ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde mayın ve mühimmatın güvenli bir şekilde depolanmasının sağlanması için de yardım sağladığını ifade eden Ban, “Kongo’nun başkenti Brazzaville’de bir silah deposunda geçenlerde yaşanan patlamanın yol açtığı felaket, depolama işleminin ne kadar önemli olduğunu açıkça gösterdi” dedi.

Bu yılki Dünya Mayın Tehlikelerine Karşı Korunma Gününde “Ayağını Ödünç Ver” kampanyasına katılarak mayın kurbanlarına destek verdiklerini belirten Ban, Birleşmiş Milletler’in 40’dan fazla ülkede bir yandan mayınlara karşı korunma eğitimleri verirken diğer yandan da mayın kurbanlarına yardımcı olduğunu söyledi. Ban, “Birleşmiş Milletler ayrıca, mayın kurbanlarının, Engellilerin Haklarına ilişkin Sözleşmede belirtilen tüm haklardan yararlanmalarını sağlamak için çalışıyor” dedi.

Mayın programına katkıda bulunan tüm taraflara teşekkür eden Ban, ayrıca, Anti Personel Mayınlarını ve Misket Bombasını yasaklayan sözleşmelere ve ek protokollere, ve Engellilerin Haklarına ilişkin Sözleşmeye taraf olan ülkelere de şükranlarını sundu.

Mayın Tehlikelerine Karşı Korunma Gününde söz konusu sözleşmelere herkesin sahip çıkması ve Birleşmiş Milletler’in mayınlarla mücadele çabalarına daha fazla destek yapılması çağrısında bulunan Genel Sekreter, kara mayınları ve savaş artığı patlamamış mühimmatın kalkınmanın önüne bir engel olarak çıktığını, hayatları karartığını vurguladı. Ban, mesajına “Gelin, güvenli ve sürdürülebilir bir dünya için mayınlardan ve patlalamış mühimmattan kurtulmak üzere birlikte çalışalım” diyerek son verdi.

KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

2 Nisan, Ankara (BM Enformasyon Merkezi) – Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon, Dünya Otizm Farkındalık Gününde, ayrımcılık, istismar ve dışlamaya karşı küresel bir mücadele başlatma çağrısında bulundu.

Genel Sekreter Ban Ki-moon, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü vesilesiyle yayınladığı mesajında “Otizm bir bölge ya da ülkeyle sınırlı değil. Otizm küresel eylem gerektiren dünya çapındabir sorun. Otistik insanlar tüm insan hakları ve temel özgürlüklerden yararlanması gereken eşit vatandaşlar” dedi.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 2007 Aralık ayında aldığı bir karar ile, küresel ölçekte milyonlarca insanın ve ailelerinin sorunlarını dünya gündemine taşımak amacıyla 2 Nisan’ı Dünya Otizm Farkındalık Günü olarak ilan etti. Uzmanlar otizmi, karmaşık ve çok çeşitli şekillerde tezahür eden yeterli derecede anlaşılamamış bir engellilik hali olarak tanımlıyor.

Ban, otizmin çocukluk döneminde ortaya çıktığını, ancak sadece bu evreyle sınırlı kalmadığını, insan yaşamı boyunca varlığını sürdürdüğünü söyledi.

Genel Sekreter çalışmaların sadece otizmin erken teşhisi ve tedavisi üzerinde odaklanmasının yeterli olmadığını, insanların tüm yaşamlarını kapsayacak şekilde terapi, eğitim ve diğer adımları kapsaması gerektiğini belirtti.

Eğitim ve çalışma alanında daha fazla yatırım yapılması gerektiğini belirten Ban, gelişmiş ya da gelişmekte olsun tüm ülkelerin otistik insanların ihtiyaçlarını karşılayabilmek için kapasite artırımına ihtiyaçları olduğunu söyledi.

Ban, ayrıca, araştırma, bakım uzmanlarının yetiştirilmesi ve otistik bireylerin sağlık hizmetlerinden daha kolay yararlanması gibi bir çok alanda da ilerleme kat edilmesi gerektiğini söyledi.

Birleşmiş Milletler Posta İdaresi (UNPA) Dünya Otizm Farkındalık Günü kapsamında hatıra pulu serisi hazırladı. Altı farklı puldan oluşan seri ve iki zarf bugün satışa sunuldu. Pulların üzerindeki resimleri otizm teşhisi konmuş sanatçılar çizdi. (Ekli Foto: UNPA)
Genel Sekreter Ban, pulların herkesin içinde yetenek ve yaratıcılığın var olduğunu gözler önüne serdiğini söyledi.

Birleşmiş Milletler, dünya genelinde posta pulu basma hakkına sahip tek uluslararası kuruluş. Ayrıca üç ayrı para biriminde (ABD Doları, İsviçre Frangı ve Euro) pul satışı yapan da tek posta idaresi.

UNPA Başkanı David Failor, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, pullar üzerinde kullanılacak resimlerin seçimi için düzenledikleri yarışmada, otistik yarışmacılar arasında büyük yeteneklere sahip olanların bulunduğunu gördüklerini söyledi.

UNPA’nin ilk olarak üç resim seçmeyi planlamış olmasına rağmen, yarışmaya katılan resimlerin sanat yanının son derece iyi olması nedeniyle altı pul basılmasına karar verildiği açıklandı. Yarışmaya 200 sanat eseri katıldı.

Hatıra pulları ve zarfları bugünden itibaren New York, Viyana ve Cenevre’de satışa sunuluyor.

KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

2 Nisan 2012 – Birleşmiş Milletler tarafından Atlantikaşırı köle ticareti kurbanlarını anmak amacıyla yürütülen etkinlikler kapsamında hazırlanan gezici sergi Ankara’da izleyicilerle buluştu.

Atlantikaşırı köle ticareti tarihteki kuşkusuz en korkunç ve en büyük zoraki göç hareketlerinden birini oluşturuyor. Afrikalıların 400 yıl boyunca dünyanın çeşitli yerlerine sürüklenmelerinin, insanlık tarihinde bilinen bir benzeri bulunmuyor.

Shahid Najam ,BM Türkiye Mukim Koordinatörü (ortada), Ahmet Recep Tekcan Ankara
Büyükşehir Belediyesi Basın Yayın Daire Başkanı (solda),
Ahmet Parla BM Enformasyon Merkezi Müdürü (sağda)

Ankara Metrosu Kızılay Sergi alanında izleyicilere ulaşan serginin açılışını BM Türkiye Mukim Koordinatörü Shahid Najam ve Ankara Büyükşehir Belediyesi Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi Başkanı Ahmet Recep Tekcan yaptı. Birleşmiş Milletler Türkiye Temsilciliği ve Ankara Büyükşehir Belediyesinin ortaklaşa düzenlediği sergi bir hafta süreyle gezilebilecek.

Birleşmiş Milletler Türkiye Mukim Koordinatörü Shahid Najam, sergi ile ilgili olarak yaptığı açıklamada, Atlantikaşırı köle ticaretinin milyonlarca masum insana tarifsiz acılar yaşattığını, tarihin en uzun, en yaygın trajedileri arasına yerleştiğini söyledi. Najam “Köle ticareti çoktan beri yasaklanmış olsa da çalışmak üzere rehin bırakma, çocuk yaşta evlenmeye zorlama, kadınların para karşılığı erkeklerle evlendirilmeleri ve çocukların insan tacirlerinin eline düşmesi gibi kölelik benzeri uygulamalar hala varlığını sürdürüyor” dedi.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon ise sergiye gönderdiği mesajda, serginin bizleri insanların en kötü yönleriyle yüzleşmeye zorladığını, ancak, geçmişte ve günümüzde köleliğe karşı çıkanların içindeki iyiliği de hatırlattığını söyledi. Ban, “Ölüm tehlikesine rağmen ayaklanan köleleri; statükoya karşı gelerek köleliğin kaldırılamasını isteyenleri; günümüzde ise hoşgürüsüzlük ve haksızlıklara karşı mücadele veren aktivistleri anıyoruz. Tanınmış ya da adsız olsun bu kahramanlar insanlık onuru için mücadele etmenin herşeyin üzerinde olduğunu gösterdiler” dedi.

Sergi 9 Nisan tarihine kadar Ankara Kızılay Metro İstasyonu Sergi Alanında ziyaret edilebilecek. Serginin daha sonra başka illerde de sergilenmesi öngörülüyor.

KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

Resimde Suriye’den Ürdün’e ailesiyle birlikte kaçmiş bir çocuk, kardeşiyle görülüyor. Fotoğraf: UNHCR/S. Malkawi

30 Mart 2012 – Birleşmiş Milletler (BM) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (OIC) tarafından ortak yürütülen bir çalışma bir milyon Suriyelinin insani yardıma ihtiyacı olduğunu açıkladı.

Yapılan değerlendirmenin özetini açıklayan Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Kordinasyonu Ofisi (OCHA), acil insani yardıma ihtiyacı olanlar arasında yaralı ve yerlerinden edilmiş kişiler gibi süregelen şiddet olaylarından etkilenen insanlar olduğunu bildirdi.

Sözkonusu değerlendirme çalışmasına sekiz BM kuruluşundan teknik uzmanlar ve OIC’den de 3 uzman katıldı. Ekip Aleppo, Ar Roqqa, Dara’a, Dayr Az Zor, Hama, Humus, İdlib, Lattakia, Şam kırsalı ve Tartous bölgesini ziyaret ettiler. Yapılan incelemenin sonuçları Suriye Hükümeti ile de paylaşıldı.

OCHA’dan yapılan açıklamaya göre, bilgiler siviller, hükümet yetkilileri, dini liderler, toplum liderleri, Suriye Arap Kızılayı (SARC) ve yerel STK’lardan toplandı. Tehlike nedeniyle bazı bölgelere girilemese de muhaliflerin elindeki yerlerin de ziyaret edilebildiği açıklandı.

Değerlendirmeye göre belirlenen öncelikli ihtiyaçlar arasında korunma, gıda, tıbbi bakım, yatak, ev eşyası gibi malzemeler ve eğitim bulunuyor.

Bu arada Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı SARC ile kordinasyon içinde yardım getirilmesini onayladı. 2 bin aile için gıda, battaniye ve hijyenik malzemeler taşıyan ilk konvoy Tartous bölgesine gitmek üzere Şam’dan 2 gün önce hareket etmişti. Bugün malzemelerin dağıtımının başlaması bekleniyor ve diğer bölgelere de dağıtımların yapılması planlanıyor.

OCHA yaptığı açıklamada insani yardım çalışmalarının siyasi gündemden tamamıyla ayrı tutulması gerektiğini bildirdi ve BM kuruluşlarının nötr, bağımsız ve tarafsız insani yardım çalışmasına devam edeceğini belirtti. Açıklanan raporda ayrıca Suriye’ye yardım için yeni oluşturulan Suriye Acil Yardım Fonu’na katkıda bulunmaları için donörler teşvik edildi.

KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

Ankara, 29 Mart (BM Enformasyon Merkezi) – Birleşmiş Milletler iklim değişikliğine dikkat çekmek amacıyla 31 Mart Cumartesi günü dünya genelinde düzenlenecek olan Dünya Saati kampanyasına destek veriyor.

BM hem New York’taki genel merkez binasında hem de Türkiye dahil dünya genelindeki temsilcilikleri aracılığıyla kampanyaya katılacak.

Bu kapsamda, Birleşmiş Milletler Türkiye Temsilciliği de güvenlik amaçlı olanların haricindeki ışıklarını söndürerek etkinlikte yer alacak.

BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada bireyleri, kuruluşları ve işletmeleri kampanyaya destek vermeye ve dünya nüfusunun elektrikten mahrum yaşayan yüzde 20’lik kesiminin sesinin duyulmasına katkı sağlamaya çağırdı.

Ban, ışıkların azaltılmasının sürdürülebilir enerjiye ulaşma çabalarına bağlılığın sembolik bir göstergesi olacağını belirtti ve “Bu desteğin sürekli bir eyleme dönüşmesinin yaratacağı etkiyi düşünün” dedi.

BM’nin kampanyaya verdiği güçlü desteğini vurgulayan Ban, “Geleceğimizi ulaşılabilir, güvenli ve sürdürülebilir enerji üzerine kuralım” dedi.

Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) tarafından ilki beş yıl önce gerçekleştirilen “Dünya Saati” etkinliğine geçtiğimiz yıl 135 ülke katılarak bir rekora imza attı. Türkiye’de de 2011 yılında, 267 kurum, 12 valilik, 20’nin üzerinde belediye ve binlerce kişinin etkinliğe destek verdiği belirtiliyor. Bu yıl etkinliğe hem Türkiye’de hem de dünya genelinde katılımın daha da artması bekleniyor.

Bu yılki etkinlik kapsamında dünya genelinde Paris’in simgelerinden Eyfel Kulesinden, New York’taki Empire State binasına kadar bir çok yerde ışıkların söndürülmesi bekleniyor.

WWF, “Dünya Saati” hareketine destek vermek isteyen tüm bireyleri, kamu kurum ve özel sektör kuruluşlarını 31 Mart 2012 Cumartesi günü yerel saatle 20:30-21:30 arasında, güvenliği tehdit etmeyen alanlarda ışıklarını söndürmeye, elektrik kullanımını azaltmaya ve küresel iklim değişikliği için dünyadan çıkacak tek sesin parçası olmaya davet ediyor.

KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

Birleşmiş Milletler’in Orta Doğu Barış Süreci Özel Kordinatörü Filistin ve İsrail arasındaki durumun halen “belirsiz ve zor” olduğunu bildirdi.

Özel Kordinatör Robert Serry 15 üyeli Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmada siyasi ilerlemenin yokluğu ve şiddet olaylarının devam etmesinin risklerine karşı da uyarıda bulunarak, “talihsiz gerçek, tarafların doğrudan görüşmeleri yeniden başlatacak yeterli ortak zemin bulamamış olmaları ve uzlaşma ihtimallerinin de zayıf olmasıdır” ifadelerini kullandı.

İsrail ve Filistinliler arasındaki doğrudan görüşmeler 2010 yılının Eylül ayında, İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarında yerleşim faaliyetlerini dondurmayı reddetmesi üzerine kesilmişti. İsrail’in bu kararı Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’ın İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile doğrudan görüşmelerden çekilmesine neden olmuştu. İsrailli ve Filistinli arabulucular taraflar arasında doğrudan görüşmeleri yeniden başlatmak amacıyla hazırlık toplantılarını Ocak ayı başında Ürdün Kralı 2. Abdullah’ın himayesinde Amman’da başlatmışlardı.

Özel Kordinatör Serry, geçen aylardaki olayların siyasi ilerleme olmaması, istikrarsızlık, özellikle Gazze’de olmak üzere şiddet olaylarının devam etmesi ve Filistin Yönetimi’nin artan belirsiz durumundan oluşan “tehlikeli bir kombinasyon” sergilediğini söyledi.

Serry ilerleme yerine Batı Şeria ve Gazze’de potansiyel olarak endişe verici olaylar olduğunu ekledi. Bunlar arasında İsrail kuvvetleri tarafından gerçekleştirilen arama operasyonlarında yaralanan Filistinli sayısında artış, bölgede yaşanan gösteri sayılarında ikiye katlanma ve İsrail yerleşim faaliyetlerinin devam etmesi olduğunu belirtti.
Serry Güvenlik Konseyi’ne yaptığı açıklamada devam eden siyasi boşluk durumunun risk oluşturduğunu da vurguladı.

“Siyasi bir ufuk olmadan Filistin devletinin kurulmasını sağlamak giderek zorlaşacak” diye konuşan Serry, “ilerleme olmaması her geçen günü daha belirsiz hale getiren olumsuz eğilimlere neden oluyor” ifadelerini kullandı.

Serry ayrıca durumun bu belirsizliğini 11 Nisan tarihinde Washington D.C.’de bir araya gelecek Orta Doğu Dörtlüsü’nün (BM, AB, Rusya ve ABD’den oluşan diplomatik grup) ele alması gerektiğini sözlerine ekledi.

Birleşmiş Milletler ve ortakları İsrail ve Filistinli yetkililere görüşmelere devam etmeleri ve kıskırtıcı hareketlerden sakınmaları konusunda devamlı olarak çağrıda bulunuyor.
Dün Seul’de nükleer güvenlik zirvesi sırasında Ürdün Kralı Abdullah ile biraraya gelen BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon da Ürdün’ün İsrali-Filistin diyaloğunu başlatmaya çalışmasını desteklediklerini belirtmişti.

KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

27 Mart, Ankara (BM Enformasyon Merkezi) – Suriye Hükümeti Birleşmiş Milletler ve Arap Birliği’nin Suriye Ortak Temsilcisi Kofi Annan’ın 6 maddelik çözüm planını kabul etti.

Annan’ın sözcüsü Ahmed Fevzi tarafından Çin’in başkenti Pekin’de yapılan açıklamada Annan’ın Suriye’nin planı kabulünü, şiddet ve kan dökülmesini sonlandıracak, ihtiyacı olanlara yardım gitmesini sağlayacak ve siyasi diyaloğun sağlanacağı bir ortam yaratmaya yardımcı olacak önemli bir ilk adım olarak nitelendirdiği belirtildi.

Sözcü Kofi Annan’ın planın uygulamaya konmasının sadece Suriye halkı için değil aynı zamandan bölge ve uluslararası toplum için de çok önemli olduğu söylediğini açıkladı ve Suriye hükümetinin tahahütlerini yerine getirirken Annan’ın da planın her seviyede uygulanması için bütün taraflarla birlikte çalışacağını bildirdi.

Açıklamada “Arabulucuk girişimlerinde gördüğü geniş destekten dolayı Ortak Özel Temsilci şükranlarını sunmaktadır ve bu gelişmeyi ve etkili şekilde uygulanmasını desteklemek için kilit ülkelere çağrı yapmaktadır” denildi.

Annan planının içeriği

Annan Suriye’den ilk aşamada, krizin sona erdirilmesine yönelik somut adımlar atmasını, şiddet ve can kayıplarına son verilmesini, göz altındaki kişilerin salıverilmesini, insani yardım kuruluşlarına izin verilmesini ve halkın meşru taleplerini karşılamak üzere kapsamlı bir siyasi diyaloğun başlatılmasını istemişti.

KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

26 Mart, Ankara (BM Enformasyon Merkezi) – Birleşmiş Milletler Atlantikaşırı köle ticaretinin kurbanlarını ve köle ticaretine karşı savaşanları anmak üzere etkinlikler düzenliyor. Bu çerçevede Birleşmiş Milletler Enformasyon Merkezi ve Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin ortak çalışmasıyla da Kızılay Metro İstasyonu Sergi Alanı’nda 2 Nisan 2012 tarihinde bir sergi açılacak.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon 25 Mart Atlantikaşırı Köle Ticareti Kurbanlarını Anma Uluslarararası Günü vesilesiye yayınladığı mesajında “Atlantikaşırı köle ticareti köleliğin temelindeki barbarlığı, çok büyük kapsamı, organize ve sistematik olması nedeniyle tam bir trajediydi” ifadelerini kullandı.

Ban anma gününün bu yılki etkinliklerinde köle ticareti kurbanlarının, mücadeleyi bırakmayanların, kahramanların ve onların çocuklarının anıldığını belirtti.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 2007 yılında, özellikle Kuzey ve Güney Amerika ve Batı Hint Adaları’ndaki sömürgelere köle olarak zorla götürülen yaklaşık 28 milyon Afrikalıyı anmak ve onurlandırmak için her yıl 25 Mart’ın Atlantikaşırı Köle Ticareti Kurbanlarını Anma Uluslarararası Günü olarak kutlanması kararını almıştı.

Atlantikaşırı Köle Ticareti Kurbanlarını Anma Uluslarararası Günü vesilesiyle yapılan etkinliklerde rıkçılığın nedenleri ve sonuçları, ırkçılığa dayalı ayrımcılık, yabancı düşmanlığı ve buna bağlı hoşgörüsüzlük konularında eğitim vermek, farkındalığı artırmak amaçlanıyor.

Genel Sekreter “Yeni yasalar, kurumlar ve yeni düşünce şekilleri böyle illetlere karşı savaşmamız için bize daha iyi araçlar sunuyor. Ama dünyanın pek çok yerinde önyargılı taraf tutma artmaya devam ediyor ” ifadelerini kullandı ve ayrımcı uygulamaların siyasi ve hatta yasal olarak tanındığı durumlara hala şahit olunduğunu vurguladı. Ban, Birleşmiş Milletler’in böyle nefret uyandırıcı hareket ve eğilimlere karşı savaştığını söyledi.

2-9 Nisan 2012 tarihinleri arasında Ankara Kızılay Metro İstasyonu’nda açılacak olan ve köleliğe karşı durmuş eylemcilerin, kahramanların, konuyla ilgili eski gazete küpürlerinin, kölelikte kullanılan aletlerin resimlerinin sergileneceği Atlantiaşırı Köle Ticareti Kurbanlarını Anma Gezici Sergisi, Birleşmiş Milletler’in merkezinin bulunduğu New York’ta da açılacak.

Anma günü vesilesiyle Birleşmiş Milletler Genel Kurul’u konuyla ilgili bugün özel olarak toplanacak ve küresel öğrencilerarası video konferans gibi etkinlikler de yapılacak.

Ayrıca New York’taki Birleşmiş Milletler merkezinde milyonlarca Afrikalının Atlantikaşırı Köle Ticaretinin sürdüğü dört yüzyıl boyunca vahşice evlerinden alınıp, taciz edilerek, onurları ellerinden alınarak köleleştirildiklerini unutmamak için kalıcı bir anıt yapılması için çalışmalar devam ediyor.

KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

Genel Sekreter Ban Ki-moon ve eşi Yoo Soon-taek veremli bir hastayla konuşuyor, Kuala Lumpur, Malezya, Mart 2012. Fotoğraf: BM/E.Debebe

23 Mart, Ankara (BM Enformasyon Merkezi) – Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon, vereme çok uzun bir süredir gereken ihtimamın gösterilmediğini, bu nedenle de bir çok sorunla karşılaşıldığını söyledi.

Ban, 24 Mart Dünya Veremle Savaş Günü vesilesiyle yayınladığı mesajında, “Bu ihmalin sonucu olarak yok yere sıkıntı çekildi: 2010 yılında, yüzde 95’ini gelişmekte olan ülkelerden olmak üzere 9 milyon kişi hastalandı, 1,4 milyon insan ise veremden dolayı yaşamını yitirdi. Bu rakamlara göre, verem dünya genelinde yetişkinler arasında ölüme neden olan bulaşıcı hastalıklar arasında ikinci sıraya yerleşiyor” dedi.

Hastalığın yansımalarının doğrudan etkilediği bireylerle sınırlı kalmadığını belirten Ban, veremin ailelere ve toplumlara büyük bedeller ödettiğini söyledi. “Milyonlarca çocuk anne veya babasını kaybediyor. Hasta aile fertleriyle yaşamak zorunda kalan çocuklar hastalığı kapma riski ile karşı karşıya kalıyor” diyen Genel Sekreter, veremin, çocuklarda teşhisi ve tedavisi zor bir hastalık olduğu için hastaların büyük bölümünün her hangi bir tedavi göremediğini, bu nedenle önceliğin söz konusu hastalığın çocukları nasıl etkilediği konusunda farkındalığın arttırılmasına verilmesi gerektiğini söyledi.

Ban, “Tedavi ve bakım imkanı bulamayanlara sağlıklı bir yaşam sürmelerini sağlamak amacıyla destek olmak büyük önem taşıyor” dedi.

Doğru alanlara müdahale edilerek önemli bir ilerleme sağlanabileceğini belirten Ban, “İlaçlara dayanıklı türü de dahil olmak üzere Verem hastalığının tüm türlerine daha büyük sorunlara yol açmadan nasıl son vereceğimizi biliyoruz. Güçlü ve denenmiş uygulamaları hayata geçirdiğimiz yerlerde verem hastalığına maruz kalan insanların sayısının ciddi oranda düştüğünü görüyoruz” dedi.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre yürütülen ortak çalışmalar sonucu veremden ölümlerin oranının 1990 yılından bu yana yüzde 40 oranında azaldığını söyleyen Genel Sekreter, 1995 yılından bu yana 46 milyon insanın tedavi edildiğini, yedi milyon insanın hayatının kurtarıldığını belirtti. Ban, “Bunların hepsi de Birleşmiş Milletler, hükümetler, donörler, sivil toplum kuruluşları, özel sektör, sağlık çalışanları ve hastalığa maruz kalmış kişilerin aileleri ve toplumlar sayesinde gerçekleşti” dedi.

Ban, “Artık daha da iddialı olma zamanı. İşte bu nedenle bu yılki Veremle Savaş Gününün temasını “Veremin Hayatımızda Yeri Yok” oluşturuyor” dedi.

Tüm insanların verem ve yarattığı yıkıcı sonuçların korkusundan kurtulmasını sağlamak için yürütülen küresel dayanışmanın daha da güçlendirilmesini isteyen Ban, mesajına “Gelin veremle mücadele edeceğimize ve söz konusu hastalıklardan ölümlerin önüne geçeceğimize söz verelim” diyerek son verdi.

KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE


21 Mart, Ankara (BM Enformasyon Merkezi) – Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon, ırkçılığın toplumların yapısını tahrip ettiğini, bireylerin hayatlarını kararttığını, ilerlemenin ve adaletin önüne bir engel olarak çıktığını söyledi.

Ban, 21 Mart Uluslararası Irk Ayrımı ile Mücadele Günü vesilesiyle yayınladığı mesajında bugünün ırkçılığın korkunç sonuçlarını hatırlatması açısından çok önemli bir fırsat teşkil ettiğini söyledi.

Ban, ırkçılığın barışı, güvenliği, adaleti ve toplumsal ilerlemeyi temellerinden sarstığını, bireylerin hayatlarını kararttığını, toplumların dokusunu tahrip ettiğini, insan haklarını hiçe saydığını vurguladı.

Ban, bu yılki teması “ırkçılık ve ihtilaf” olarak belirlenen Uluslararası Irk Ayrımı ile Mücadele Gününde ırk ayrımı kurbanlarını unutmadıklarını ve unutmayacaklarını söyledi.

Ban, “Irkçılık ve ırk ayrımcılığı korku ve nefret yaratmak için kullanılıyor. Acımasız liderlerin, ırkçılığın en uç durumlarında, soykırım, savaş suçları ve insanlığa karşı suç işlenmesine yol açacak önyargıları kışkırtığı görülüyor” dedi.

Irkçılık, ırk ayrımcılığı, yabancı düşmanlığı ve bunlardan kaynaklanan müsamahasızlığın engellenmesini ve ortadan kaldırılmasını sağlayacak bir çok değerli sözleşme ve anlaşmanın var olduğunu, ayrıca, kapsamlı bir küresel çerçevenin de mevcut olduğunu vurgulayan Genel Sekreter, “Ne varki, ırkçılık dünya genelinde milyonlarca insanın hala acı çekmesine yol açmaya devam ediyor. Irkçılık cehalet, önyargı ve klişelerden besleniyor” dedi.

Ban, “Birleşmiş Milletler bu duruma karşılık herkesin kucaklanacağı bir toplumsal yapıyı, diyaloğu ve insan haklarına saygıyı teşvik ediyor. Toplumların ihtilaf nedeniyle parçalandığı yerlerde Birleşmiş Milletler, diyaloğu, uzlaşmayı ve insan haklarını önplana çıkaran barış süreçlerini ve barışın inşası çalışmalarını destekliyor. Savaşların harap ettiği toplumların yaralarının sarılması için ırkçılığın ve önyargıların mutlaka ortadan kaldırılması gerekiyor” diye konuştu.

Herkesi ırkçılığın ortadan kaldırılması çabalarında Birleşmiş Milletlerin yanında yer almaya çağıran Ban, “Hem birey olarak hem de toplumsal olarak ırkçılığı, damgalamayı ve önyargıyı yok edelim” dedi.

“Bu yıl sesimizi sosyal medya aracılığıyla da duyuruyoruz” diyen Genel Sekreter Ban, herkesi http://www.un.org/en/letsfightracism adresindeki internet sayfasını ziyaret etmeye, Tweet’lerine “#FightRacism” ibaresini koyarak BM’ye destek vermeye çağırdı.

Ban, mesajına “Irkçılığın sona erdirilmesine yönelik farkındalık yaratılması amacıyla gelin siz de bizimle birlikte sesinizi duyurun” diyerek son verdi.
KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE


21 Mart, Ankara (BM Enformasyon Merkezi) – Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon, Dünya üzerinde üç bin yıldır, günümüzde ise üçyüz milyon kişi tarafından kutlanan Nevruz’un, yaşamın yeniden canlandığı Baharın ilk günü olarak ulusları, dinleri ve dilleri birleştirdiğini söyledi.

Ban, 21 Mart Uluslararası Nevruz Günü vesilesiye yayınladığı mesajında, Nevruz’un ailelerin ve dostların yemekler, dans ve şarkılar eşliğinde bayram olarak kutladığı bir gün olduğunu ifade etti. Ban, “Nevruz, toplumların karşılıklı saygı ve uyumu kutlayacağı bir gün. Nevruz arınma ve yeniden doğuş ve barış ve iyi niyet çağrılarının yenilenmesi için de bir fırsat” dedi.

“Her yıl Nevruz bizlere dünyanın sahip olduğu çok kültürlülüğü ortaya koyuyor ve bizleri bir arada tutan bağları güçlendiriyor” diyen Genel Sekreter, bu nedenle Nevruz’un geçenlerde UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Miras Listesine eklendiğini hatırlattı. Ban, “Bu adımın arkasındaki ortak amaç Birleşmiş Milletler Genel Kurulunu da 21 Mart’ı Uluslararası Nevruz Günü olarak ilan etmeye teşvik etti” dedi.

Küresel değişimin ve belirsizliklerin, Nevruz’un kutlandığı bölgeleri de kapsayacak şekilde yaşandığı bir dönemde, kutlamaların merkezinde barışın yer almasının özellikle önem taşıdığını belirten Ban “Bu bayram bize kaderimizin ortak olduğunu ve daha iyi bir gelecek için çalışmamız gerektiğini gösteriyor” dedi.

Ban, “Gelin yaşamın yeniden doğuşunu kutlamak ve daha güvenli, barışçıl ve adil bir küresel topluluk yaratma sözü vermek için güç birliği yapalım” çağrısında bulundu. Ban, mesajına, “Nevruz’da verilmesi gereken söz ve tüm yıl boyunca yerine getirilmesi gereken görevimiz budur” diyerek son verdi.
KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE


Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon Afganistan’da helikopter kazasında şehit düşen Türk askerler için başsağlığı mesajı yayınladı.

Genel Sekreter Sözcüsü Martin Nesirky tarafından Cuma günü yapılan günlük basın bilgilendirme toplantısında Kabil’de meydana gelen trajik olaydan dolayı Genel Sekreterin derin üzüntü duyduğu belirtildi. Ban Ki-moon, olayda hayatını kaybedenlerin ailelerine, sevdiklerine Türk ve Afgan hükümetlerine başsağlığı diledi.
KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE


16 Mart 2012 – Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon dün yaptığı açıklamada Suriye’de Arap Baharı hareketiyle başlayan olayların yıldönümünde 8 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini belirterek, barışçil bir çözümle akan kanın durması için çağrı yaptı.

Genel Sekreterin sözcüsü tarafından yayınlanan açıklamada “Suriye’de şiddet sarmalını, sivillere karşı askeri operasyonları durdurmak ve ihtilafın daha da askeri bir hal almasını önlemek aciliyet teşkil ediyor. Suriye’deki statüko savunulamaz bir halde” denildi.

Açıklamada, Suriye Hükümeti barışçıl siyasi diyalog ve gerçek değişim yerine şiddetle bastırmayı tercih ettiği için 8 binin üzerine insanın öldüğü belirtildi.

Açıklamada bir yıl önce bölgelerindeki değişim rüzgarlarından etkilenen Suriyelilerin Şam sokaklarında evrensel hakları ve özgürlükleri için protestolara başladıkları, daha sonra gösterilerin tüm ülkeye yayıldığı ancak Suriyeli yetkililerin acımasız bastırma yöntemleriyle karşılık verdiği ifade edildi.

Genel Sekreterin, özgürlük ve adalet isteyen Suriye halkıyla dayanışma içinde olduğu belirtilen açıklamada, ”Genel Sekreter tüm şiddetin sona ermesini ve krizin barışçıl şekilde çözümünü istiyor. Bu amaçla Suriye yönetimini ve muhalefeti akan kanı durdurmak için özel temsilci Kofi Annan ile işbirliğine davet ediyor ve uluslararası toplumdan da akan kanın durması ve Suriye halkının taleplerine yanıt verecek siyasi bir çözüm bulunabilmesi için destek vermesini istiyor” denildi.

Kofi Annan geçen hafta Suriye’ye ve Türkiye’ye yaptığı ziyaretlerle ilgili olarak “Durum üzerinde yerinde gerçek etkisi olacak ve krizin sona ermesi sürecini başlatacak somut teklifler sundum” demişti. Annan, esas görevinin Suriye halkının refahı için çalışmak olduğunu ve yaptıkları herşeyin merkezine halkın çıkarlarının koyulması gerektiğini söylemişti.

Orta Doğu ve Kuzey Afrika’yı etkileyen Arap Bahar’ı hareketiyle bir yıl önce Suriye’de başlayan olaylarda on binlerce kişi şiddet olaylarına maruz kaldı.

BM İnsani Yardım Çalışmalarından Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Valerie Amos da konuyla ilgili yayınladığı bildiride Suriye’de yoğun çatışmalar sürerken ve insanlar şiddet olaylarının içinde sıkışmış haldeyken, insani yardım kuruluşlarının acil ihtiyaçları belirlemek, acil tıbbi bakım sağlamak ve temel ihtiyaçları karşılamak için bölgeye erişiminin engellenmemesinin yaşamsal önemi olduğunun belirtti.

Geçen hafta Suriye’yi ziyaret eden ve ardından Türkiye’ye de kısa bir ziyarette bulunan Amos yaptığı açıklamada Suriyeli yetkililerin kendisine Humus gibi çatışmaların olduğu kentlere Hükümet liderlliğinde bir ziyaret yapılacağını söylediğini belirtti. Ziyarete BM kuruluşları ve İslam İşbirliği Teşkilatı teknik personelinin de eşlik edeceğini ve insani durum hakkında bilgi toplayacaklarını söyledi.
KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE


Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) 14 mart tarihli oturumunda Kongolu savaş ağası Thomas Lubanga Dyilo’yu çocuk asker toplamaktan suçlu buldu.

Dyilo hakkındaki karar, soykırım, insanlığa karşı işlenen suçlar ve savaş suçları gibi suçların görüldüğü ilk sürekli uluslararası mahkeme olan ve yaklaşık 10 yıl önce kurulan ICC’nin ilk hükmü olmasından dolayı büyük önem taşıyor.

Mahkeme Lubanga Dyilo’yu 15 yaşın altındaki çocukları Kongo’nun Kurtuluşu için Milliyetçi Kuvvetler isimli askeri birlikte silah altına almaktan, onları Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin Ituri bölgesinde Eylül 2002 ve Ağustos 2003 tarihleri arasında faal olarak şiddet olaylarında kullanmaktan suçlu buldu.

Daha sonra ilan edilecek bir tarihte Dyilo’nun cezasının görüşüleceği bir mahkeme oturumu yapılacak.

Karar Birleşmiş Milletler yetkilileri tarafından memnunlukla karşılandı ve suçların cezasız kalmasına karşı büyük bir dönüm noktası olarak nitelendirildi.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Çocuklar ve Silahlı Çatışma konusundaki özel temsilcisi Radhika Coomaraswamy konuyla ilgili yaptığı açıklamada artık Thomas Lubanga’nın ve çocukları askere alıp onları silahlı çatışmalarda kullananların suçlarının cezasız kalmayacağını söyledi.

Genel Sekreter Ban Ki-moon, sözcüsü aracılığıyla yaptığı açıklamada suçların cezasız kalmaması için uluslararası toplumun çalışmalarına devam etmesinin önemini vurguladı.

UNICEF Genel Direktörü Anthony Lake, bu kararın slahlı çatışmaların içinde kalan çocukların korunması açısından dönüm noktası niteliğinde bir zafer olduğunu ve çocukları esir alıp vahşileştirmeye çalışan tüm silahlı gruplara net bir mesaj gönderildiğini belirtti.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Navi Pillay da kararın uluslararası adalet için büyük bir adım olduğunu söyledi.
KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE


14 Mart 2012 – Birleşmiş Milletler ve Arap Birliği’nin Suriye Özel Temsilcisi Kofi Annan, Suriye ziyaretinin ardından Ankara’ya da kısa bir ziyarette bulundu. Annan ziyareti sırasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile görüştü. Kofi Annan ayrıca Suriye Ulusal Konseyi Başkanı Burhan Galyun başkanlığındaki Suriyeli muhalifler ile de bir araya geldi.

Görüşmenin ardından gazetecilerle konuşan Annan Suriye hükümetinden bir yanıt beklediğini söyledi. Annan, “Suriye halkı çok çekti, daha iyisini hakediyorlar. Bu göreve başlarken de net olarak belirtmiştim benim esas görevim Suriye halkı ve ulusunun refahıdır” diye konuştu.

“Yaptığımız herşeyin merkezine halkın çıkarlarını koymalıyız. Uluslararası toplumun güçlü desteğini, bütün dünyanın bir araya geldiğini ve Suriye’deki durumu çözmek için bizimle çalıştığını biliyorum.” diye konuşan Annan “İyi niyet ve kararlılıkla ilerleme kaydedeceğimizi umuyorum” ifadelerini kullandı.

Annan Burhan Galyun ile görüşmesiyle ilgili olarak yapıcı bir görüşme olduğunu ve işbirliği sözü verdiklerini belirtti.

Bu arada Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) yaptığı açıklamada Ürdün, Lübnan ve Türkiye’ye kaçan Suriyeli’lerin sayısının 30 bin olduğunu ve ülke içindede yerlerinden edilen çok sayıda Suriyeli olduğunu açıkladı.

BM ve Arap Birliği’nin Suriye Özel Temsilcisi Kofi Annan, 13 Mart tarihinde temaslarını tamamlayarak Türkiye’den ayrıldı.
KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

Dünya genelinde şiddet nedeniyle hayatını kaybeden kadınların sayısı kanser, sıtma, trafik kazası ve savaşlar nedeniyle ölen ve sakat kalan kadınlardan daha fazla

Ankara, 8 Mart 2012 (BM Türkiye) – Geçtiğimiz dönemde küresel ölçekte kadın erkek eşitliği açısından önemli ilerlemeler sağlandı. Kadınların yaşam süresi uzadı. Daha fazla sayıda kız çocuğu okullara kaydoldu.Ekonomik ilerlemelerden yararlanan kadın sayısı arttı.

Ancak, tüm bu ilerlemelere rağmen, şiddet, ayrımcılık, yoksulluk ve açlık gibi bir çok küresel bela kadınları hedef almayı sürdürüyor.

Kadınların ekonomik olarak kendi kendilerine yetmeye başlamaları, onlara toplumsal kısıtlamalardan, aile içi istismardan ve boyun eğme zorunluluğundan kaçma imkanı tanıyabilir.Ancak, kadınların ekonomik özgürlüklerini kazandıkları ve toplumda üst seviyelere geldikleri ülkelerde dahi kadına karşı şiddette artış görülüyor. Bu durum, dünyanın dört bir yanında bazı işkadınlarının, bazı kadın parlamenterlerin, bazı bilim kadınlarının ve meslek sahibi kadınların iki farklı hayat sürmelerine yol açıyor. Onlar, toplumsal yaşamlarında en üst basamakta bulunan örnek birer kişi olarak kabul ediliyor. Özel hayatlarında ise aşağılanıp, saldırıya maruz kalabiliyor.

8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutladığımız bir dönemde karşımıza çıkan küresel istatistiki bilgiler, kadına karşı şiddetin ve ayrımcılığın sona erdirilebilmesi için STK’lar, üniversiteler ve kanaat önderlerinin de aralarında bulunduğu Uluslararası, ulusal ve toplumsal liderlerin ortak herekete geçmesi gerektiğini gösteriyor.

Küresel istatistikler kadın erkek eşitliğinin sağlanması için daha fazla çaba harcanması gerektiğini gösteriyor

Dünya genelinde şiddet nedeniyle hayatını kaybeden 15-44 yaş grubundaki kadınların sayısı kanser, sıtma, trafik kazası ve savaşlar nedeniyle ölen kadından daha fazla (Dünya Bankası).
Çalışma saatlerinin üçte ikisi kadınlar tarafından dolduruluyor, ancak dünya gelir ortalamasının ancak onda birini ücret olarak alıyorlar. Dünyadaki menkul ve gayri menkullerin sadece yüzde birine sahipler.
Kadınlar düşük ücretli, düşük statülü, yarı zamanlı veya kısa dönemli işlerde çalışıyor, yeterli sosyal güvenlik imkanlarına ulaşamıyor. Aynı işi yapsalar dahi erkeklerden yüzde 20 ile 30 daha düşük ücret alıyorlar.
Gelişmekte olan ülkelerde tarımsal üretimin yüzde 50’sini gerçekleştirseler de kadınlar tarlaların sadece yüzde 10 ile 20’sine sahipler.
Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre, eğitim düzeylerine ve kentsel ya da kırsal alanda yaşıyor olup olmadıklarına bakılmadan, gıda fiyatlarında yaşanan krizden aile reisinin kadın olduğu evler erkeklerin aile reisi olduğu evlere göre daha çok etkilendi.
Kadınlar gelişmekte olan ülkelerde tarımsal işgücünün yüzde 43’ünü oluşturmalarına karşın, üretim kaynak ve fırsatlara erişimleri erkeklere göre daha az.
Dünya genelinde okula gitmeyen her 100 erkek çocuğa karşılık 122 kız çocuğu okula devam etmiyor. Hatta bazı ülkelerde aradaki fark daha da büyüyor.
Her yıl çoğunluğunu kadınların ve çocukların oluşturduğu 500 yüz bin ila 2 milyon arasında kişi insan tacirlerinin eline düşerek fuhuşa, köle olarak veya özgürlükleri kısıtlanarak çalışmaya zorlanıyor.
Cinsel ayrımcılık, insan tacirlerinin eline düşme, uyum, siyasette yeterli derecede temsil edilememe, kaynaklara ulaşmada karşılaşılan eşitsizlikler, temel hizmetlere ulaşılmasında yaşanan sıkıntılar göçmen kadınların karşı karşıya kaldığı sorunların başında geliyor.
İkamet izni bedeli, temel sosyal hizmetlere kısıtlı ulaşım, cinsel şiddet ve güvenli ikamet imkanına sahip olamamak mülteci kadınların karşı karşıya bulunduğu eşitlikten yoksun statülerinin ana unsurlarını teşkil ediyor.

Türkiye’de bir çok alanda ilerleme sağlanmış olmasına rağmen dikkat edilmesi gereken hususlar da bulunuyor

Türkiye’de her 10 kadından dördü eşinden ya da partnerinden fiziksel/cinsel şiddet görüyor.
Töre ve namus cinayetleri kadınlara yönelik şiddetin önemli bir yönünü teşkil ediyor.
Türkiye’de kadınlar parlamentoda yüzde 14,1 oranında (550 üyeli mecliste sadece 78 üye) temsil ediliyorlar. Daha önceki dönemlere oranla artış yaşanmış olsada bu hala düşük bir oran. Yerel yönetimler seviyesinde ise bu oran yüzde 2’lerin altına iniyor.
UNDP’nin 2010 Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi (GII), Türkiye’yi, 146 ülke arasında, üreme sağlığı, siyasi temsil ve işgücü piyasasına katılımda 77. sıraya koyuyor.
2011 yılında erkeklerin işgücüne katılım oranı yüzde 71,7 iken, bu oran kadınlar için yüzde 28,8. Bu oran %52 olan dünya ortalamasının çok gerisinde kalıyor.
Kadınlara yönelik sosyal ve ekonomik engellerden kaynaklanan olumsuz önyargılarının yaygınlığı nedeniyle, kadınlar işgücü piyasasına girerken ve bu piyasada tutunurken ciddi zorluklarla karşılaşıyor. Bu da, 2011 yılında yüzde 17,7 olan tarım dışı kadın işsizlik oranında açıkça gözleniyor.
2011 verilerinde kadınların istihdam oranı yüzde 25,6’dır. Bu oran her dört kadından sadece birinin istihdam edildiğine işaret ediyor.
Türkiye’de kayıtdışı istihdam kadınlar arasında daha yaygın. 2011 yılı verilerine göre, çalışan kadınların yüzde 55’i sosyal güvenceden yoksun. Dünyada ise güvencesiz işlerde çalışan kadınların oranı yüzde 51,2.
2010 Binyıl Kalkınma Hedefleri (BKH) Türkiye İlerleme Raporu’na göre, ilköğretimdeki cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırma hedefine hemen hemen ulaşıyor, ancak orta öğretime devam etmeyen kızların sayısı dikkat çekici seviyeye ulaşıyor.

Türkiye’de faaliyet gösteren Birleşmiş Milletler Kuruluşları kadın erkek eşitliğinin sağlanmasında ve belirlenen hedeflere ulaşılması için resmi makamlar, STK’lar ve medya kuruluşları ile birlikte çalışıyor

Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarımsal ve kırsal sektörler için cinsel ayrımcı verileri toplama ve analiz etmede teknik destek sağlıyor. Cinsiyet eşitliğinin önemi, kaynaklara, hizmetlere, mallara ve karar alma süreçlerine eşit erişim olması ve aynı zamanda gıda güvenliği ve tarımsal kalkınma için kırsalda insana yakışır istihdam sağlanması konularında çalışıyor.
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tüm kadın ve erkeklere insana yakışır iş sağlanması için çalışıyor ve tüm faaliyetlerinde cinsiyet eşitliğini ön plana çıkarıyor. İŞKUR ile işbirliği yaparak kadınlar için insana yakışır istihdamı arttırmaya yönelik projeleri hayata geçiriyor. Daha önceki projelerden elde edilen başarılı sonuçlar ışığında İŞKUR tarafından uygulamaya konulan mesleki eğitim programlarına kadınların insan haklarıyla ilgili bölümler eklenmesi için çalışmalar yapıyor. Ayrıca, istihdam piyasasında toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için çeşitli çalıştaylar ve seminerler düzenliyor.
Uluslararası Göç Örgütü (IOM), Türkiye’de 22. yılını doldururken göçmen kadın ve çocukların insan hakları ve onurlarını savunmaya devam ediyor. IOM’in çalıştığı başlıca alanlar içinde cinsiyete duyarlı göç politikalarının savunuculuğu yapmak, insan kaçakçılığı ile savaşmak ve göçün cinsiyet üzerindeki etkilerine yönelik politika oluşturma amaçlı araştırmalar yapmak bulunuyor.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve BM Kadın Ajansı (UN Women) Türkiye’deki cinsiyet eşitliği mekanizmasının ortaklığındaki Türkiye’de Cinsiyet Eşitliği için Ortam Sağlanmasının Teşviki Hakkında Ortak Program ile yetki ve hak sahiplerinin kapasite geliştirmesine yardım amacıyla oluşturulan kurumsal ortamı güçlendirmeyi hedefliyor.
GAP Bölgesi’nde yürütülen Kadının Güçlendirilmesi için Yenilikler Projesi kapsamında ise kadınların yalnızca yüzde üçünün ücretli bir işe sahip olduğu Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde UNDP ve İsveç Uluslararası Kalkınma Ajansı (SIDA), kendi kooperatiflerini oluşturup yöneterek moda girişimcisi olmaları konusunda yaklaşık 150 kadını destekliyor.
Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) kadına karşı şiddetin önlenmesi için daha iyi politikalar ve koruma sistemi oluşturulması için çalışıyor. Son on yıldır ilgili makamlara yönelik kapasite artırıcı etkinlikler ve eğitimler düzenliyor. UNFPA ayrıca kadın erkek eşitliğinin sağlanması ve kadına karşı şiddetin önlenmesi için gençlerle çalışıyor.
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) mülteciler ile temas halinde olan sivil toplum kuruluşları, emniyet mensupları, askeri birimler ve diğer ilgili kuruluşlara eğitim imkanı sağlıyor. UNHCR İçişleri Bakanlığı, diğer devlet kurumları ve STK’larla birlikte çalışarak ulusal mülteci kabul kapasitesini artırmaya ve bir Mülteci Statüsü Belirleme sistemi kurmaya çalışıyor.
Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Haydi Kızlar Okula Kampanyası ile aileleri, okul personelini ve yetkilileri harekete geçirerek ilkokul eğitiminde cinsel eşitliğin sağlanması için çalışıyor. Kampanya okul dışı olan kız çocuk sayısının düşürülmesine ve ilköğretimde cinsiyet farkının kapanmasına yardımcı oluyor.
Haydi Kızlar Okula Kampanyasının devamı olarak nitelendirilebilecek Telafi Eğitimi, okula hiç gitmemiş veya yarıda bırakmış 10-14 yaş grubu çocuklara eğitimde ikinci bir şans tanınmasını öngörüyor.
900 yetişkin eğitim merkezinde başlatılan ebeveyn eğitim programı ile 2007 yılından bu yana yarım milyon aileye ulaşılıyor.
UNICEF’in 81 ilde aktif olan Çocuk Hakları Komiteleri, erkek çocuklarının yanında kız çocuklarının da kendi illerinde karar alma süreçlerinde yeralmalarını sağlıyor. Bu komitelerde yaklaşık 5 bin genç kız çocuğu aktif olarak görev yapıyor. Bu kız çocukları diğer gençleri çocuk hakları ve çocukların katılımı ile ilgili bilgilendirmek üzere yaşıtlarına eğitimler veriyor.
FAO, ILO, IOM ve UNDP tarafından Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) ile işbirliği içerisinde yürütülen Birleşmiş Milletler Ortak Programı “Herkes için İnsana Yakışır İş: Ulusal Gençlik İstihdam Programı ve Antalya Pilot Bölge Uygulaması” (BM Ortak Programı) gençler arasında işsizliğin azaltılmasını ve özellikle genç kadınların işgücüne katılımının artırılmasını amaçlıyor. 2009 yılında başlayan BM Ortak Programı 2012 yılı sonunda bitecek. Bu program çerçevesinde, İŞKUR tarafından ILO’nun teknik desteği ve ilgili kamu kurumları ve sosyal ortakların işbirliğiyle, cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve kadınların istihdamının artması için yapılacakları da sıralayan Türkiye’nin ilk Ulusal Gençlik İstihdamı Faaliyet Planı hazırlandı.
Türkiye’de KOBİ’lerin uluslararası rekabetini artırmak ve tekstil ve konfeksiyon sektöründe insana yakışır iş olanaklarını teşvik etmek, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasını desteklemek amacıyla, ILO, UNDP, Birleşmiş Milletler Sanayi Kalkınma Teşkilatı (UNIDO) ve İTKİB (İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçı Birlikleri) tarafından “Türkiye’nin Tekstil Sektöründe KOBİ’ler için Sürdürülebilir Ağlar ve İlişkiler Zinciri Oluşturulması” başlıklı BM Ortak Programı yürütülüyor.
Kadın Dostu Kentler Ortak Programının ikinci aşaması UNDP, UNFPA, İsveç Uluslararası Kalkınma İşbirliği Ajansı (SIDA) ve İçişleri Bakanlığınca hayata geçiriliyor. Bu aşamada, yerel yetkililerin kadın STK’ları ve ulusal ve yerel düzeyde hükümet kurumları ile diyaloğa girmesi ve planlama süreçlerine cinsiyet eşitiliğini de sokmaları sayesinde kadın dostu topluluklar için uygun bir ortam oluşturulmaya çalışılıyor.
BM Gönülleri (UNV), kadınların bilişim alanındaki katılımlarını arttırmak amacıyla Kadınlar için Kıvılcım (Kadın Bilişim Hareketi) çalışmalarına yardımcı oluyor, yasal konularda eğitim sağlıyor.

Hedefimiz kadın erkek eşitliği
Türkiye’de kadınların konumlarının güçlendirilmesi için bir çok ilerleme kat edildi.Türkiye’de faaliyette bulunan Birleşmiş Milletler kuruluşları da Türkiye’ye hedeflerine ulaşmasında katkıda bulunmak için devlet kurumları, özel sektör, STK’lar ve medya ile birlikte çalışmalarını sürdürdü, sürdürüyor.
Birleşmiş Milletler’in bu alandaki küresel ölçekli çalışmaları da devam ediyor. Kadınların konumlarının güçlendirilmesi ve kadın erkek eşitliğinin sağlanmasının küresel bir hedef olduğunun bilincindeyiz. Daha sağlıklı, iyi eğitimli, huzurlu ve refah toplumlar oluşması için de kadın erkek eşitliğinin gerekli olduğunu biliyoruz. Kadınların toplumdaki yerleri tam olarak güçlendirildiğinde ve sosyal yaşama katılmaları sağlandığında bundan tüm toplum olumlu etkileniyor. Dünyamızın karşı karşıya olduğu zorlukları başarılı bir şekilde aşmanın tek yolu kadın erkek eşitliğinden geçiyor.
Birlikte, geleceğimizi herkes için daha iyi bir dünyaya dönüştürmek elimizde.
KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLERLER TÜRKİYE


8 Mart, Ankara (BM Enformasyon Merkezi) – Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon, kadın hakları konusunda son dönemlerde küresel ölçekte ilerleme kaydedilmiş olmasına rağmen, henüz arzu edilen noktaya ulaşılamadığını söyledi.

Ban, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle yayınladığı mesajında, kadın erkek eşitliği ve kadınların toplumsal konumlarının güçlendirilmesinin dünya genelinde artık daha fazla destek bulduğunu, Devlet ve hükümet başkanı kadın sayısının her geçen gün arttığını, daha fazla oranda kadının bakan olarak hükümetlerde görev aldığını, kadınların işdünyasında daha da etkili olduğunu, okula devam eden kızların sayısının arttığını söyledi.

Ancak Ban, “Bu hareketlenmeye rağmen kadınların ve kız çocuklarının, doğuştan edindikleri ve refahlarını garanti altına alacak temel haklardan tam olarak yararlanabilmeleri için daha aşılması gereken çok mesafe var” dedi. Bu durumun kırsal kesimde diğer kesimlere oranla çok daha belirgin olduğunu belirten Ban, bu yıl ki Dünya Kadınlar Gününün adandığı kırsal kesimde yaşayan kadınlar ve kız çocuklarının küresel nüfusun dörtte birini teşkil ettiğini, ancak onların, gelirden eğitime, sağlıktan karar alma mekanizmalarına katılıma kadar birçok alanla bağlantılı ekonomik, sosyal ve siyasi göstergelerin hepsinin en altında yer aldığını söyledi.

Genel Sekreter yarım milyar küçük çiftçi ve topraksız tarım işçisi kadının tarım işgücünün ana unsurlarından birini teşkil ettiğini vurguladı. Ban “Ücretsiz olarak bakım işlerini onlar yapıyor. Ayrıca, kırsal kesimde yaşayan kadınlar potansiyellerini ortaya koyma fırsatı bulamıyor. Kırsal kesimde yaşayan kadınlar üretim kaynaklarına eşit erişim fırsatı bulsalar, tarım üretimi yüzde 4 artacak, gıda güvenliği desteklenmiş olacak ve 150 milyon insan açlık kapanından kurtulacak. Kırsal kesimde yaşayan kadınlar, imkan tanınsa, gizli bir trajedi olan ve kalkınmakta olan ülkelerde rastlanan çocuklardaki gelişim bozukluklarının sonlandırılmasına da katkı sağlayacak” dedi.

Ayrımcı yasalar ve uygulamaların sadece kadınları değil, toplumun ve ulusların tüm fertlerini etkilediğini vurgulayan Ban, “Kadınların toprak sahibi olamadığı veya kredi imkanlarına ulaşamadığı ülkelerde yetersiz beslenme sorunu yaşayan çocuk sayısında önemli bir artış görülüyor. Kırsal kesimde yaşayan kadınlara yönelik yatırımlar kalkınma alanında atılmış akıllı adımları teşkil ediyor” dedi.

Ban, kırsal kesimde yaşayan kadınların çektiği sıkıntıların toplumun diğer katmanlarındaki kadınlar ve kız çocuklarının karşı karşıya kaldığı sorunların bir yansıması olduğunu söyledi. Kadınların, iş hayatında önlerine görünmez engeller çıktığını, aile içi şiddete maruz kaldığını, okula kız çocukları yerine erkek çocukların gönderilmesinin tercih edildiğini, binlerce kadının her yıl doğum sırasında en basit tıbbi desteği dahi alamadığı için hayatını kaybettiğini söyleyen Ban, kadın haklarının daha gelişmiş olduğu ülkelerde dahi kadınların eşit işe eşit ücret alamadığını belirtti. Genel Sekreter “Kadınlar siyasette ve iş dünyasında karar alma mekanizmalarında yeterli oranda temsil edilmiyor” dedi.

Dünya Kadınlar Gününde Hükümetleri, sivil toplumu ve özel sektörü, bir temel insan hakkı olan ve herkesin yararına sonuçlar doğuran toplumsal cinsiyet eşitliğine ve kadınların toplumdaki konumlarının güçlendirilmesine kararlılıkla sahip çıkmaya çağıran Ban, “Kadınların ve kız çocuklarının enerjisi, yeteneği ve gücü insanlığın henüz işlenmemiş bir cevheridir” diyerek mesajına son verdi.
KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLERLER TÜRKİYE


Kadınların konumlarının küresel ölçekte güçlendirilmesi Birleşmiş Milletler ve bağlı kuruluşlarının ana çalışma alanlarında birini oluşturuyor. Birleşmiş Milletler bu alandaki faaliyetlerini sivil toplum kuruluşları, bakanlıklar ve medya ile işbirliği halinde yürütüyor.

Birleşmiş Milletler’in bu alandaki önemli ortaklarından biri de Avrupa Birliği. Söz konusu ortaklığın bir uzantısı olarak Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu ve Birleşmiş Milletler Türkiye, Dünya Kadınlar Günü kapsamında 6 Mart 2012 tarihinde Ankara Üniversitesi Avrupa Toplulukları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde (ATAUM) “Kadınlar için Birlikte” konulu bir panel düzenledi.

Kolaylaştırıcılığını Today’s Zaman gazetesi köşe yazarı Nicole Pope’un yaptığı panele Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Ekonomik Statü Daire Başkan Vekili Yeliz Filiz, KA-DER Başkanı Çiğdem Aydın ve Uçan Süpürge Derneği Başkanı Halime Güner, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Başkanı Jean-Maurice Ripert ve Birleşmiş Milletler Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Başkanı ve UNFPA Türkiye Temsilcisi Zahidul Huque katıldı.

Panelde ilk sözü alan Büyükelçi Ripert, kadınlarının konumlarının güçlendirilmesinin tüm toplumları kapsayan bir çaba olduğunu, Avrupa Birliğine üye ülkelerde de, başta kadına karşı şiddetin önlenmesi ve kadınların karar mekanizmalarında eşit oranda temsil edilmeleri gibi alanlarda çalışmaların sürdüğünü söyledi. Kadın haklarının güçlendirilmesinin Türkiye’nin Avrupa Birliği müzakere sürecinin de bir parçası olduğunu, bu nedenle resmi makamlarla kadın hakları alanında çalıştıklarını belirtti.

UNFPA Türkiye Temsilcisi Huque, dünya genelinde kadınlara yönelik ayrımcılığın önlenmesi için gerekli yasal altyapının bir çok ülkede bulunmadığını belirtti. Huque, BM kuruluşlarının Türkiye’de din adamları ve Silahlı Kuvvetlerle işbirliği yaparak kadına karşı şiddetin önlenmesinde erkeklerin de bilinçlendirilmesine katkıda bulunduğunu belirtti.

KA-DER Başkanı Aydın, kadınların siyasette ve karar alma mekanizmalarında yer alamamalarının önündeki en büyük engelin erkek bakış açısı olduğunu, Avrupa’da da benzer sorunlar görüldüğünü, ancak söz konusu ülkelerde kadınların bu sorunları aşmak için belli mekanizmalara sahip olduklarını söyledi.

Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Ekonomik Statü Daire Başkan Vekili Filiz ise yeni oluşturulan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının çalışma alanları hakkında bilgi verdi ve yeni bakanlığın politikaları belirleyici ve uygulayıcı bir yapıya büründüğünü belirtti.

Uçan Süpürge Derneği Başkanı Güner ise çocuk gelinlerin çok önemli bir sorun olduğunu söyledi. Güner, bunun önüne geçilmesi için, reşit olmayanların evliliğine izin verilmemesi başta olmak üzere yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini ifade etti. Güner, herkesi kadın hakları konusunda çalışan STK’lara desteğe çağırdı.
KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLERLER TÜRKİYE


Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon, yeni Genel Sekreter Baş Yardımcısı olarak İsveçli kıdemli diplomat Jan Eliasson’u atadı.

1 Temmuz tarihinde görevi Tanzanya’lı Asha-Rose Migiro’dan devralacak olan Eliasson daha önce Genel Sekreter’in Darfur Özel Temsilcisi, 60. Genel Kurul’un Başkanı ve İnsani Yardım İşlerinden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı görevlerinde bulunmuştu. Eliasson halen Genel Sekreterin Binyıl Kalkınma Hedefleri Savunma Grubunun bir üyesi olarak görev yapıyor.

Ülkesi İsveç’te Dışişleri Bakanı görevi de yapan Eliasson, ülkesini New York ve Washington’da önemli pozisyonlarda temsil etmiş bir diplomat.

Ban Ki-moon ayrıca Arjantin vatandaşı Susana Malcorra’yı da 1 Nisan tarihinden itibaren Özel Kalem Müdürü olarak atadığını bildirdi. Malcorra 2008 yılından bu yana Saha Desteğinden Sorumlu Genel Sekreter yardımcısı olarak görev yapıyordu.

Ban atamalarla ilgili gazetecilere yaptığı açıklamada 10 adet Genel Sekreter Yardımcılığı pozisyonu için “şeffaf ve rekabete dayalı” bir seçim sürecinin başladığını söyledi.

Ocak ayında ikinci beş yıllık görev süresine başlamadan önce BM Genel Sekreteri Ban, tüm ekibini baştan başa incelemeye aldığını söylemişti.
KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLERLER TÜRKİYE


NEW YORK, 28 Şubat 2012 – UNICEF Dünya Çocuklarının Durumu 2012: Kentsel bir Dünyada Çocuklar başlığını taşıyan raporunda kentleşmenin kentlerde ve kasabalarda yaşayan yüz milyonlarca çocuğu yaşamsal önem taşıyan hizmetlerden yoksun bıraktığı uyarısında bulundu.

Kentleşmenin daha da ileri gitmesi kaçınılmazdır. Raporda belirtildiği üzere, önümüzdeki birkaç yıl içinde çocukların çoğunluğu artık kırsal alanlarda değil kasaba ve kentlerde yaşayacaktır. Kentlerde doğan çocuklar daha şimdiden kentsel nüfus artışında yüzde 60 paya sahiptir.

UNICEF Genel Direktörü Anthony Lake konuya ilişkin şu görüşü dile getirmiştir: “Yoksulluk olgusunu düşündüğümüzde geleneksel olarak aklımıza gelen köyde yaşayan bir çocuktur. Oysa günümüzde kentlerin yoksul mahallelerinde, gecekondularda yaşayan ve sayıca giderek artan çocuklar, dünyadaki en dezavantajlı, en fazla güçlük içinde yaşayan nüfus kesimini oluşturmaktadır. Bu çocuklar en temel hizmetlerden bile yoksundur; büyüyüp gelişme hakları görmezlikten gelinmektedir.

“Yoksul mahallelerde yaşayan bu çocukların dışlanması, yalnızca onları potansiyellerini gerçekleştirme şansından yoksun bırakmamakta, aynı zamanda toplumlarının iyi eğitilmiş ve sağlıklı bir kentsel nüfusa sahip olmanın sağlayacağı ekonomik getirilerden yoksun kalmasına da yol açmaktadır.”

Kentler çok sayıda çocuğa okul, klinik ve oyun alanı gibi olanaklar sunmaktadır. Ne var ki, dünyaya baktığımızda aynı kentlerin çocuk sağlığı, eğitim ve fırsatlar açısından en büyük eşitsizliklerin ortaya çıktığı mekanlar olduklarını da görüyoruz.

Altyapı ve hizmetler dünyanın birçok bölgesinde kentsel büyümenin gerisinde kalmakta ve çocukların temel gereksinimleri karşılanmamaktadır. Yoksulluk içindeki aileler çoğu durumda standardı düşük hizmetler için fazla para ödemek zorunda kalmaktadır. Örneğin, hanelerin genel su şebekesine bağlı olduğu daha varlıklı semtlerle karşılaştırıldığında, yoksul mahallelerde yaşayanlar özel satıcılardan su almak zorunda kalmakta, bu da su için yer yer 50 kat daha fazla para ödeme gibi durumlara yol açmaktadır.

Kentlerin yoksul mahallelerinde yaşayan çocukların içinde bulundukları yoksunluk durumu, zengini ve yoksulu tüm kent sakinlerini aynı yere koyan istatistik ortalamalarıyla örtülmektedir. Dolayısıyla, kentsel politikalar belirlenip kaynak tahsisi yapılırken bu tür istatistiklerin kullanılması, en yoksul kesimlerin ihtiyaçlarının gözden kaçırılmasına yol açabilmektedir.

Kentleri çocuklara uygun hale getirmek

Eşitliğe odaklanmak büyük önem taşımaktadır. Bundan kastedilen, nerede yaşıyor olurlarsa olsunlar önceliğin en dezavantajlı konumda olanlara tanınmasıdır.

UNICEF hükümetlere çocukları kent planlamasının merkezine yerleştirmeleri, hizmetleri herkese ulaşacak şekilde geliştirip yaygınlaştırmaları çağrısında bulunmaktadır. Başlangıç için, kentsel yerleşimlerdeki çocuklar arasındaki eşitsizlikleri belirleme ve bunların nasıl giderilebileceğini ortaya koyma açısından daha odaklanmış, sağlıklı verilere ihtiyaç duyulmaktadır.

Hangi kademede olursa olsun resmi yönetimlerin yapabileceği daha çok şey olmakla birlikte, başarı açısından toplum düzeyindeki girişimler de büyük önem taşımaktadır.

Rapor, kent yoksulluğu sorununun çözümü için toplum temelli çabalara daha fazla önem verilmesi çağrısında bulunmakta ve çocuklarla ergenler dahil olmak üzere kent yoksulları ile yapılabilecek etkili ortaklıklara örnekler vermektedir.

Bu ortaklıklar gerçekten elle tutulur sonuçlar vermektedir. Örnekler arasında şunlar da yer almaktadır: Brezilya’nın Rio de Janeiro ve Sao Paulo kentlerinde altyapıda gerçekleştirilen iyileştirmeler; Ekvador’un Cotacachi yöresinde okuryazar oranlarının artması ve Filipinler’in Manila kentinde afetlere daha hazırlıklı olma. Kenya’nın Nairobi kentinde ise ergenler kent planlamacılarına bilgi sağlamak üzere kendi yoksul mahallelerinin haritalamasını yapmışlardır.

Meksika’da başlatılan Oportunidades girişimi, en yoksul ailelerin çocuklarını okula gönderebilmeleri ve sağlık hizmetlerinden yararlanabilmeleri için nakit transferi sistemine öncülük etmiştir ve bu öncü girişim daha sonra gerek kentsel gerekse kırsal alanlarda yaygınlaştırılmış, böylece Meksika örneğini izleyen ülkelere değerli bir deneyim sunulmuştur.

Küresel ölçekte ise UNICEF ile Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı (UN-Habitat) Çocuk Dostu Kentler Girişimi çerçevesinde 15 yıl birlikte çalışmıştır. Bu girişim kapsamında çocukların kent gündeminin merkezine yerleştirmek üzere ortaklıklar oluşturulmuş, çocukların bu dönemlerini hak ettikleri daha güvenli ve sağlıklı ortamlarda geçirebilmeleri için çeşitli hizmetler sunulmuş, korumalı alanlar yaratılmıştır.

Anthony Lake’in sözleriyle, “kentleşme yaşamın bir gerçeğidir; kentlere daha fazla yatırım yapmalıyız, en muhtaç durumdaki çocuklara sunulacak hizmetlere daha fazla odaklanmalıyız.”

UNICEF hakkında
UNICEF, erken dönem çocukluktan ergenliğe kadar uzanan dönemde çocukların yaşayıp gelişmelerine yardımcı olmak amacıyla 190’dan fazla ülkede ve bölgede çalışmalarını sürdürmektedir. Gelişmekte olan ülkelere aşı sağlanması açısından dünyanın en önde gelen kuruluşu olan UNICEF çocuk sağlığı ve beslenmesi, temiz su ve sanitasyon, tüm erkek ve kız çocuklara kaliteli eğitim sağlanması; çocukların şiddet, sömürü ve AİDS’ten korunmaları gibi alanlardaki çalışmaları desteklemektedir. UNICEF kaynaklarını tamamen kişilerin, iş çevrelerinin, vakıfların ve hükümetlerin gönüllü katkılarından sağlamaktadır. UNICEF ve çalışmaları hakkında daha fazla bilgi için: http://www.unicef.org

Bizi Twitter ve Facebook’tan izleyin

UN-Habitat hakkında
Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı (UN Habitat) insan yerleşimleriyle ilgili Birleşmiş Milletler kuruluşudur. Genel Kurul tarafından, herkese yeterli barınma imkânları sağlamak amacıyla toplumsal ve çevresel açıdan sürdürülebilir kentler ve kasabalar oluşturma görevi verilmiştir.Habitat ve çalışmaları hakkında daha fazla bilgi için: http://www.unhabitat.org/

Daha fazla bilgi için:

Sarah Crowe, Medya Baş Danışmanı, UNICEF New York, Cep: +1 646 209 1590, scrowe@unicef.org

Maurizio Giuliano, İletişim Bölümü Başkanı, UNICEF Mexico, Cep: 52 155 385 82559, mgiuliano@unicef.org

Peter Smerdon, UNICEF New York, Cep: +1 917 213 5188, psmerdon@unicef.org

Sema Hosta, UNICEF Türkiye İletişim Sorumlusu, 0312 454 1028, shosta@unicef.org
KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE

INCB: SOSYAL MEDYA ÜZERİNDEN ÇOCUKLARA UYUŞTURUCU SATIŞININ ÖNÜNE GEÇİLMELİ

Ankara, 28 Şubat (BM Enformasyon Merkezi) – Yasadışı internet eczaneleri yasadışı uyuşturucuları ve reçete ile satılması gereken ilaçları, hedef olarak seçtikleri gençlere satmak için her yolu deniyor. Merkezi Viyana'da bulunan Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulu (INCB) tarafından bugün yayınlanan 2011 raporunda yasadışı internet eczanelerinin sosyal medya üzerinden gençleri hedef almayı sürdürdüğü belirtildi. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre yasadışı internet eczanelerinde satışa sunulan ilaçların yarıdan fazlasının sahte olduğu göz önüne alındığında insanların büyük bir risk ile karşı karşıya kaldığı görülüyor. INCB, hükümetlerden yasadışı internet eczanelerini kapatmalarını, sattıkları yasadışı uyuşturuculara da el koymalarını istiyor.

INCB, gençlerin toplumdan dışlanmalarının ana nedenlerinden olan uyuşturucu sorununa karşı etkin önlemler alınmasını istiyor.

INCB Başkanı Hamid Ghodse tarafından bugün Viyana'da açıklanan raporda öncelikli olarak uyuşturucu sorunuyla karşı karşıya kalan marjinalleştirilmiş toplumsal kesimlere yardım edilmesi gerektiği belirtiliyor. Dünyanın dört bir yanında, şiddet, organize suç örgütleri, yolsuzluk, işsizlik, sağlıksız yaşam koşulları ve yetersiz eğitim sarmalına düşmüş kesimlerde uyuşturucu kullanımı ve kaçakçılığının yerleşik hale geldiğinin görüldüğü belirtilen raporda, bu durumdan da en çok gençlerin olumsuz yönde etkilendiği ifade ediliyor. Ghodse, dünyanın dört bir yanında uyuşturucu nedeniyle yaşanan sorunların sosyal düzeni tehtid ettiğini ve şiddet olaylarında artışa neden olduğunu söylüyor.

Bölgesel gelişmeler

Orta Amerika ve Karayipler, Güney Amerika'dan Kuzey Amerika'ya uyuşturucu geçişinin sağlandığı transit bölgeler olarak kullanılmaya devam ediliyor. Amerika Birleşik Devletleri'ndeki (ABD) kokainin yaklaşık yüzde 90'ı ülkeye Meksika yoluyla kaçırılıyor. Meksikalı güvenlik birimlerinin baskısı sonrası bazı Meksikalı uyuşturucu kartelleri operasyonlarını Orta Amerika'ya taşıdılar ve artan şiddet olaylarına neden oldular. 2010 yılında, Honduras, Kosta Rika ve Nikaragua ilk kez ABD'ye gitmesi hedeflenen uyuşturucular için başlıca geçiş ülkeleri olarak gösterildi. Uyuşturucu kaçakcılığı Orta Amerika'da cinayet vakalarının en önemli ve Orta Amerika'nın alt bölgesinde artan şiddet olaylarının ise ana nedeni haline geldi.

Kuzey Amerika bölgesindeki üç ülke, yüksek düzeyde yasadışı uyuşturucu üretimi, ticareti ve tüketimiyle 2010 yılında dünyanın en büyük yasadışı uyuşturucu pazarı olmaya devam etti. Hint keneviri (esrar) her üç ülkede üretilen büyük miktarlarıyla en çok kullanılan uyuşturucu olmaya devam ediyor.

Hint kenevirinin Batı ve Orta Avrupa'da yasadışı yetiştirilmesi de ciddi oranda arttı. Hint keneviri bitkileri sanayi ölçeğinde, genellikle kapalı alanlarda ve organize suç örgütlerinin katkısıyla yetiştiriliyor. Avrupa dünyanın ikinci büyük kokain pazarı olmaya devam ediyor. Avrupa'ya yapılan uyuşturucu kaçakcılığının kullandığı yollarda, Kuzey Afrika’dan gelen uyuşturucu kaçakcılığının artması da dahil olmak üzere çeşitlenme oldu. Doğu Avrupa'da gümrük görevlileri tarafından ele geçirilen kokain miktarında 2010 yılında büyük oranda artış oldu. INCB'nin Avrupa'da tüketilen uyuşturucu maddelerin çeşitliliği konusundaki endişeleri devam ediyor. Avrupa'da 15 ila 24 yaş arası gençlerle 2011 yılında yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre, araştırmaya katılanların yüzde 5'inin kontrol altında olmayan uyuşturucu maddeler kullandığı görülüyor. 2010 yılında, uluslararası kontrol altında olmayan rekor seviyede yeni uyuşturu madde belirlendi.

Avrupa küresel afyon pazarının en büyük payına sahip bulunuyor ve hastalık ve ölüm oranları açısından eroin en büyük uyuşturucu problemini oluşturuyor.
Batı Asya yasadışı haşhaş yetiştiriciliğinin merkezi olmaya devam ediyor. 2011 yılında, afyon üretiminde dikkate değer artış oldu. Afganistan'ın çeşitli bölgelerinde haşhaş yetiştiriciliğinin yayılması, afyonun fiyatının artması ve Uluslararası Güvenlik Yardım Gücü (ISAF) birliklerinde azaltmaya gidilmesi gibi nedenlerin bir araya gelmesi sonucu afyon üretiminde geçtiğimiz yıllara oranla daha da fazla artış olabileceği düşünülüyor. INCB, afyon üretiminin artmasının, bölgede zaten yüksek seviyelerde olan afyon türevi uyuşturucuların istismarını daha da artıracağından endişe duyuyor.

Güney Amerika'dan Afrika yoluyla Avrupa'ya kokain kaçakçılığı son yıllarda ortaya çıkan başlıca tehditlerden birini oluşturuyor. Batı Afrika kokain kaçakçılığında kullanılmaya devam ediliyor. Uyuşturucu kaçakcıları artan şekilde gemi konteynerleri ve ticari uçakları bölgeye kokain sokmak için kullanıyor. Eroin Afrika Kıtası'na Doğu Afrika'dan giriyor ve Avrupa veya diğer bölgelere ya doğrudan ya da Batı Afrika yoluyla kaçırılıyor. 2011 yılında rekor seviyede eroin Kenya ve Tanzanya'da ele geçirildi. INCB, Afrika'ya giren eroinin artmasıyla bölgede özellikle Doğu Afrika ve Güney Afrika'da uyuşturucu kullanımının yükselişe geçmesinden endişe duyuyor.

Türkiye

Raporda, Türkiye Batı Asya bölgesi içinde inceleniyor ve Türkiye'nin hem yurt içindeki çalışmaları hem de bölge ülkeleriyle yaptığı işbirliği sayesinde uyuşturucu ile etkin bir mücadele yürüttüğü ve ele geçen uyuşturucu miktarında da daha önceki yıllara oranla artış olduğu belirtiliyor.

Raporda, yasadışı uyuşturucu yapımında da kullanılabilen psikotrop maddelerin ithalat ve ihracatına daha etkin denetleme getiren ülkeler arasında Türkiye'den de övgüyle bahsediliyor.

Kurul ayrıca, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu haşhaş ana üreticisi ülkelere, haşhaş ekimini sertifika vererek gerçekleştirdikleri ve ilgili uluslararası kuruluşları konu hakkında detaylı şekilde bilgilendirdikleri için teşekürlerini sunuyor. Sertifikalı üretim, haşhaşın yasadışı uyuşturucu üretiminde kullanılmasını önlemek açısından büyük önem taşıyor.

Raporda, Suudi Arabistan ve Türk emniyet güçlerinin işbirliği sayesinde 2009 yılında Türkiye'de yasadışı bir Captagon üretim fabrikasının ele geçirildiği, fabrikanın yıllık üretim kapasitesinin 200 milyon Captagon tableti seviyesinde olduğu belirtiliyor.

Raporda, Arnavutluk ve Kosova'da yasadışı olarak yetiştirilen esrarın suç şebekeleri tarafından aralarında Türkiye'nin de bulunduğu Doğu ve Güneydoğu Avrupa ülkelerine kaçak olarak sokulduğuna dikkat çekiliyor.

INCB raporunda, Dünya Gümrük Örgütü (WCO) 2010 verilerine göre, Kuzey Balkan hattı olarak tanımlanan güzergah (Türkiye, Bulgaristan, Romanya, Macaristan ve Avusturya) üzerinde yakalanan eroin miktarında, Güney Balkan hattı olarak adlandırılan (İtalya, Yunanistan, Arnavutluk veya Makedonya) güzergahında ele geçirilen eroine oranla azalma yaşandığı belirtiliyor.

Raporun tamamına (İngilizce) http://www.unicankara.org.tr/incb2011.pdf adresinden ulaşılınıyor.

Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulunun Rolü

Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulu (INCB), Birleşmiş Milletler'in uluslararası uyuşturucu kontrol sözleşmelerinin uygulanmasındaki bağımsız ve yargı benzeri gözetim organıdır. Kurul, 1961 tarihli Uyuşturucu Maddelere Dair Birleşmiş Milletler Tekli Sözleşmesi'ne istinaden 1968 yılında kurulmuş olmakla birlikte, INCB benzeri kuruluşların geçmişinin Milletler Cemiyeti dönemine uzandığı biliniyor.

Oluşumu

INCB Hükümetlerden ve Birleşmiş Milletler'den bağımsız bir kuruluştur. Ekonomik ve Sosyal Konsey tarafından seçilen 13 kurul üyesi hükümetleri adına değil kendi adlarına faaliyet gösterir. Dünya Sağlık Örgütü tarafından aday gösterilen uzmanlar listesinden tıbbi, ilaç ve eczacılık deneyimine sahip üç üye ve hükümetler tarafından aday gösterilen uzmanlar listesinden de on üye seçimle belirlenir.

INCB Birleşmiş Milletlerin Uyuşturucu ve Suç ile Mücadele Ofisi (UNODC) ve Uyuşturucu İlaçlar Komisyonu, Dünya Sağlık Örgütü, Uluslararası Kriminal Polis Teşkilatı (Interpol) ve Dünya Gümrük Örgütü de dahil olmak üzere, uyuşturucu denetimi ile ilgilenen diğer uluslararası organlar ile işbirliği yapar.
KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE


Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurul Başkanı Nasır Abdülaziz El-Nasır arabulucuk ile ilgili iki günlük bir konferansa katılmak üzere Türkiye’ye geldi.

El-Nasır ziyareti kapsamında Ankara’da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile de görüştü.

El-Nasır Ankara bulunduğu sırada ayrıca Birleşmiş Milletler Türkiye Ülke Ekibi ile biraraya geldi. Bu toplantı sırasında El Nasır Ankara ve daha sonra İstanbul’daki temaslarının BM gündeminde olan bölgesel konular ve işler üzerinde odaklanacağını belirtti.

El-Nasır Suriye ve Orta Doğu’daki gelişmeler konusunda Türkiye’nin önemli bir rol oynadığını söyledi.

BM Genel Kurul Başkanı 24-25 Şubat tarihlerinde İstanbul’da uluslararası anlaşmazlıklara barışçıl çözümler konulu BM destekli uluslararası bir konferansa katılacak. Konferansa yerel ve yabancı uzmanlar, akademisyenler, sivil toplum kuruluşları temsilcileri, BM yetkililileri ve diplomatlar katılıyor.

“Arabuluculuk Yoluyla Barışı Geliştirmek” isimli konferans sırasında konuşmacılar uluslararası arabulucukta sivil toplum kuruluşlarının artan aktif rolününde dahil olduğu önemli konuları görüşecekler.

Konferansın ikinci gününde, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, Brezilya Dışişleri Bakanı Antonio Patriota ve BM Genel Kurul Başkanı Nasır Abdülaziz El-Nasır’ın katılacağı basına açık üst düzey bir oturum da yapılacak.
KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE


17 Şubat 2012 – Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Suriye’de devam eden “yaygın ve sistematik” insan hakları ihlallerini şiddetle kınadı ve Suriye Hükümeti’nden derhal şiddet olaylarını durdurup, halkını korumasını istedi.

193 üyeli BM Genel Kurulu, geçen Mart ayından bu yana yaklaşık 5400 kişinin öldüğü Suriye’deki krizi sonlandırmada Arap Birliği’nin çabalarını destekleyen karar tasarısını dün kabul etti.

Suriye’de binlerce kişinin kayıp olduğu, 70 bin kişinin yerlerini değiştirmek zorunda bırakıldığı ve 25 bin kişinin de şiddet olaylarından kaçmak için ülkeyi terk ettiği bildiriliyor.
BM Genel Kurul’unda kabul edilen kararda “Suriyeli yetkililerin yaygın ve sistematik insan hakları ve temel özgürlükleri ihlali” şiddetle kınandı. İnsan hakları ihlalleri arasında sivillere karşı güç kullanmak, keyfi infazlar, göstericiler, insan hakları savunucuları, gazetecilerin zulüm görüp öldürülmesi, keyfi göz altında tutmalar, zorla kaybettirilmeler, sağlık hizmeti almaya müdahale, işkence, cinsel şiddet, kötü muamale bulunuyor.

137 üyenin lehte 12 üyenin aleyhte 17 üyenin çekimser oy kullandığı karar Suriye’den “derhal tüm insan hakları ihlaleri ve sivillere karşı saldırıları” durdurması çağrısı yapıyor.
Kararın kabulu BM Genel Kurul Başkanı Nasır Abdülaziz El Nasır ve BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon tarafından memnunlukla karşılandı.

Nasır, kararın dünyanın özellikle sivillerin korunması konusunda Suriye halkı ile ilgili endişeleri ve onlarla dayanışma içinde olduğunu gösterdiğini belirtti. Nasır ayrıca bu gelişmenin üye ülkelerin istikrarı korumak için Genel Kurul aracılığıyla hareket etmeye istekli olduğunu gösterdiğini söyledi.

Genel Kurul Başkanı, tüm barış seven ülkeleri Suriye’deki krize hızla bir çözüm bulma çabalarını desteklemeye çağırdı. 24 Şubat tarihinde Tunus’ta konuyla ilgili bir konferans düzenlenmesi planlanıyor.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban da Genel Kurul kararının Suriye’de demokrasi, insan hakları ve tüm Suriye halkı için onurlu bir siyasi çözüm ve Suriye için barış içinde bir gelecek işaret ettiğini söyledi.

Genel Sekreterin sözcüzü aracılığıyla yayınladığı açıklamada bu uzun süredir beklenen mesajı memnunlukla karşıladı bildirilirken, Suriyeli yetkililere uluslararası toplumun çağrısı ve Suriye halkının sesine önem vermesi çağrısı yaptığı belirtildi.

Suriye’nin BM temsilcisi Büyükelçi Beşar Caferi, oylamadan önce yaptığı konuşmada karar tasarısının yanlı olduğunu ve ülkesindeki durumla hiç alakası olmadığını söyledi.
KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLERLER TÜRKİYE


20 Şubat, Ankara, (BM Enformasyon Merkezi) – Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon, küresel sosyal adaletin sağlanabilmesi için Uluslararası seviyede kabul gören kalkınma hedeflerine ulaşılması gerektiğini söyledi.

Genel Sekreter Ban, 20 Şubat Dünya Sosyal Adalet Günü vesilesiyle yayımladığı mesajında, geçtiğimiz yıl, değişim rüzgarlarının tüm dünyayı sardığını, milyonlarca insanın, eşitsizlikler, yolsuzluklar, baskıcı rejimler ve kötü iş koşulları gibi benzer konularda duydukları hoşnutsuzlukları dile getirdiklerini söyledi. Ban, “Bu topyekün seferberliğin altında sosyal adalet için bir çağrı yatıyordu” dedi.

“Sosyal adaleti sağlayabilmemiz için Kopenhag Sosyal Zirvesi, Binyıl Zirvesi ve diğer vesilelerle kabul edilen kalkınma hedeflerine ulaşılması gerekiyor” diyen Ban, sürdürülebilir kalkınma konusunda yıl ortasında düzenlenecek Rio+20 Konferansı vesilesiyle kalkınma stratejileri ve şirketlerin iş yapma yöntemleri üzerinde yeniden düşünme ve böylece daha sürdürülebilir ve eşitlikçi bir geleceğe yönelme fırsatı yakalanabileceğini belirtti.

“Sürdürülebilirlik, kalkınmanın nimetlerinin daha iyi paylaştırılmasına imkan tanıyan pazarlar oluşturulmasına bağlı. Sürdürülebilirlik yeşil ürünler ve hizmetlere yönelik artan talebi karşılamaya dayanıyor. Ayrıca, sürdürülebilirlik onur, istikrar ve fırsat eşitliğinin temelini oluşturuyor” diyen Ban, böyle bir dönüşümün gerçekleştirilmeye çabalandığı bir dönemde politikaların ve bağlantılı tüm çalışmaların sosyal içerme ilkesini [insanların ekonomik ve sosyal hayatta yer almalarına engel olan faktörlerin ortadan kaldırılarak ve hayat seviyeleri toplumda kabul edilebilir bir düzeye getirilerek, toplumla bütünleşmelerinin sağlanması] bünyesinde barındırması gerektiğine dikkat çekti.

Ban mesajına, “Gelin küresel ekonomiyi dengeye sokmak ve 21. Yüzyılda yeni bir toplumsal sözleşme inşa etmek için birlikte çalışalım. Gelin, bizi sosyal adalete ve istediğimiz geleceğe götürecek bir kalkınma güzergahını birlikte inşa edelim” diyerek son verdi.
KAYNAK:BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TÜRKİYE



Toplum Destekli Polisten Uyarı!
Zaman zaman yaşanan hırsızlık, dolandırıcılık ve de özellikle kontör dolandırıcılığına karşı Emniyet Müdürlüğü Toplum Destekli Polislik Büro Amirliği el ilanları ile hem vatandaşları uyarıyor, hem de bilgilendiriyor.

Bugüne kadar cep telefonlarına gönderilen mesajlarla uyarılarda bulunan Polis, son olarak binlerce el ilanı dağıtarak vatandaşlara uyarılarda bulunuyor. “Bizim için önemlisiniz, desteğinizle daha güçlüyüz” sloganı ile uyarıların bulunduğu el ilanlarını dağıtan Ünye Emniyet Müdürlüğü Toplum Destekli Polislik Büro Amirliğinde görevli polisler, özellikle fındık mevsiminde yaşanan hırsızlık olaylarına da dikkat çekiyor.

İşte Polis’in uyarıları ve alınacak tedbirler;

Evinizin Güvenliği İçin Alabileceğiniz Tedbirler;

“Evinizden ayrılırken kapı ve pencerelerinizi kilitleyin. Yeni taşındığınız evin kapı anahtarlarını mutlak suretle değiştiriniz.

Evinizin anahtarını paspas altı, ayakkabı içerisi, elektrik ve su saati panosu içerisi v.b. yerler kesinlikle bırakmayınız.

Apartman giriş kapısını sürekli kapalı tutunuz, zile basıldığında gelen kişiyi tanıyorsanız kapı otomatiğine basarak kapıyı açınız aksi halde tanımadığınız kimseye kapıyı açmayınız.

Seyyar satıcı, dilenci, falcı, bohçacı, anketçi ve hediye çıkacak gibi bahanelerle evinize girmek isteyenleri içeriye almayınız.

Hırsızın ilk önce yatak odasını karıştırdığını düşünerek kıymetli eşyanızı evinizin değişik yerlerine koyunuz, yüklü miktarda ziynet eşyanızı ve dövizinizi banka kasasına koyunuz.

Uzun süreli evinizden ayrıldığınızda(tatil ve fındık için köye gitme.) posta kutunuzda biriken mektup, fatura ve evrakları komşunuzdan almasını söyleyiniz, komşuluk ilişkisine önem vererek komşunuzu koruyup kollayınız. Komşunuz hakkında tanımadığınız kimselere “yeni pazara gitti, köye gitti, tatile gitti v.b.” bilgiler vererek hırsızın hedefi haline getirmeyiniz. Size ulaşılabilmesi için komşunuza telefon numaranızı bırakınız.

Zemin ve 1. katlar hırsızların en fazla ulaşabilecekleri yerler olabileceğinden bu gibi yerlere (pencere ve balkon kapılarına) demir parmaklık taktırın, ancak bu parmaklıkları üst katınıza merdiven vazifesi görecek şekilde yaptırmayınız.

Apartman giriş katlarınıza duyarlı (sensörlü) lamba taktırınız.

Kontör Dolandırıcılığına Dikkat!

Cep telefonunuza ödül kazandınız şeklinde mesaj gönderip veya sizi arayarak para ödülü kazandınız ancak ödülü alabilmeniz için size kontör yükletmek isteyen kişilere itibar etmeyiniz.

Cep telefonunuzu arayarak kendisini Emniyet görevlisi, Askeri rütbeli ve Hakim-Savcı olarak tanıtarak çeşitli bahanelerle kontör ve para göndermenizi isteyen veya kredi kartı, hesap numarası gibi gizli bilgileri isteyen kişilere itibar etmeyiniz.

Dolandırıcılık Olaylarına Karşı Nasıl Korunabilirsiniz?

Kalabalık yerlerde dolmuş ve otobüs duraklarında, hastane, konser ve Pazar yerlerinde yankesicilere karşı dikkatli olunuz.

Dolandırıcıların sermayesi dilidir. Kimsenin sizi dalgınlık veya güven duygunuzdan istifade ederek para ve değerli eşyalarınızı almasına müsaade etmeyiniz.

Banka kartınız ATM’ye sıkışırsa bankamatikten hiçbir şekilde ayrılmayınız ve ilgili bankayı uyarınız. Banka görevlileri hariç kimseden yardım almayınız. Gerekiyorsa kartınızı işlemlere kapattırınız. Bankamatiklerde şifrenizi kimseye söylemeyiniz.

Olaylar Karşısında Takip Edeceğiniz Yol Ve Yöntemler

Aldığınız bütün tedbirlere rağmen evinizden, işyerinizden ve aracınızdan hırsızlık olduğunda hiçbir şeye dokunmadan vakit geçirmeden ücretsiz olan 155 POLİS İMDAT hattını arayınız. Hırsızlık ve diğer olaylarda teşhis işlemi önemlidir. Kolay teşhis yapılabilmesi için olaya karışan şahısların eşgal bilgilerini unutmayınız.

Can ve mal güvenliğiniz açısından alacağınız bütün tedbirler suça maruz kalmanız kadar pahallı olamaz.”